Benim gittiğim duruşmada kendisine söz verilmeyen Mustafa Balbay, avukatı aracılığıyla bize bir bilgi notu gönderdi... Dünkü VATAN’da okuduğunuz bu notta şunlar yazılı:
- İkinci Ergenekon davasının 3. yargılanma yılına girildi. 20 Temmuz 2009’da 56 sanık, 1900 sayfa iddianame, 248 delil klasörü ile başlayan dava; bugün 118 sanık, 4 bin sayfayı geçen 5 iddianame ve 1 milyon sayfayı geçen 500 delil klasörü ile devam ediyor.
-İki yıllık yargılamada 126 duruşma yapıldı ve sadece 31 sanığın ön sorgusu alındı. Yani dörtte birimizin...
- Bu sorgular tamamlandıktan sonra delillerin değerlendirilmesi aşamasına geçilecek.
- Onu, her sanığın tek tek esas sorgusu izleyecek.
- Ardından karar verilecek.
- Yani... İki yılı geçen sürede; bu üç ana aşamadan birincisinin bile sadece dörtte biri tamamlanmış durumda.
- Delil klasörlerinde delillerden başka her şey var...
Mustafa’nın söyledikleri yabana atılır türden şeyler değil...
Gittim, gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum:
Görülen sözüm ona bir terör örgütü davası! Ama ortada ne sorgulanacak ve cezalandırılacak bir terör olayı var, ne de varlığı kanıtlanabilen bir örgüt...
Ve hâkimler bu sanıklara şu soruları soruyor:
“Falan kişi sana neden telefon etti?”
“Sen telefonda neden ona ‘Emrin başım üstüne’ dedin?”
“Falancayla nerede tanıştın?”
“Maltepe kocaman bir semt... Gittiğin bir lokantada o şahısla karşılaşman sence de büyük bir tesadüf değil mi?”
“Neden telefonda karşındakini ‘Dinleniyor olabiliriz” diye uyardın? Bunun Yargıtay içtihatlarına göre suç olduğunu bilmiyor musun?”
Hâkimler sekiz saatte yüzlerce soru sordu iki sanığa... Bu soruların biri bile “suça” yönelik değildi...
Çünkü ortada doğru dürüst isnat edilen suç yoktu!
Sekiz saatten sonra anladığım şu oldu:
“Telefonla konuşmayın kardeşim ve siz siz olun sakın, ‘Dinleniyor olabiliriz’ falan demeyin. B.ku yersiniz!”
İstanbul’daki hukuk fakültelerinin sayısı onu geçti... Hepsinin ceza hukukçularına bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Hukukçu olmak, hele hele bir üniversitede hoca olmak, profesyonel olarak baktığınız davalara ya da derslere girip çıkmaktan başka sorumluluklar da yükler omuzlarınıza...
Bunun adı “aydın sorumluluğu”dur ve çevrenizde olup bitenlere “müdahil” olmanızı gerektirir...
Sayın hocalar...
Biliyorum ki birçoğunuz; Türk hukuk tarihine damga vuran Ergenekon, Balyoz gibi davalara bugüne kadar bir kez bile gitmediniz...
Gidin, görün; öğrencileriniz olan hâkim ve savcılar bu davalarda harikalar (!) yaratıyor!
Gidin, görün; bu davalar akıl almayacağınız hukuk dışı koşullarla ve yöntemlerle gerçekleştiriliyor.
Ve giderken yanınıza yeni öğrencilerinizi de almayı unutmayın...
Alın ki “ne yapmamaları gerektiğini” görerek öğrensinler!
Kısacası, silkinin sayın hocalar... Üzerinizdeki korkaklığı atın!
Çünkü hukukçuların korktuğu ve sustuğu bir ülkede hukuk, idama hüküm giyer!
UTANMA!
Gazeteci Ahmet Şık’ın, mesleğe benim yanımda başlayan “doğru adam” Nedim Şener’in ve Soner Yalçın’ın tutuklanmasının üzerinden aylar geçti.
Ve doğal (!) olarak iddianame henüz hazırlanmadı...
Biliyorsunuz; özellikle Ahmet Şık, bugüne kadar Ergenekon soruşturmalarına adı karışan herkesi yerden yere vuran bazı liboş arkadaşlar tarafından çok seviliyor ve destekleniyor!
Çok merak ediyorum; Ahmet’in duruşmaları başlayınca, bu liboş arkadaşlar Silivri’ye gidip de o izleyicilerin arasına nasıl katılacaklar?
Ve düne kadar önyargıyla suçladıkları diğer sanıkların yüzlerine nasıl bakacaklar?
Utanmayacaklar mı?
Günün Sorusu
Önce sigara içtiği için bir kadın saldırıya uğradı, şimdi de Beşiktaş PAV takımının bir voleybolcusu şort giydiği için “Sen toplumun namusunu bozuyorsun” diye dövüldü. Sorum seçimlerden önce “Biz sekiz senedir kimin yaşam tarzına müdahale ettik” diyen Başbakan’a:
Şort giydiği için 19 yaşındaki savunmasız bir kızı döven alçağı bulup adalete teslim etmemek, yaşam tarzına dolaylı müdahale sayılmaz mı?
Mustafa Mutlu/VATAN
Yorum Gönder