SEVGİLİ okuyucularım, bu yazının nedenini zaten başlığı okuyunca öğrenmiş oldunuz. Biraz izin yapmak durumundayım!
Burada beyinsel olarak dünyanın en zor görevlerinden birini yapıyorum.
Her gün sahneye en az bir milyon kişinin izlediği bir senaryo koyuyorsunuz.
Senaryoyu yazan siz!
Yönetmen siz!
Başrolde sız!
Figüran yine siz!
Gün geliyor, bu hızlı ve acımasız süreçte beyniniz yavaş yavaş tıkanmaya başlıyor. Örneğin yazdığınız ve İstanbul yazı işlerine geçeceğiniz yazıyı en az iki kez okuduğunuz halde, bir bakıyorsunuz ki yine harf veya cümle hataları yapmışsınız.
İyi ki Ankara’da asistanımız Dilek Karaarslan var. İyi ki İstanbul’da düzeltme servisinde görevli arkadaşlarımız var.
Geçmek üzere bitirdiğim yazının son biçimini önce Dilek okuyor ve hata görürse bana soruyor. O zaman hayıflanmaya başlıyorum:
“Eyvah, iki kez okuduğum halde gözümden kaçmış.”
Bunlar küçük hatalar ama olsun! Yazı İstanbul a sıfır hata ile geçilmeli.
Nedeni belli: Beyin yorgunluğu…
* * *
Bu manevi yorgunluk içinde bir tek tesellim var:
Bizim gazetemizde hırgür yok, sansür, yazı makaslama, onu yazma bunu yazma baskısı yok.
İki yıla yakın bir süredir Sözcü deyim, bir gün olsun patron veya yazı işleri katından bir uyan almadım
Hürriyet’te iken bu konuda yaşadıklarımı bir Allah bilir, bir de ben bilirim.
Onu yazma, bunu eleştirme, patron istemiyor, patrona zarar verir, aman abicim sayın başbakanımızı kızdırmayalım, vaziyeti idare et!..
Geçtiğim yazıların bir bölümü patronun kalfası Ertuğrul tarafından bana haber bile verilmeden makaslanır, beyin yorgunluğu dışında bir de o sinir gerginliğini yaşardım.
Sevgili okuyucularım, şimdi önümdeki takvim yapraklarrıa bir bakıyorum. Geçen yılın 1 Ağustos günü izne çıkıp 20 Ağustos günü dönmüşüm.
O günden bu yana bir gün olsun tatil yapmadığımı, denizi ve doğayı sadece televizyon ekranlarında gördüğümü söylesem, bana belki inanmayacaksınız.
Bir yıl çalışmak ve Pazar günleri hariç sıfır tatil!
İnsan beyni bu kadarını kaldırmıyor.
Gazetemiz artık belli bir düzeye ulaştı. Ek vermeden, kupon ticareti yapmadan, vıcık vıcık magazine girmeden, ama en önemlisi ilkelerimizden ödün vermeden Türkiye’nin dördüncü büyük gazetesi olmayı başardık.
Günlük satışımız net 250 bin dolaylarında.
Bu sizlerin desteği ile oluşan muazzam bir basandır.
İzne çıkarken gözüm arkada kalmıyor.
Şimdi sizlerden önemli bir ricam olacak. Ben dönünceye kadar lütfen faks. mektup ve e-posta göndermeyin. Aksi takdirde, o yoğun birikimi dönüşte okumam mümkün olmuyor.
Bu üç haftalık izin döneminde sizleri çok özleyeceğim.
Belki siz de beni özlersiniz!
Şeker Bayramı sonrasında, 6 Eylül Salı günü yeniden buluşmak umuduyla hoşça kalın sevgili okuyucularım.
Emin Çöleşan/SÖZCÜ
Yorum Gönder