Fenerbahçe - Hasan Pulur

Hani “ilaç gibi geldi!” diye bir laf vardır. İnsan sıkışır, bunalır, çare vardır, umut vardır, ama uzaktır...
İşte öyle bir dönemde, öyle bir olayla, davranışla karşılaşırsınız ki, rahatlarsınız.
İşte “ilaç gibi geldi!” lafı buradan gelir.
İlaç, kesin neticeyi sağlamazsa da, geçici olarak acınızı, ıstırabınızı dindirse de, yine yararlıdır.
* * *
Ergün Hiçyılmaz’ın “Fenerbahçe” kitabı da böyle bir zamanda çıktı.
Evet, “mazisinde bir tarih yatan” Fenerbahçe...
Mazisinde tarih yatan o Fenerbahçe, şimdi tarihine kara bir sayfa yazdırılmak üzere küme düşürtülecek...
* * *
Kulakları çınlasın, Aziz Yıldırım, sık tekrarlar ve sorardı:
“Denizli’deki maç, 16 dakika niçin fazla oynatıldı?”
Sorardı da ne olurdu?
Olanlar olmuş, Fenerbahçe’nin şampiyonluğu uçup gitmişti!
Şampiyon kuşun kafesten nasıl uçurulduğu da herhalde ileride açığa çıkacak, çok alametler belirdi bugünlerde...
* * *
Aziz Yıldırım Fenerbahçe’nin en çarpıcı başkanıdır, her şeyi bir yana koyarsanız bile futbol dışı oyunlarda başarıları inkâr edebilir misiniz, basketbolda, voleybolda, atletizmde...
Aziz Yıldırım’ın yapıcılığı kadar, vefakârlığı da önemlidir.
Tarihi stadyumu yeniden yaparken “Şükrü Saraçoğlu”nun adını vermesi, eğer efsane deyimi yerindeyse yaşayan iki efsanenin adlarını Lefter ile Can Bartu’nun adını, çalışma sahalarına vermesi unutulur mu?
* * *
Ergün Hiçyılmaz, onu şöyle anlatır:
“Stadın kenar koltuğuna ilişmiş adamın fotoğrafı çekilmişti.
Elbette suretleri fotoğraf sanatının bir eseri olabilirdi. Ama tek kareye sığan o kişiyi anlatabilir miydi? Kim yansıtabilirdi koltuktaki adamın halini? Hangi objektif, hangi kamera görebilirdi, koltukta kendi ile baş başa kalmış kişinin iç âlemini?
Şüphesiz sadece Ara Güler’in değil, tıp âleminin en teknolojik röntgenleri bile bu bedendeki duyguya ulaşamazdı.
Fotoğraf ustalarının, ünlü kardiyologların durduğu anda, Saraçoğlu’nda ‘Tek Başına’ olan ‘Adam’ ağlıyordu.
Bir damla, bir damla daha...
Terlerin gram gram değil litre litre ölçüldüğü stadın zemininde ‘papatya’yı yeşertecek kadar içtendi damlalar.
Neler yaşamıştı? Elden kaçan, elden uçurulup giden. İki ayrı son dakikayı nasıl unutabilirdi ki ama yaşanılan her şeyi sportmence kabul etmişti. Bir maç süresinin nasıl olup da 16 dakika uzatıldığını... Hakem ve rakip hatalarının hepsini bir kenara koymuş, geçmişe hesap sormak yerine geleceğe yenilikler getirmenin düşüncesiyle ağır adımlarla yürüyüp gitmişti.
Bu kişi Başkan’dı.
Bu kişi Aziz Yıldırım’dı.”(X)
* * *
Aziz Yıldırım şimdi cezaevinde, yargının kararını bekliyor.
Ama onun ektiği tohumlar binlerce kilometre uzakta yeşeriyor, boy atıyor.
Bugünkü gazetelerde ufak bir haber vardı:
“Fenerbahçe’nin 15 yaş altı futbol takımı İngiltere’de düzenlenen Nike Premier Cup, dünya finallerinde çeyrek finale yükseldi.”
İşte Aziz Yıldırım’a en büyük “geçmiş olsun” dileği...

(X) Destek Yayınevi

Hasan Pulur/Milliyet

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget