“Usta” deyince aklıllara hemen tabii bizim usta geliyor…
Ama bu “usta” başka usta…
Ve bir değil… üç usta
Leonardo da Vinci…
Michelangelo…
Rafael…
Rönesans aydınlığını tetikleyen üç büyük deha…
Tophane-i Amire’de bizlerle buluşuyor….
Eğer İstanbul’daysanız ve hâlâ tatile çıkmadıysanız; sıcak filan demeyin “Vestel” sponsorluğunda düzenlenen bu müthiş sergiyi mutlaka gezin.
Size hatta küçük bir öneri: Sabah saatlerinde Tophane-i Amire’de yapacağınız bir turun ardından; “İstanbul Modern”in Marmara’nın sularına bakan serin terasında ufak bir öğle yemeği yiyerek yorgunluğunuzu atmayı düşünebilirsiniz.
Ben dün böyle yaptım ve kendimi birkaç saat için Türkiye sınırları dışına çıkıp gelmiş gibi hissettim.
Etrafıma kasvet basan karanlığın içinden süzülen pırıl pırıl bir ışık huzmesi.
O huzme, işte Tophane-i Amire’nin sergi salonlarının hemen girişinde başlıyor…
Rönesans sırlarını fısıldayan kulaklıkları ele geçirip girişe geldiğinizde, sizi 15. yüzyıl giysileri içindeki bir temsili karekter “Gian Carlo” karşılıyor…
Dönemin İtalyan şehir devletleri arasında “ulaklık” yapan bu sanal karekterle;1400 sonundan 1500 sonuna dek uzanan Rönesans’ı o yılların gözleriyle keşfetmiş oluyorsunuz.
Öncelikle tarihi perspektifi yerli yerine oturtan iki-üç dakikalık kısacık bir video ile tanıtım başlıyor…
Arkadan özenle hazırlanmış bir “zaman çizelgesiyle” karşılaşıyorsunuz!
Kâh rekabet yaşayan; kâh birbirlerine yol açan Leonardo, Rafael ve Michelangelo’nun iç içe geçen yaşam serüvenleriyle birlikte; Batı uygarlığının kilit önemdeki dönüm noktalarını (1600-1700 Mutlak Hükümdarlar çağı; 1700-1800 Aydınlanma dönemi; 1800-1900 Sanayi Devrimi) bu çizelgede buluyorsunuz.
İnsanı keşfin serüveni
Çizelgeye bir göz atışta örneğin üç dâhinin de, Gutenberg’in matbaayı keşfinden sonra doğduğunu fark ediyorsunuz…
Böylelikle Rönesans’ı şekillendiren ortak “zaman ruhu” ve “sinerjisini” yakalıyorsunuz…
Derken sergiyi gezenlerin en çok etkilendiklerini söyledikleri “Vitrius İnsanı” karşınıza çıkıyor.
Leonardo da Vinci’nin insan vücudunun “altın oranını” bulmak için yaptığı bu çalışmayı, deha sanatçının “anatomi” eskizleri izliyor…
Ressam, mimar, düşünür, müzisyen, matematikçi, mucit, yazar yönleriyle beşi bir yerde komple bir Rönesans aydını olan Leonardo’nun; kadavra araştırmalarına dayanarak yaptığı eskizler insanı afallatıyor…
İnsan denen esrarı tek tek kaslarıyla etüt eden ressam-bilim insanının; anne karnındaki cenin ve üreme organlarını dahi sergileyen ayrıntılı çizimleri; o dönem için ne boyutlarda akıl almaz bir “devrim” yaşandığını ortaya seriyor.
Ortaçağ gericiliğini izleyen Rönesans; “insanı”, her şeyin merkezine koyan parmak ısırtan bir paradigma değişikliği getiriyor...
O tarihe değin tanrının çaresiz kulları olan insanlar, birden zamanın dev aktörleri haline geliyor...
En ilgi çeken: ‘Vitrius İnsanı’ ve Davut
Tophane-i Amire salonlarında dolaşırken, bu şaşırtıcı sıçramanın, insanlık serüveni içinde adım adım nasıl gerçekleşmiş olduğunu idrak ediyorsunuz…
Serginin bana göre en etkileyici yanı burada…
Leonardo’nun tarihin ortasına koyduğu bu “insan gerçeğinin” keşfinin ardından; sergi salonlarının kavşak noktasında, bir kopyası Floransa’nın merkezindeki Signoria meydanında bulunan Michelangelo’nun Davut heykeli ile yüz yüze geliyorsunuz.
70 tonluk mermerden yontulmuş 5 metre yüksekliğindeki dev heykel; insanın fiziki gücü, güzelliği, aklı ve becerisine yazılmış bir destan gibi duruyor…
Leonardo’nun eskizlerine yön veren “insanın keşfi devrimi”nin başka bir yüzü; Leonardo gibi gene Floransalı olan Michelangelo’nun bu heykelinde önünüze çıkıyor…
“Vitrius İnsanı” gibi “Davut” da bu sebeple, sergiyi gezenler arasında yapılan anketlerde “en ilgi çeken bölüm” olarak gösteriliyor.
Tophane’deki “The Great Masters-Üç Büyük Usta” sergisi; her biri ayrı birer efsane olan üç sanatçının tüm eserlerini gündeme getirmiyor…
Michelangelo’dan “Davut” la birlikte“Sistina Şapeli” fresklerinin temsili örnekleri gösteriliyor mesela...
Leonardo’nun büyük eserlerinden “Son Yemek” tasvirlerine yer veriliyor; Rafael’in ünlü yapıtları içinde sadece “Atina Okulu”na odaklanılıyor…
Sergiye konu edilen eserlerin hiçbirisi bire bir değil…
Baştan sona video, dokunmatik ekran ve bilgisayar teknolojisiyle hazırlanmış interaktif bir sergi bu…
Bu nedenle dilediğiniz bölümde dilediğiniz kadar vakit geçirip bilgi alıyor; hangi konuya ne kadar yoğunlaşacağınıza siz karar veriyorsunuz.
Ve hiç farkına varmadan Tophane-i Amire salonlarından çok şey öğrenerek ayrılıyorsunuz.
Ancak “Türkiye’nin ilk interaktif sergisi” olmak gibi bir özelliği de olan bu sergi, keşke akademik yıl içinde düzenlenseydi…
Orta, lise, üniversite okul çağındaki tüm öğrenciler başta olmak üzere herkesin görmesi gereken bir sergi bu.
Ne yapıp edip temmuz sonunda bitmeden “Üç Usta”yı yakalayın

Yorum Gönder