Erdoğan'ı savunan 28 Şubat'çı - Rıza Zelyut

Güneş yazarı Rıza Zelyut, un 7 Mart 2012 yazısı :
Erdoğan'ı savunan 28 Şubat'çı

28 Şubat sürecindeki özgürlük anlayışı ile bugünü karşılaştırınız.  İleri mi gittik geriye mi?
Ben; o dönemde toplumu din üzerinden şiddetle geren  Refah Partisi'nin siyasetini yanlış bulduğumu yazdım. Ama iktidara karşı darbe tehditlerini de şiddetle eleştirdim. Erbakan ve ideologlarını eleştirdiğim kadar darbe havası yaratanlara da çattım.
28 Şubat sürecinde İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan'ın siyasi ve ideolojik tavrını eleştirmeme karşın; ona ceza verilmesine da açıkça, mertçe karşı çıktım. Önce 23 Nisan 1998 tarihli o yazımı okuyalım:

'SİYASİ CEZA'
İstanbul belediye başkanlığı için hazırlık yapanlar...
İstanbul'da seçime girecek milletvekili adayları...
Seçkin partilerimiz...
Şu an bayram yapıyorlar. Çünkü bunların korkulu rüyası olan bir insanı daha devre dışı bıraktı hukuk sistemimiz...
Refah Partisi'nin hataları, İstanbul'da belediye başkanına fatura edildi.
Ceza yasasının 312. maddesine göre, mahkum edilen Recep Tayip Erdoğan'ın siyasi hayatına nokta konuldu.
***
Yargılanmanın niteliğini anlamak için İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayip Erdoğan'ı mahkum ettiren konuşmasının suçlanan cümlelerini okuyalım. Siirt'te şunları demiş:
'Türkiye'de düşünce özgürlüğü yok ve ırk ayırımı yapılıyor. Referansımız İslamiyet. Bizi hiçbir zaman sindiremezler. Batı insanının bile inanç hürriyeti var. Türkiye'de neden buna saygı gösterilmiyor? Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler ise kışlalarımızdır. Okunan ezanı kimse susturamayacak.'
Bu sözlere verilen ceza: 10 ay hapis.
Sebep: Halkı, din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek.
Özelliği: Ceza ertelenemeyecek ve paraya da çevrilemeyecek.
Niçin ertelenemeyecek: 'sanığın geçmişteki hali ve suç işleme eğilimine göre verilen cezanın ertelenmesine yer olamaz'
Sonuç: 312'den cezası kesinleşirse Tayyip beyin siyasi hayatı bitecek. Çünkü yasa gereği seçilemeyecek.
İhtimal: Yargıtay bu cezayı onaylayacak.
***
İstanbul Belediye Başkanı'nın suç işlediğine kanıt gösterilen 'minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler kışlamız' cümlesi, Sayın Erdoğan'ın kendi cümleleri değil. Bu sözü önce Selçuklu Padişahı Alp Arslan'ın söylediği, bunu şair ve düşünür Ziya Gökalp'ın bir şiirinde kullandığı gerçek.
Yani, Başkan Erdoğan, bir sözü sadece nakletmiştir. Şeriat hukukuyla yönetilen Osmanlı Devleti'nde bile, bir sözü nakletmenin suç olmayacağı kabul edilmişti. Bunun için de 'Nakl-i küfür, küfür değildir' hükmü hukuka yerleşmişti. Yani, birisine küfredeceksen, daha önce bu konudaki meşhur küfürlerden birisini uyarlarsın, hukuk da bunun hesabını senden soramaz.
Şeriat hukuku bile bu kadar fikir hürriyetine izin verirken bizim 'çağdaş ve laik hukuk sistemimiz' nasıl böyle katı ve hoşgörüsüz olabilir, bunu anlamak mümkün müdür?
Olayın gittiği yön bellidir. Önce İstanbul'da ciddi bir oyu bulunan Tayip Erdoğan'ı tasfiye etmek... Bu tasfiyeleri birleştirerek de Fazilet Partisi'ni etkisiz hale getirmek...
***
Hukuk adamlarımızın kişiliğinden ve yansızlığından kuşkumuz olmamasına karşın, yargılama sonucunun tasfiyeye hizmet eder biçimde çıktığı bir gerçektir.
Yargılama süreci de bu kuşkumuzu kuvvetlendiriyor: Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Başkan Erdoğan'ın Siirt'te yaptığı bu konuşmayı, üç bilirkişiye incelettiriyor.
Bilirkişiler, Sulhi Dönmezer, Çetin Özek, Uğur Alacakaptan üç ünlü uzman. Bunlar diyor ki: 'Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasında suç yoktur.'
Diyarbakır DGM savcısı Abdurrahman Yaman, Sayın Erdoğan'ın konuşmasında suçun oluşmadığını söyleyerek beraat istiyor. Ama mahkeme, bilirkişiyi de savcıyı da dikkate almadan basıyor cezayı.
Burada cezalandırılan Recep Tayip Erdoğan değil, onun kişiliğinde somutlaşan Refah-Fazilet çizgisidir. Hem İstanbul'da çok tutulan hem de Fazilet tabanının sevdiği bir ismi siyaset dışına iterek, rakipleri önemli bir avantaj yakalamışlardır.
Birileri, Refah Partisi'nin yanlışları ve geçmişte yarattığı sıkıntılar yüzünden bu kararı alkışlayabilir.
Fakat Türkiye'de fikir ve anlatım özgürlüğü büyük darbe yemiştir.
Biraz ilerisini ve asıl kaybedenin kim olduğunu düşünmek gerekir.'

VAR MI ŞİMDİ BÖYLE YAZAN?
Bu yazıyı Sayın Erdoğan'ın gözüne girmek için değil hukuku savunmak için yazmıştım. Bunu yazarken de onun siyasi-ideolojik çizginin de karşısında idim; bugün de Allah'a şükür ki öyleyim.
Sadece bu değil. 31. 08. 1999'daki yazımda da aftan söz ederken şöyle yazmışım: 'Sayın Erdoğan ve ideolojisine karşıyım. Fakat, eğer affedilecekse öncelikle o ve ona benzeyenler affedilmeli idi.  (...) Devlet ne yazık ki bu büyüklüğü gösterecek psikolojiyi daha kazanamamış.'
Bu yazılar; 28 Şubat'ta Başbakan Erbakan'ın imzaladığı o yeni önlemleri  doğru bulan ve savunan bu yüzden de birilerince 28 Şubatçı gösterilebilecek bir aydının yazıları.
Gelelim 2012'ye...
Sayın Erdoğan;  tek adam. Siyasetçiler, yazarlar hapiste...
Peki hapse tıkılan bu insanların  hukukunu savunan kim var şu 28 Şubat karşıtlarının içinde?
Açıkça söylüyorum: Ekonomik veya siyasi çıkar gözetmeden 28 Şubat kararlarını destekleyen benim gibi yazarlar; bugün iktidarın istediği biçimde yazan demokrat (!) yazarlardan çok üstündür.
Bu bir övünme değil, gücü savunan ve ötekilere hayat hakkı tanımayan birilerine vicdanlarının sesini dinleme çağrısıdır.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget