Bu yazının başlığı “rezil olmak” da olabilirdi...
Ki, aklı ve vicdanı olan bir kalem sahibi, içine düştüğümüz durumu başka ne şekilde nitelendirebilir, gerçekten bilemiyorum. Gelin en başından başlayıp, içine düştüğümüz hazin durumu bütünüyle görelim...
Tarih 22 Haziran Cuma. Malatya Erhaç Hava Üssü’nden kalkan F4 tipi silahsız gözlem uçağımız saat 11.58’de Suriye’nin Lazkiye kenti açıklarında düşürüldü. Türk halkı, uçağın düştüğünden tam 7 saat sonra haberdar edildi. Suriye tarafından düşürüldüğünden ise neredeyse 10 saat sonra!.. Nasıl düşürüldü, niçin düşürüldü, nerede düşürüldü, sorularının yanıtını ise hâlâ tam olarak bilmiyor!..
Uçağın nerede düşürüldüğünü bizim Dışişleri Bakanı olaydan tam 48 saat sonra şöyle açıkladı: “Türkiye’nin uluslararası radar sistemini test eden uçağımız Suriye hava sahasını kısa bir süre ihlal etti ama düşürüldüğünde uluslararası hava sahasındaydı.” Bu açıklamaya, bir süre sonra uçağımızın füzeyle düşürüldüğü bilgisi de eklendi..
- Ve rezil olma süreci başladı!..
***
Başladı, çünkü Türkiye dışında hiç kimse bu iddiaya inanmadı ya da destek vermedi!..
Suriye, Türk uçağını Lazkiye’nin 1 mil açığında uçaksavarla düşürdüğünü açıkladı. Türkiye bu açıklamayı şiddetle yalanladı.
Ardından İngiliz Guardian gazetesinden balyoz etkisinde bir yorum geldi. Gazete, Türkiye’nin Suriye politikasını “zayıf ve akılsız” olarak niteledi. NATO’nun facia açıklamasını saymıyorum bile!..
Ama yıkıcı haber Wall Street Journal gazetesinden geldi; “güvenilir kaynaklara” dayandırdığı haberinde gazete, “Türk uçağı Suriye hava sahasında istihbarat faaliyeti sırasında uçaksavarla vurularak düşürüldü” deyiverdi!.. Tabii ortalık birbirine girdi. Tayyip Bey, Kayseri’de yaptığı konuşmada Amerikan gazetesini ve ondan alıntı yapan Türk medyasını “namert” ilan etti. Üstelik, “Kim bu güvenilir kaynaklar” diye de sordu.. Yanıt, hemen ertesi gün Amerikan yönetiminden geldi; Dışişleri sözcüsü, Wall Street Journal’ı yalanlamak yerine, askeri kaynaklardan gerçekleşen sızıntılardan şikâyetçi oldu, iyi mi?!..
Sonrası daha da acıklı… Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’la röportaj yapmaya gidecek dört gazeteciden üçü, Ertuğrul Özkök, Mehmet Ali Birand ve Amberin Zaman, son dakikada gitmekten vazgeçtiler!.. Birileri kulaklarına “aman haa” diye fısıldayıvermişti anlaşılan!.. Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Sevgili Utku Çakırözer tek başına gitti ve müthiş bir röportaj gerçekleştirdi. Esad her soruyu yanıtladı. Türk uçağının kendi hava sahaları içinde uçaksavarla düşürüldüğünü bir kez daha vurguladı. Ama bence röportaja Esad’ın şu sözleri damgasını vurdu:
-Ben kişisel olarak koltuğu düşünmüş olsaydım Amerikan telkin ve talimatlarını yerine getirirdim. Petro-dolarların peşinde koşardım ve kendi ilkelerim, kendi ulusal tutumumdan vazgeçerdim. Ama en önemlisi, ülkemde füze kalkanı kurmasına izin verirdim…
İşte diktatör diye küçümsenen, fakir ve küçük Suriye’nin başındaki adamın sözleri…
- Rezil olduk, derken içimi acıtan tam da buydu!..
Anne Hiç Canım Acımadı
“Sizin hukukunuz, dünyadaki hiçbir hukuk, bir insanın vicdanı kadar büyük değildir. Ben vicdanımın temizliğiyle burada dimdik ayakta duruyorum! Hayatımın sonuna kadar da dururum… Ben memleketimin fesleğenine, toprağına aşkla bağlıyım aşk! Beni bu topraklardan kimse söküp atamaz. Beni zindanlar, hücreler bu topraklardan söküp atamaz. Tecritler vız gelir. Ancak faşistler düşünceden korkar. Ancak alçaklar insanlara tuzak kurar. Faşizme ve alçaklığa artık izin vermeyin…”
Sevgili kardeşim Tuncay Özkan eliyle yazdığı, “Anne Hiç Canım Acımadı” başlıklı altıncı kitabında, bir yurtseverin, devrimcinin dimdik, mertçe duruşuyla işte böyle haykırıyor.
Tuncay Özkan’a Özgürlük Girişimi, “Gerçeklerle yüzleşmeye hazır 500 bin kişi arıyoruz” sloganıyla 7-8 Temmuz’da Büyükada Saat Meydanı’nda okurla buluşuyor. Bu ülkenin aydınlık insanlarına duyuruyorum, bu haykırışa yanıt verin.

Yorum Gönder