‘Fenerbahçe düşürülemez’ dediğimde kızmışlardı - Can Ataklı

Bazen çok tartışılacak konuları herkesten önce görmek, üzerinde çalışmak ve yazmak riskli oluyor.

Pek çok konuda olduğu gibi şike konusunda da bu oldu. Aziz Yıldırım’ın tutuklanması, dinleme ve izleme kayıtlarının polis marifetiyle “önemli” gazetecilere sızdırılması Fenerbahçe’nin “kesinlikle küme düşürüleceği” yolunda bir izlenim doğurdu.

Buna bir de son yıllarda türeyen ve güya “hukuk ve demokrasi”için her şeylerini feda etmeye hazır sözde “ahlâkçılar” da eklenince kamuoyu “Fenerbahçe küme düşürülecek” söylemine iyice inandı.

O ilk günlerin sıcaklığında çoğu spor yazarı pek çok kişi buzluğa konmuş gibi donup kaldıklarında “hukuka uygun olduğuna inandığım” bir gerçeği çekinmeden yazdım.
Dedim ki “Fenerbahçe küme düşürülemez.”

Dayanağım şuydu: Konu direkt Futbol Federasyonu’nun önüne gelmedi. İşin mahkeme boyutu var. Bu durumda Federasyon mahkemeyi beklemek zorunda. Çünkü eğer mahkemeden önce bir ceza kararı alır ve Fenerbahçe ile bazı kulüpleri küme düşürür, ama mahkeme iki yıl sonra şike olmadığına karar verirse ortaya telafisi mümkün olmayan bir zarar ve haksızlık çıkar.

O halde Federasyon yargı kararını beklemeli, kararını ondan sonra vermeli.

Eğer mahkeme şike kararı verirse düşürülmesi gereken takımlar o zaman düşürülür. Kimsenin hakkı yenmemiş olur.
Bu fikrime pek çok kişi katılırken, olaya hukuk açısından değil de düşmanlığa varan taraftarlık açısından ve tabii bir de ahlâkçık açısından bakanlar “Sen fanatik Fenerbahçelisin, bu yüzden yazıyorsun” diye saldırıya geçtiler.

Ben ne kadar “Fanatiklik değil, Galatasaray da Beşiktaş da başkası olsa böyle düşünüyorum” dediysem de bunlar için fayda etmedi.

Telefon konuşmalarının deşifre edilmesiyle birlikte Fenerbahçe aleyhine öyle bir hava oluşturuldu ki, bir ara ben bile “Galiba Fenerbahçe düşürülecek” diye düşünüp yazdım. Ama o yazılarda bile bunun hukuken haksızlık olacağını belirtmeye çalıştım.

Sonunda karar açıklandı ve benim taa olayın başladığı günden iki gün sona yazdığım gibi sonuçlandı.

Federasyon da yargı sürerken karar vermenin erken ve yanlış sonuçlar doğuracağını belirterek “bu süreçte küme düşürme dahil başka cezalar verilmemesi” yolunu tercih etti.

Her ne kadar “iddianame bekleniyor” olsa da, göreceksiniz dava sonuna kadar beklenecektir.

Yargı sonunda Fenerbahçe’nin ya da başka takımların şike yaptığı ortaya çıkabilir. Kimse üzülmesin, o zaman adaletin kestiği parmak acımaz.

Karar Türkiye için hayırlı olsun.



*****

CHP’de bilgisayar programı bedava yapılmış!

Seçimden önce büyük iddialarla kurulan “CHP bilgisayar merkezinin”11 dakika içinde çöktüğünü yazmıştım dün ve eklemiştim; “Bu bilgisayar sistemi için 2.5 milyon lira harcanmış, bu para havaya mı uçtu?”

Yazım üzerine dün önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Hurşit Güneş aradı. “Yazınızı okudum, sadece kendimi ilgilendiren bölümü ile ilgili bilgi vermek istiyorum” dedi.

Hurşit Güneş’in “kendimle ilgili” dediği, mali konular. Çünkü partinin tüm maliyesi onun elinden geçiyor. Seçim çalışmaları sırasında yapılan harcamaların tümü Güneş’in imzasını gerektiriyordu.

Hurşit Güneş “Bilgisayar programı için benim kasamdan, yani CHP’den hiç para çıkmadı. Ben bu konuyla ilgili hiçbir harcama yapmadım, herhangi bir faturaya da onay vermedim” dedi.

Ben de “O proje bedava mı yapıldı?” diye sorunca Güneş “Partiden para çıkmadı, beni ilgilendiren budur” cevabını verdi.

Daha sonra bilgisayar programının başındaki Genel Başkan Yardımcısı Emrehan Halıcı aradı ve “Çok üzgünüm, çünkü sistem dediğiniz gibi çökmedi, o para da harcanmadı” dedi.
Halıcı, kurulan sistemin seçim sonuçlarını daha hızlı ve erken almak için değil sonuçların güvenliliğini denetlemek için kurulduğunu belirterek “Bu programda 5 arkadaşım çalıştı”diye konuştu.

Halıcı ile biraz sohbet edince bazı ilginç bilgiler de edindim. Örneğin CHP bilgisayar programına artık güvenmediği için mi bilemem, pek ilgi göstermemiş. Çalışan uzmanların sözleşmeleri imzalanmamış.

Halıcı bilgisayar yazılımları için hiç para almadığını da söyleyerek “Bu iş için dışarıdan çok teklif geldi, ancak ben (madem bu işin uzmanıyız, kendimiz halletmeliyiz) diyerek parti içinde bir ekip kurmaya yöneldim. Destek alamadım ama yine de kurdum. Ama eğer benimle çalışan arkadaşlarım giderse benim de durmayacağım açık. Bundan sonra sadece milletvekilliği yaparım” diye konuştu.
Halıcı’ya “Eğer bu program yazılımlarını dışarıdan bir şirkete verseydiniz kaça mal olurdu?” diye sordum. “Şirkete göre değişebilir ama 3-4 milyon lirayı bulurdu”karşılığını verdi.

CHP yöneticilerinin söyledikleri bunlar. Ancak gün içinde çeşitli CHP il ve ilçe yöneticileriyle konuştum, bazılarından da mail’ler aldım. Ağırlıklı olarak “seçim gecesi bilgileri aktaramadık, sürekli tıkanıklıklar oldu” bilgisini aldım.

Para konusuna gelince; yazılım bedelinin birinin cebine gittiğini söylememiştim zaten. Ama piyasada 3-4 milyona yapılacak işin sadece beş kişi ile ve bedava olması da çok ilginç.



*****

Terörle mücadeleye bile dini gerekçe

Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker inandığı konularda lafını hiç esirgememesi ile tanınıyor.
Toker, Erdoğan’ın PKK terörü ile ilgili sözlerini sert içimde eleştirerek çok ilginç bir açıklama yaptı.
Bunu sizinle de paylaşmakistedim:

“Bay Başbakan’ın “Ramazan ayı diyerek sabrediyoruz” şeklindeki açıklaması devletin güvenlik güçlerimizi bayram, ramazan dinlemeden alçakça katleden terörist ile mücadelesinde bile dini gerekçeleri temel aldığının en acı kanıtıdır ve çok hazindir.

Daha da hazini, beyni yıkanmış toplumdan ve bu beyanatı eleştirmek cesaretini kendisinde bulamayıp sessiz kalan sözde muhalefetten en ufak bir tepki gelmemesidir.
Siz hâlâ Meclis’te alınacak bir karar sonrası, Cumhurbaşkanı’nın imzalaması ile mi Türkiye’nin bir din devleti olacağını sananlardansınız?



*****

Yapılan araştırmalarda Türk insanı “mutlu”çıkıyormuş. Demek ki çevresinde olup biten bu kadar olumsuzluğa tepki verememesinin sebebi “mutluluk sarhoşu”olması! (Gani Yıldız)



*****

Hiç kızmayın Ertuğrul Bey

Hacı Bektaş Veli’yi anma törenlerinde kendisini dinlemeyerek toplantıyı terk eden Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki gösteren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay hiç haklı değil.

Çünkü bu uygulamayı başlatan ve karşısındaki kişiyi rencide etmenin yolu açan kişi bizzat Başbakan Erdoğan.

Ertuğrul Günay Başbakan’ın yarattığı atmosferin kurbanı oldu, bu nedenle kızmaya, öfkelenmeye ve tepki göstermeye hiç mi hiç hakkı olamaz.

CHP lideri Kılıçdaroğlu Başbakan’la hangi toplantıya katılsa, Erdoğan konuşur, sıra Kılıçdaroğlu’na gelince kalkıp gider.

Kılıçdaroğlu bu davranışın karşılığını Başbakan’a gösteremeyince bakanına göstermiş. Ne yapacaktı yani?

Can Ataklı/VATAN

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget