Beşşar Esad halka karşı operasyonlara son vermezse Ankara’nın ne yapacağı sorusu hâlâ yanıt arıyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun; “Şam, askeri operasyonları durdurmazsa konuşacak bir şey kalmayacağını” söylemesi, içeride dışarıda askeri müdahale olasılığını öngören ve giderek yoğunlaşan yorumlara konu oldu.
Fakat bir süredir müdahale olasılıklarına hükümetten yanıt yok…
Yoktu demek daha doğru olacak.
Ta ki Dışişleri Bakanı Davutoğlu bir iftar yemeğinde giderek güncelleşen bu konuya değinene kadar…
Başkalarını bilmem ama ben Başbakan’ın, bakanların bulunduğu iftar yemeklerini özellikle izliyorum.
Zira Başbakan, bakanlar duyarlı, önemli konularda açıklamalarını, örneğin bir basın toplantısında değil, iftar yemeklerinde yapıyorlar.
Başbakan teröre karşı hükümetin sonuç vermeyen sayısız kararlılığını bir kez daha AKP il başkanları için düzenlenen iftar yemeğinde, bıçağın kemiğe dayandığını söyleyerek açıklamadı mı?
Dışişleri Bakanı da Başbakanı’nı izledi ve…
Konyalı bürokratların geleneksel iftar yemeğinde, BM Genel Sekreteri ile son gelişmeleri konuştuğundan söz ederken; “Suriye’ye ‘dış müdahale’ istemiyoruz ama sivil halka yönelik operasyonları da kabul etmiyoruz” dedi.
Dış müdahale istemiyoruz demek; Türkiye’nin Suriye’ye askeri bir müdahale yapmayı düşünmediği anlamına geliyor.
***
Günlerdir müdahale edecek miyiz sorusuna yanıt arayan basınımız her nedense Davutoğlu’nun iftarlık açıklamasını görmedi, göstermedi.
Ne ki; haberlerde yorumlarda kulağı hükümette olan yandaş basın başka havalarda.
Örneğin dün Sabah’taki haber, kanlı operasyonlara son vermeyen Esad için Ankara’nın üç aşamalı şu yol haritasını açıkladı:
“Beşşar Esad rejimi uluslararası alanda yalnızlaştırılacak -BM kararına paralel olarak (ekonomik) yaptırımlar uygulanacak-, şiddet devam ederse uluslararası operasyon kaçınılmaz hale gelecek.”
Önce Şam’a uygulanacağından söz edilen ekonomik yaptırımlara göz atalım.
RTE’nin Esad’la çoook yakınlaştığı günlerde Türkiye ile Suriye arasında sayısı 20’nin üzerinde çeşitli konuları içeren anlaşmalar imzalandı.
Son genel seçimden önce bu anlaşmaları TBMM onayladı.
Bu anlaşmaların arasında biri var ki “su” ile ilgili ve kuşkusuz Suriye için çok önemli.
Bu anlaşmaya göre Türkiye-Suriye sınırında bir motopomp istasyonu kurulacak ve Türkiye, Dicle’den yılda 2 milyon 250 bin metreküp suyu Suriye’ye verecek.
Operasyonları durdurmayan Esad’a yaptırımlar uygulamaya karar verirse hükümet:
Suriye için yaşamsal önemde ve değerde olan bu anlaşmayı uygulamaya almayacağını açıklayabilecek mi?
Göreceğiz!
***
Bugünlerde üzerinde durulmayan ama sürekli tartışılan bir diğer olasılık -Davutoğlu’nun “dışarıdan müdahale istemiyoruz” içeriğindeki açıklamasına karşın- hâlâ gündemdeki yerini koruyor.
Kaddafi’yi askeri müdahale yerine NATO savaş uçakları ile Libya’dan uzaklaştırmayı öngören uluslararası uğraşılar aylardır sonuç vermiyor.
Bu nedenle Esad rejimine karşı Suriye’ye askeri müdahale gündeme gelirse; kara harekâtı 800 km uzunluktaki güney sınırlarımızdan gerçekleşebilir.
Bu olasılıkta, uluslararası askeri güç Güneydoğu illerimizde konuşlanacak demektir.
Havadan müdahaleye karar verilirse havaalanlarımızın kullanılması kaçınılmaz olacak.
Hükümet her açıdan Türkiye’yi içinden çıkılmaz sorunlara bulaştıracak, türlü çeşit sakıncaları olan bu olasılıkları gerçekleştirmeye cesaret edebilecek mi?
Bekleyip göreceğiz!
***
Oysa bekleyip görmemizi gerektirmeyen, ama gerçekleşen bir olgu, oluşum var önümüzde.
Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı’na getirildikten sonra izleyeceği dış politikanın temel öğelerini açıkladı.
Batı’yla (özellikle ABD ile), AB ile ilişkilerde zaten bir değişim beklenmiyordu.
Ama Davutoğlu özellikle Batı’nın ilgisini çeken bir başka önemli öğe getirdi izleyeceği politikalara:
“Komşularla sıfır sorun politikası!”
Diğer komşularımız bir yana, sınırdaş olduğumuz Suriye ile izlenen politikaların sonuçları meyvesini verdi:
Sıfır sorun politikası çöp sepetine!
Cüneyt Arcayürek/Cumhuriyet
Yorum Gönder