Cenazeye de saldırdılar - Altan Öymen
Mehmet Zeki Tekiner, CHP’nin Nevşehir İl Başkanı’ydı. 51 yaşındaydı. Hukukçuydu. Daha önce Kurucu Meclis üyeliği ve milletvekilliği yapmıştı. Arkadaşımdı. Çok değerli bir politikacıydı. 17 Haziran 1980 günü, Nevşehir’de bir eczaneden çıkıyordu. Yanında CHP’nin yönetim kurulu üyesi Yavuz Yükselbaba vardı. Silahlı bir saldırıya uğradılar. İkisi de öldü.
Öldürenler iki gençti. Kaçtılar. Kim oldukları anlaşıldı. Ama yakalanamadılar.
< Ben o sırada CHP Genel Sekreter Yardımcısı’ydım. CHP ana muhalefet partisiydi. Genel Başkanımız Bülent Ecevit’ti. Milletvekillerimizin büyük bir kısmıyla birlikte cenaze törenine gittik.
Otobüste Ecevit’le birlikte eşi Rahşan Ecevit, Genel Sekreterimiz Mustafa Üstündağ ve Genel Yönetim Kurulu üyelerimiz de vardı. Öğle namazına doğru otobüsümüz Nevşehir’e girerken, girişteki caddenin iki yanında biriken bir kısım genç tarafından taş yağmuruna tutulduk.
Cenazeyi, camiye götirmek üzere alacağımız yerde otobüsten indik. Orada kısa bir tören yapıldı. Türk bayrağına sarılı tabutu eller üstünde taşıyarak camiye doğru hareket ettik. Törene Nevşehir’den katılanlarla birlikte hepimiz yürüyorduk ki, yolun iki yanından taş atmalar yeniden başladı. Onunla da kalınmadı. Silahlar patladı.
Silahlar patladığı sırada tabutu taşıyanlar arasında Muş milletvekili Burhan Garip Şavlı vardı. Ordu milletvekili Ertuğrul Günay vardı. Onları hatırlıyorum.
Bir panik başladı. Şavlı’nın yaralandığı anlaşıldı. Daha başka yaralananlar da vardı. Sonradan yaralı sayılsının dokuz olduğu anlaşılacaktı. Arkadaşlarımız tabutu bir yere koydular. Silah sesleri devam ediyordu. Herkes bir yere sığınıp korunmaya çalıştı. Ecevit’i bazı milletvekilleri kordon altına aldı. Korumalı bir köşeye götürdü.
Biz yedi-sekiz arkadaş, kortejde bulunduğumuz yerin hemen yanında inşaat halindeki bir apartmanın duvarları arkasına geçtik. Aramızda Antalya milletvekili Deniz Baykal ile Konya milletvekili Yücel Akıncı da vardı.
Biz oradayken silah sesleri daha şiddetlendi. Otomatik silah sesleri de duyuldu. Sonradan söylendiğine göre, olayın bir aşamasında güvenlik güçleri de havaya ateş etmişler.
Bizim girdiğimiz inşaat halindeki binada da bir çöküntü olmuş. Yücel Akıncı oraya düşüp yaralandı.
Bir süre sonra silahlar sustu. Caddeye çıktık. Bir kısmımız cenazeyi camiye götürdük. Cenaze namazını kıldık. Bülent Ecevit dahil bir kısmımız valiliğe gitti.
Ben camiye gidenler arasındaydım. Valiliğe daha sonra gittim. Şehrin sokaklarından geçerken, sokaklarda artık kimse yoktu. Anlaşılıyordu ki, silah atanlar, işlerini bitirdikten sonra oradan ayrılmışlardı. Evlerin pencerelerinin perdelerinin arkasından sokağa bakanlar görülüyordu.
Valiliğin içinde ise Ecevit ve milletvekilleri ile vali arasında şiddetli bir tartışma devam ediyordu.
O dönemde, cep telefonu diye bir şey yok. Ecevit’in valiliğe gidişinin nedenlerinden biri, kablolu telefondan –o sırada Başbakan olan- Süleyman Demirel’le konuşmak istemesi...
O konuşma, ben gelmeden önce sağlanmış. Ecevit, Demirel’e “Nevşehir’de can güvenliğinin kalmadığını” söylemiş... “100 metrelik yere silahla taranarak gittik” demiş. Vali ise buna bir şey eklemek için telefonu istemiş, “Olay büyük bir olay değil. Onu da biz bastırdık” demiş.
Ecevit yeniden telefonu almış, olayların küçümsenemeyeceğini söylemiş. “Canımızı Allah korudu” demiş.
Ben valinin odasına girdiğimde o telefon konuşması bitmişti. Fakat milletvekilleriyle vali arasındaki tartışmalar ağır sözlerle devam ediyordu.
Ecevit daha sonra valinin odasından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’i de aradı. Ona, hükümetin veya valinin askeri birlik talebinde bulunup bulunmadığını sordu. Askeri birlik gönderileceğini öğrenince, dedi ki:
“Onları bekleyeceğiz. Onlar geldikten sonra hareket edeceğiz. Çünkü buradaki emniyet güçleri, olayları çıkaranlara karşı gereken tedbirleri alacak durumda değil. Biz gidersek, saldırganlar Nevşehir’deki CHP’lilere saldırmaya devam ederler.”
Ecevit, bu dediğini yaptı. CHP milletvekilleriyle birlikte akşamın geç saatlerine kadar Nevşehir’de kaldı.
Valilikteki telefonlaşmalardan, tartışmalardan sonra cenazelerle meşgul oldk. Camide namazları kılınan iki cenazeden Yavuz Yükselbaba’ya ait olanının şehir mezarlığına defnedilmesini sağlamak, benim görevimdi. Bir grup arkadaşımızla birlikte o görevi yerine getirdik.
Zeki Tekiner’in cenazesi ertesi gün Ankara’da toprağa verilecekti. O da o akşam Ankara’ya götürüldü.
Ecevit ve diğer arkadaşlarımız valilikte bir süre kaldıktan sonra, askeri birlikleri beklemek üzere orduevi lokalinde konuk edildi.
Yaralılarımızın hastanedeki ilk tedavileri yapıldı. Ankara’ya akşamın geç saatlerinde hareket edebildik.
***
Özetle: 17 Haziran günü Nevşehir’de Mehmet Zeki Tekiner ile Yavuz Yükselbaba’yı öldüren katillerin yandaşları, onların cenazeleri kaldırılırken, saldırılarına devam ettiler. Şehrin caddelerini kuşatarak, cenazelere de, cenazeleri kaldıranlara da taş ve silahla hücum ettiler. Devletin güvenlik güçleri ise, onlara etkili bir şekilde müdahale edemedi. Veya daha korkunç bir ihtimalle ‘etmedi.’

Yorum Gönder