Davutoğlu’nun ziyaretinin ardından, Şam yönetiminin “jestiyle” Hama’ya giren Büyükelçi Ömer Önhon izlenimlerini; “İnsanlar nelerin olup bittiğini anlatmaya korkuyor. Biz gittikten sonra başlarına bir şey geleceğinden korktuklarını açık şekilde tespit ettik” şeklinde aktarıyor.
Büyükelçimizin izlenimi, New York Times’ta (NYT) Thomas Friedman’ın kısa süre önceki “Yeni Hama Kuralları/New Hama Rules” (2 Ağustos 2011) adlı yazısını aklıma getirdi.
Friedman o yazıda, Hamalıların öteden beri “olan biteni anlatmaktan çekindiğini” ve çok yakın dönemlere kadar “konuşmaktan” hep “korkmuş olduklarını” anlatıyor.
NYT’nin Ortadoğu uzmanı yazar ‘82 baharında Beyrut muhabirliğine atandığında, Baba Esad’ın yerle bir ettiği Hama kentindeki feci katliam henüz yeni yaşanmış.
Suriyeli yetkililer; ABD’nin bu etkili gazetesinin muhabirine zorluk çıkartmamışlar; olay yerini bizzat gezip görmesine, Hama’ya kolaylıkla girip çıkmasına önayak olmuş.
“Bu aksine o dönemde özellikle teşvik gören bir şeydi” diyor Friedman ve arkadan -özetle- ekliyor: “Hele hele Suriyelilerin şehrin içinden bilhassa geçmeleri ve yerle bir edilen mahallelere çöken derin ölüm sessizliğine doğrudan tanıklık etmeleri istenirdi. Bu şekilde çünkü ‘görenlere’ bire bir gözdağı verilmiş olurdu. Ayağınızı denk alın. Bu rejim böyle bir rejimdir. Siz siz olun, sakın ola başınızı kaldırmaya yeltenmeyin. Sonunuz böyle olur mesajı verilmiş olurdu!”
Hama’da Alevi Esad yönetimine bayrak açan “Müslüman Kardeşler isyanı”; o yıllarda işte böyle bir kara efsane yaratan acımasızlıkla bastırılmış, kentten 20 bin ölü çıkmış.
Bu, o dönemde nüfusu 8-9 milyonu geçmeyen bir ülke için muazzam bir rakam.
Şimdi liderler korkuyor
90’larda ben de bir Suriye gezisinde Hama’dan geçtim. Aradan geçen yıllara rağmen ben de hâlâ, o tarihi su değirmenlerinin yanı sıra Hama’yı inanılmaz içe dönük, kendini kolay ele vermeyen, gizemli sükûnetiyle hatırlıyorum.
“Bir süre, o sessizlik üzerinde düşündükten sonra buna ‘Hama kuralı’ diye bir ad takmaya karar verdim” diyor Thomas Friedman.
Yazarın sözünü ettiği “Hama kuralı/yasası” bu coğrafyada tarih boyu kök salan “derin zulüm korkusu”. Bu kuralın sadece Suriye’de değil, yakın zamanlara dek boydan boya tüm Arap coğrafyasında geçerli olduğunu söyleyen “NYT”nin yazarı, “Arap Baharı’nın” işte bu “Hama kuralını” değiştirdiğini söylüyor.
“Arap Baharı” isyanlarından bu yana, “korku duvarını” aşan göstericilerin; bundan böyle Arap ülkeleri liderlerinin yüreklerine korku salmayı başardıklarını belirtiyor.
“Yeni Hama Kuralı” ile kastedilen son kertede bu: “korkan aktörlerin” yer değiştirmesi.
Zaman göstericiler aleyhine işliyor
Taze Hama tespitlerini, “Şehre ezilmişlik hâkim, diyebilirim” sözleriyle sürdüren Şam Büyükelçisi Ömer Orhon’un gazetelerde çıkan son izlenimlerini okurken “Acaba?” diye sormadan edemedim; “Friedman ve benzeri analistlerin, Suriye bağlamında öne sürdükleri ‘yeni Hama kuralı’ beklentileri gerçekçi mi?”
Marttan bu yana Suriye’de “kaybolanların” sayısı 3000; yaşamını yitirenler de 2000’e ulaşmış.
Başka hiçbir Arap Baharı ülkesinde bilanço bu denli kanlı değil.
Korkunç baskıya rağmen “korku duvarını” aşan göstericiler, eyvallah evet hâlâ cesaret gösterip sokağa çıkmaya devam ediyor ama oğul Esad’ın zulmü de süreç içinde buna paralel olarak artıyor ve giderek hatta çok daha yöntemli bir hal alıyor.
Güvenlik güçleri ev ev, cami cami, cumadan cumaya “önleyici tedbir” olarak eylemci avına çıkıyor. Harekete geçirilen güvenlik güçleri sayısı, eylemci sayısını çok yerde katbekat aşıyor. Esad’ın kadrosu, sistem ve taktik olarak; belli başlı kentlerde ne yapıp edip “Tahrir Meydanı-vari” yoğunlaşmaların önünü alıyor. Eylemlerin ivmesini kırmaya ve çok daha büyük oranlarda “kitleselleşmesinin” önünde durmaya büyük ölçüde muaffak oluyorlar.
Hal böyle olunca göstericiler yıldırılana dek baskının devam etmemesi için bir neden yok.
İktidarı –her ne pahasına olursa olsun- bırakmamayı şiar edindiği anlaşılan Esad ve ailesinin ufukta bir u-dönüşü yapmaları için somut neden görünmüyor.
Malum Ahmedinejad kapı gibi Şam’ın arkasında. Uyarılarını, Şam yönetimine Türkiye üzerinden iletmeye çalışan Washington, beri yandan öyle böyle değil tarihinin en büyük krizini yaşıyor. AB deseniz keza. Paçasını toplayamıyor.
Batı kısaca boş viteste.
Suriye konusu özetle çıkmaza girmiş durumda.
Bu tablo karşısında Cumhurbaşkanı Gül’ün Şam’a gönderdiği “Değişim rüzgârlarının önünde savrulmak yerine değişimi yönlendiren lider olun!” tavsiyeleri biraz fazla edebi ve hadi söyleyelim komik kaçmıyor mu?
Nilgün Cerrahoğlu/Cumhuriyet
Yorum Gönder