Beşşar Esad, gösterileri bastırmak için girdiği şiddet sarmalında geçen hafta sonu yeni bir aşama daha kaydetti: Suriye Devlet Başkanı bu defa yalnız tankları devreye sokmakla kalmadı, Akdeniz kıyısında kendi halinde bir turizm merkezi olan Lazkiye’ye savaş gemileriyle ateş açtı…
Türkiye’den arabayla Lübnan’a inerken çeşitli defalar geçmiş olduğum bir tatil beldesi Lazkiye…
Suriye’nin bir nevi Marmaris’i…
İnsanların tam bu mevsimde güneşlenmek için plajlarına koştuğu bu mütevazı tatil kenti, savaş gemilerince denizden kuşatma altına alınıyor. Alevi mezhebine mensup “Esad’ların memleketi” olarak nam salan kentin, Sünni mahallelerinden 20 ölü ve onlarca yaralı çıkıyor…
Bunlar, daha birkaç gün önce Ankara’nın ele güne “Esad mesajımızı aldı. Tanklarını geri çekti!” diyerek övünmesi üstüne oluyor.
Hükümetin gücü içeriye yetiyor
Davutoğlu ve Başbakan Erdoğan’ın gücü, anlaşılan yalnız içerde acı gerçeğe parmak basan Kılıçdaroğlu ve muhalefete geçiyor.
Alayıvalayla yapılan Şam çıkarması ardından, Suriye yönetimi kan banyosuna bıraktığı yerden devam etti.
“Davutoğlu-Esad” görüşmesinin fiyaskoyla sonuçlandığını vurgulayan dış basın organları buna ilk andan işaret ettiler ve Şam’da görüşmeler sürerken dahi, Esad’ın katliama hiç ara vermediğini söylediler. Artık uluslararası basında bile espri konusu olan “sıfır sorun politikası” ile ün kazanan(!) Dışişleri Bakanımız ile Başbakan karşılıklı oturup samimi bir durum muhasebesi yapacaklarına, Kılıçdaroğlu’na yüklenmeyi fırsat bildiler.
Suriye’de çözümlemesi kolay görünmeyen büyük “gölge oyununa” teksif olacaklarına, içerde dikkat dağıtmak/skor yapmak amacıyla ana muhalefet liderine zehir zemberek laf yetiştirmeyi vazife bildiler.
Başbakan ile Davutoğlu’nu da içeren çevresinin, Ortadoğu siyasetinde yaptığı birinci hata her şeyden önce bu: Dış politika üzerinden iç politika, iç politika üzerinden dış politika yapmak…
İpucu balkon konuşmasında
Daha gerilere dönmeyi bırakalım; Başbakan’ın son 12 Haziran seçimlerinden sonra yaptığı “balkon konuşmasında” söylediklerine bakalım:
“Bağdat, Şam, Beyrut, Kahire, Saraybosna, Bakû, Lefkoşa ve diğer tüm kardeş ve dost ülkeleri buradan muhabbetle selamlıyorum!” demişti bir Osmanlı hükümdarı edasıyla yaptığı o konuşmada Başbakan: “Bugün İstanbul kadar Saraybosna kazanmıştır. İzmir kadar Beyrut kazanmıştır, Ankara kadar Şam kazanmıştır, Diyarbakır kadar Batı-Şeria, Kudüs, Gazze kazanmıştır.”
İzleyen tüm gözlemcilerin ağzının faraş gibi açılmasına yol açan bu sözlerin ardından patlak veren ilk Suriye krizinde RTE, ardından nitekim gene aynı söylem çerçevesinde; “Suriye Osmanlı bakiyesidir. Orada yaşananlar bizim iç işimizdir!” deyiverdi.
İçinde yaşadığımız çağda hiç -misal! - Mısır için “Efendim orası Büyük Britanya Krallığı’nın önemli bir bakiyesidir. Orada yaşananlar bizim iç işimizdir!” diyen bir İngiliz başbakanı gördünüz mü?
Ya da…
Mağrip ülkeleri için sözün gelişi; “Hop, o topraklar bizden sorulur!” diye böbürlenen bir Fransa cumhurbaşkanına rastladınız mı?
Bu büyük bir skandal olur.
Eski sömürge imparatorluklarının miraslarını devralan güçlü ülkelerin liderleri; jeopolitik, tarihin çekimi şu bu.. gibi nedenlerle bu tür değerlendirmelere hiç yabancı olmasalar da, bunları asla söze dökmezler…
Boşuna tepki alıp, durduk yerde kendilerine çelme takmak yerine, saman altından su yürütmeyi yeğlerler…
Diplomasi aslında büyük ölçüde böyle sessiz sakin, başarıyla saman altından su yürütmek sanatıdır.
Diplomasiyle “büyüklük taslamak” / “böbürlenmek” kolayına yan yana gelmez.
Zevahire fit olmak
AKP Türkiyesi’nde bunun tam tersi yapılıyor.
Dış politika, içerdeki tribünlere bizde aynı zamanda güçlü “koz” olarak oynandığı için, “oralar bizden sorulur!” havalarıyla Şam’a gidiliyor…
Şam derken… bildiğini okumaya devam ettiğini ve edeceğini herkesin gözüne sokarak gösteriyor. Tankların ardından… kruvazörler bile güzelim tatil kentleri üzerine salınıyor… Dünya medyasında art arda, “Türk Dışişleri Bakanı’nın Esad’la görüşmesi hüsranla sonuçlandı” minvali haberler, yorumlar çıkıyor.
Başbakan ve Dışişleri Bakanı “Hay Allah! Keşke önden böyle büyük konuşmasaydık? Büyük söz söylemekle acaba fazla mı acele davrandık? Boş boğazlık mı ettik?” diye -kendi kendilerine olsun!- hesaplaşma yapacaklarına… iç politikayla dış politikayı gene iç içe geçirerek, Ankara’da konuyu eleştiren ana muhalefete çatıyorlar.
AKP liderliğini tanıyan dünya âlem oysa olayın farkında.
Hindistan’ın eski Türkiye büyükelçisinin “Asia Times”ta bu bağlamda yazdığı satırlarla bitirelim yazıyı:
“Komşularla sıfır sorun doktrini yerle bir oldu” dedikten sonra eski Hindistan elçisi M. K. Bhadrakumar sözü şöyle noktalıyor: “Türk karakterindeki iki zıt özellik, bu süreçte birbirine üstün gelmek için mücadele edecek: Zorlayıcı ve iddialı davranıp hayranlık kazanmak ve zevahiri kurtarmak.”
Sizce bu özelliklerden hangisi üstün gelir?
Nilgün Cerrahoğlu/Cumhuriyet
Yorum Gönder