Bach - Che - Zeynep Oral

İnsanın “hobi -merak” diye başlayan bir tutkusu olması ne güzel… Üretimi, doğa, müzik ve devrim çağrışımıyla bütünlemek daha da güzel! Nice “Bach-Che”lere / “Bahçelere” diyeyim…

Bach - Che - Zeynep Oral
İki gündür Hatice Tuncer’in haberlerini, sanık Şinal’ın itiraflarını okuyorum… Bir yandan ya söylediği gibi molotofkokteyli değil de bomba olsaydı, acaba kim ölürdü kim kalırdı; insan yaşamı nasıl da pamuk ipliğine bağlı diye dalıp gidiyorum… Öte yandan, Hay Allah, ben de Cumhuriyeti bombalayan örgüt elebaşısı İlhan Selçuk ya da Mustafa Balbay sanıyordum…” diye bir yazı yazma dürtüsüyle yanıp tutuşuyorum…

Sonra bundan vazgeçip en iyisi dün izlediğim Maymunlar Cehennemi filminde maymunlarla polisler arasındaki savaşta niçin deliler gibi maymunların kazanmasını istediğimi açıklayayım diyorum… İnsanoğlunun hoyratlığı, zulmü, kötülüğü ve saldırganlığı karşısında, yüreğimin maymunlarla atışını anlatmalıyım. (Beni bu sıcak havalar değilse de, hep mazlumdan yana olma mahvedecek!)

Yok en iyisi ben bu pazar, üç gün önce Ferai Tınç’ın gazetecilikten ayrılışıyla ilgili yazdığım Hüzün ve Utanç yazım üzerine aldığım tepkileri paylaşayım…

***

İşte bu yukarıdaki düşüncelerle masa başına oturdum. Ama bir de baktım, başlık yerine Bach tire Che yazmışım…
Bach: 200 yıl boyunca sayısız müzisyen ve besteci yetiştirmiş ailenin soyadı. Fırıncılık, değirmencilik, çiftçilikten gelip nicesini (Carl P. Emanuel, Johann Cristian, J. Cristoph, J. Friedrich, J. Michael vb.) dünya kültür mirasına armağan etmiş bir aile. Ama sadece Bach dendi mi, akla en yücesi Johann Sebastian Bach gelir.

Che ise ne denli tüketim aracına dönüştürülüp sömürülse de, hâlâ birçoğumuz için hiç bitmeyecek devrimin simgesi, gençlik ateşi ve daha güzel, daha adil, sömürüsüz bir dünya umudu!

Bach ve Che (Okunuşu Bah-Çe) nasıl mı bir araya geldi? İki sözcüğü bir araya ben değil, çok sevdiğim ve saygı duyduğum Fazıl Say getirmişti. İstanbul’un göbeğindeki evinin bahçesine bu adı vermişti!
Ancak şimdi beni Bach-Cheye kenetleyen, Fazıl da değil. Yine çok sevdiğim ve saydığım bir başka dostum, Kadir Dursun!

Birkaç yıl önce zatürree geçirdiğimden beri Kadir Dursun, bana dut pekmezi yolluyor ve o sayede ben de bomba gibi sağlıklı yaşıyorum!

Kadir Dursun, Fazıl Say’ın Türkiye’deki menajeri. Adıyaman’ın Tut ilçesinden.

Fazıl Say’la yolları bir kesişmiş, sonra bir daha ayrılmamış! Kadir Dursun’un yeteneği, organizasyon gücü, sorun çözme becerisi müthiş! (Onu o Anadolu kent ve kasabalarındaki okullara gittiği turnede görmeliydiniz! Tam bir ateş parçası…) Ancak bunların ötesinde önemli olan, açık yürekliliği, dostluğu, alçakgönüllülüğü ve kişiliği. Benim Anadolu bilgeliği diye nitelediğim türden…

Onu dinliyorum: Tut ilçesi; Adıyamana 100 km. uzaklıkta yeşillikler içinde, aydın ve çağdaş insanların yaşadığı, 5 bin nüfuslu şirin bir ilçedir. İlçede dut yetiştiriciliği çok yaygındır. Bizde ‘dut’a ‘tut’ denir.  İlçe ismini buradan almıştır.
Kadir, ilçesinin kültür, sanat ve eğitim konusunda daha da gelişebilmesi için her türlü desteği yıllardır verdi, veriyor. Bunun yanı sıra, dört yıl önce Tut’ta bir de dut bahçesi kurdu. İsmini de Fazıl’ın İstanbul’daki evinin bahçesinin adı olan Bach-Che koydu. Bu isme de Bach-Che Tarım Ürünleri olarak patent aldı.

Harika bir tut bahçesi, pardon dut bahçesi olduğunu söylüyor. Organik dut yetiştiriciliği yapılıyor. Katkı maddesi yok, sadece güneş ışığı…

Artık patenti de var, nereden alabilirim diye soruyorum. Boşuna heveslenmişim! Ancak on yılda en iyi ürün alınırmış. Yani bir beş yıl daha beklememiz gerek.

İnsanın hobi -merakdiye başlayan bir tutkusu olması ne güzel…

Üretimi, doğa, müzik ve devrim çağrışımıyla bütünlemek daha da güzel!

Nice Bach-Chelere / Bahçelere diyeyim…

Zeynep Oral/Cumhuriyet

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget