Bu ramazan, “ulema” arasında “teravih namazının” tartışılmasıyla geçecek. Binlerce Müslüman da bu tartışmaya hiç katılmadan teravih namazlarını kılacak, belki de namazdan sonra evde televizyonu açıp, tartışılanları dinledikçe, kıldıkları namaz hakkında bilgi edinecekler.
* * *
Allah selamet versin Yaşar Nuri Hoca, zaman zaman ortaya öyle bir laf atar ki; “teravih namazı” da bunlardan biri.
Önce şu teravih namazını ansiklopediden öğrenelim:
“Ramazan ayında yatsı namazıyla vitir namazı arasında kılınan namaz.
Yirmi rekâttan oluşur. Camide ya da evde, cemaatle ve tek başına kılınabilir. Her iki ya da dört rekâtta bir selam verilir. İki rekâtta selam verilirse öteki iki rekâtlı namazlar gibi, dört rekâtta bir selam verilerek kılınırsa ikindi ve yatsı namazlarının dört rekâtlı sünnetleri gibi kılınır. İmamın arkasında namaz kılanlar ayaktayken Fatiha ve zammı sure okumayıp imamın okuduklarını dinlerler.”
Yaşar Nuri hoca “Böyle bir namaz yoktur” deyince kıyametin kopacağı belliydi.
Ve koptu da!
Pazartesi gecesi “Kanal Türk” televizyonunda bu konuda bir açık oturum vardı, Prof. Süleyman Ateş’in katılacağını öğrenince geçtik ekranın başına... Çünkü Süleyman Ateş, hem ciddi bir din adamı, hem de Yaşar Nuri Hoca’yla görüşleri pek bağdaşmaz...
Süleyman Ateş Hoca’nın söylediği şuydu:
Hazreti Muhammed bazı günler, iftardan sonra mescide gitmiş, tek başına namaz kılmaya başlamıştır. Camide bulunanlar Peygamber’e uymuşlar, lakin arkasında saf tutarak değil.
* * *
Peki, bu ne namazı, adı ne bunun?
Süleyman Ateş Hoca “teravih namazı” demedi...
Peki, bu “teravih namazı” deyimi nereden geliyor?
Hazreti Muhammed’in vefatından sonra, bu namaza yine devam edilmiş, Hazreti Ömer halife seçilince bakmış ki camide bazıları dağınık namaz kılıyor, onları bir düzene koymuş, bundan sonra da bu namaza “teravih namazı” denmiş...
Yani, sizin anlayacağınız, teravih namazı farz değil, sünnet sayılabilir, kılınmasa da olur. Yaşar Nuri Hoca böyle diyor ama dinleyen çıkacak mı acaba?
Pek sanmıyoruz...
* * *
Bir toplumda “Kadın kocasından dayak yiyebilir, erkekler dört kadına kadar alabilir!” diyenler varsa ve bunlar “aile bilmem nesi” sıfatıyla orada burada konuşurlarsa, yapacak bir şey var mıdır?
Evet, dört kadınla evlenmenin Kuran’da yeri var, yalnız şarta bağlı, en azından geçindirebileceksen...
Ya dayak!
İnsan utanıyor!
Süleyman Ateş Hoca da dört evliliğin şarta bağlı olarak dinde yeri olduğunu söyledi ve de bir olay anlattı:
“Hazreti Muhammed sevgili kızı Fatma’yı amcasının oğlu Hazreti Ali’ye verdi, evlendirdi.” Bir süre sonra bir laf çıktı, Hazreti Ali, Ebu Cehil’in kızıyla evlenecekti. Ebu Cehil İslam düşmanıydı. Hazreti Muhammed tepkisini şöyle gösterdi:
“Benim kızımla Ebu Cehil’in kızı aynı evde olamaz.”
Süleyman Ateş Hoca bunu şöyle yorumladı:
“Hazreti Muhammed de çok evliliğe iyi bakmıyordu, bunu gösterdi.”
* * *
Bu ramazan da, din adına birtakım hurafeler uyduranlar ile Kuran’da yazılı gerçek dinin ne olduğunu anlatmaya çalışanlar arasında tartışmayla geçecek.
Bir ilahiyatçının dediği gibi, “Din, Mecusi papazı kılıklı adamların elinden kurtarılmalı!..”
“Mecusi” papazının kıyafeti de nasıl olurmuş?
Hasan Pulur/Milliyet
Yorum Gönder