Suyun Köpüğünde Umut... - Hikmet Çetinkaya

Miguel Hernandez’in dizilerini okuyorum sabahın ilk saatlerinde...
Rastgele bir gelincik gülümsüyor bahçede. Bir sarı zambak, bir kırmızı gül ve bir mor menekşe. Kendi çılgınlığımızdan kimseyi görmeyen gözlerimizle bakıyoruz dünyaya ve insanlara.
Patlamak üzere olan bir susuş ve ardından gelen haykırış, Hernandez’in o güzelim şiirinde, yaz esintisiyle buluşturuyor beni.
Midilli’den Behramkale’nin ışıkları, Sakız Adası’nda yıldızlarla kuşatılmış bir gece...
Ve o şiirin okunuşu:
“Su kenarına götürmek
istiyorum seni,
fışkıran denizi andıran türkünü
dinlemeyi.
........
Su kenarına gideceğim sarılıp
sana,
Coşup taşacaksın su gibi,
coşkuyla.”
***
O akşam mezelerle donatılmış sofrada Yannis Ristos’u, “Kız Kardeşimin Türküsü”nü dinlerken ellerimizi ısıtacak güneşi, karanlık suların ucunda sendeleyişimizi, ölü kentleri, unutulmuş ormanları düşünüyorduk.
Miklos Radnoti’nin “Dün ve Bugün”ü, kumral çocukluk ve gençlik yıllarımız, söylediğimiz türkü kadar sıcaktı bize.
Ah bizi kırbaçlayan kara kanatlı savaş... Dehşetin geziyor sınır boylarında... Kimse ekmiyor öbür yanda, kimse biçmiyor... Yok artık, bağlar da devşiren parmaklar da.
Gökyüzünde, anneler çocuksuz bundan böyle... Yalnız senin kanlı ırmakların, İspanya köpüre köpüre akmakta.
Gecenin sönüp gittiği yerler ve bizim şarkılarımız:
“Rüyalarında geleceğim bazen
beklenmedik bir konuk gibi
uzaktan.
Sokakta bırakma beni
kapıyı sürgüleme üstümden.
...........
Usulca gireceğim. Oturacağım
ses çıkarmadan,
gözlerimi dikeceğim seni
görmek için karanlıkta.
Sana bakmaya doyunca
bir öpücük konduracak ve çekip gideceğim.”
***
Öğle üzeri toprak uykusunun, sakız ağaçlarının arasında başlayan düşsel yolculuğu, göğün yaz yıldızlarının arasında kalan parçaları anımsatır size.
Özlem....
Aşk...
Sevgi...
Tutku...
Ritsos’un karanlık surları, yağmurlu akşamları, kimi kaçışlar...
“Ölüm çeviriyor beni.. hayat istemiyor...”
Carlos Oquenda de Amat’ın “Melek ve Gül”ü ansızın karşımıza çıkıyor Midilli’de ve Sakız Adası’nda...
Piyanonun başında genç bir kadın söylüyor “Anne” şarkısını:
“Alçakgönüllü bir ezgi gibi sessizce geliyor adın.. ve beyaz kumrular uçuyor ellerinden... Anılarım hep beyaz giydiriyor sana.. buradakilerin uzaktan izledikleri bir çocuk oyunu gibi...
Bir gök ölüyor ellerinde ve inceliğinde bir gök doğuyor.. sevecenlik bir çiçek gibi açıyor yanında seni düşünürken...
Sensin yağmur kadar ilkel.. seninle ufuk arasında
Güller de şarkılar da sessizdir sen varken...”
***
O gece şöyle düşündük hepimiz, dostlar sofrasında...
“Göklere inanırdık eskiden, sen denizlerin derinliğini gösterdin bize...”
Sonra başımızı göğe çevirdik...
Yağmur çiseliyordu yıldızların üzerinden... Karşı kıyıya baktık uzun uzun... Özlemlerimizi çoğalttık...
Sesimizi duyan oldu mu bilmem:
“Su kenarında öpüp koklamak isterim seni.. suyun köpüğü sana gülmeyi öğretmeli... Suyun kenarında sevmek için seni kadınım.. görmek, kucaklamak, sana sahip olmak muradım... Deniz de yitip gitmiş suyun kenarında.. ne yitirir kendini, ne çıkar ortaya..”
Usul ve kıpırtısız gibi görünen bir dünya bu işte...
***
Afrika’da açlıktan ölen on binlerce çocuk; susuzluk, iç savaş ve yoksulluk...
Vahşi kapitalizm bunun adı, sakın unutma kadınım!
Haykır haykırabildiğin kadar... Gelincikler, renk renk laleler, mor menekşeler...
Zamanın sesini dinle!
Fışkıran denizi andıran türkünü söyle su kenarında...
Suyun köpüğü sana gülmeyi öğretene kadar!

Hikmet Çetinkaya/Cumhuriyet

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget