“Vatan”ın başsayfasında dün, “El Pais”den bir alıntı vardı…
İspanyol gazetesi “El Pais”: “Türkler ordunun sivil kontrole alınmasında ülkemizi örnek alıyor” demiş. Bunun kanıtı olarak ta, 82’de ilk kez “sivil başbakan” Gonzalez öncülüğünde yönetilen İspanya’daki bir askeri tören resmini; son YAŞ fotoğrafıyla yan yana koyarak, “aralarındaki benzerliğe dikkat çekmiş”!
Türkiye uzmanı(!) Juan Carlos Sanz’ın imzasını taşıyan “İspanya’nın diktatör Franco rejiminden sonra yaşadığı demokrasiye geçiş sürecinin Türkiye’de ‘çok iyi incelendiği’ yorumu yapılmış”(!)
Tek kareyle yorum yapıldığında; işte ortaya böyle vahim yanılgılar çıkıyor.
‘Fotoğraf’ ve film farkı
82’de Gonzalez’in sivilleşmeyle simgeleşen o meşhur töreni yönettiği dönemde ben İspanya’daydım. Dondurulan “iki fotoğraf karesini” değil; orada ve burada çekilen filmi baştan sona -heyhat!- izledim.
“İspanya’nın demokrasiye geçiş serüvenini” anlattığım “Bir Kanlı Gül” kitabımda o törenden bakın nasıl söz etmişim:
“İktidarı devraldığı 20 Aralık 1982’yi izleyen ilk günlerde İspanya’nın genç başbakanı ilk resmi ziyaretini bir bayram vesilesiyle kara kuvvetlerine yaptı. O zamana dek sosyalist lideri, ‘V’ yakalı kazaklarla… görmeye alışık İspanyol halkı, karşısında koyu renk takım elbiseler içinde son derecede resmi yeni bir Felipe Gonzalez buldu. Gonzalez’in yaptığı konuşma, sosyalistlerin ve İspanyol demokratlarının yıllardır beklediği konuşma değildi. İspanyol aydınları, Gonzalez’in ilk ağızda ordudan Frankocu dikta rejimine bağlı kişilerin temizlenmesini ve ordu saflarından atılmış olan ‘Demokratik Ordu Birliği’(UMD) grubunun affedilerek geri dönmesini bekliyordu.
Gonzalez, aydınları düş kırıklığına uğratmayı yeğledi ve bunların hiçbirini söylemedi. Tam aksine, İspanya’nın yeni başbakanı orduya saygılı, ‘konformist’, temkinli bir konuşma yaptı. Ama sosyalistlerin iktidarı devralışından bir yıl sonra Savunma Bakanı Narcis Serra… hava, kara, deniz kuvvetleri arasında bölüştürülen yetkileri elinde toplamaya başlayacaktı. 1984’deki bir yasa ile bu ‘de facto’ durum yasal bir nitelik kazandı. Bundan böyle ordu harcamaları, tayinler, kariyerler üzerinde tek karar mercii Savunma Bakanı oluyordu….
Bunlar olurken çok gözlemcinin sorduğu soru İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nin ordu içinde nasıl böyle köklü bir dönüşümü gerçekleştirebildiği idi. Bu dönüşüm, büyük ölçüde sosyalistlerin ikna gücüyle yani ordunun rolünün demokrasiyi bastırmak değil, ülkeyi dış düşmanlardan korumak olduğunu izah etmekteki başarısı sayesinde oldu. Sosyalistlerin ordu reformunun bir sırrı da ordu mensuplarını çok memnun eden savunma malzemesinin yenilenmesinde gösterdikleri gayretti. Sosyalistler, bir yandan orduda general sayısını düşürürken bir yandan ordu modernizasyonu için ciddi gayret içine girdi. Bu gayretle İspanyol ordusunun düzeyi NATO’da en iyi teçhizatlı orduların düzeyine ulaştı.
Öte yandan generallerin ve yüksek düzeyli ordu mesuplarının sayısının azaltılması ani bir emekliye ayırma operasyonu şeklinde yapılmadı. Bu yüzden partinin sol kanadının ve komünistlerin şiddetli tenkitleri altında kalan sosyalistler, bunu da diplomatik bir şekilde, emeklilik yaşını bekleyerek yaptı. Burada da ‘geçmişten şiddetli kopuş’ yerine ‘doğal bir geçiş süreci’ politikasının olumlu meyveleri görüldü.
Gelişmenin en ilginç sonucu.. ordunun... 4 yıl öncesine nazaran sosyalistlere karşı çok daha olumlu tutum içine girmeleriydi.”(s. 138-141)
Erdoğan-Gonzales ‘Demokrasi’ farkı
Demek ki neymiş?
İspanya’da bütün bunlar “askerleri aşağılayarak yapılmamış!”.
“Ordu reformu”; “diyaloğu” yok sayarak gerçekleştirilmemiş.
“Bir Kanlı Gül”de yer alan ve reformları yöneten Gonzalez’le yaptığım bir söyleşide dönemin başbakanı özellikle bunu: “Reformları öyle bir şekilde yaptık ki” diyerek vurguluyor; “Silahlı Kuvvetler de bunun makul bir süreç olduğunu ve milli savunma için olumlu olduğunu anladı” diyordu.
Türkiye’deki ortam bu mudur?
Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner daha yeni; “ordu mensubu evrensel hukuka aykırı biçimde tutuklu bulunmaktadır. Bu durum, çok kez yetkili makamlara anlatılmasına rağmen yasal çerçevede bir çözüm bulunamamıştır. Buna daha fazla katlanamam” diyerek istifa etmedi mi? Hal böyleyken karşılıklı anlayışa dayanan “makul bir süreç”ten söz etmek mümkün mü?
İspanya’da bahis konusu demokrasiye geçip döneminde sadece “30 üniformalı” - “81 darbe teşebbüsüne bilfiil kanıtlanan suçlarla katılmaktan!- demir parmaklıklar ardındaydı. “Darbecilikten”, hapse gönderilen yalnızca, bir sivil isim vardı.
İspanya’da söz edilen dönemde yayımlanmamış kitaplar imha edilmiyor; medyada “yandaş olmayan gazeteciler arasında” yaprak dökümü yaşanmıyor, basın özgürlükleri kısıtlanmıyordu.
İspanya’daki süreç bir “demokratikleşmeydi”.
Sürecin yöntemleri “demokratik”ti.
Bizde ise bir “devri sabık” yaratılıyor.
İspanyol meslektaş yalnız “filmin akışını” kaçırmakla kalmamış; iki fotoğraftaki iki başbakan, Gonzalez ve Erdoğan arasındaki kıyası fena ıskalamış.
Nilgün Cerrahoğlu/Cumhuriyet
Yorum Gönder