Kürt sorununun çözülebilmesi için her konunun, her olasılığın özgürce tartışılması gerektiğini yıllardır söylüyorum. Ama her konunun serbestçe tartışılması demek herkesin ağzına geleni söylemesi, düşünülmeden konuşulması anlamını taşımıyor.
Örneğin, Orhan Miroğlu’nun önceki günkü, Akşam’dan Burcu Bulut ile yaptığı ve Ertuğrul Özkök’ün de dün kendi sütununda ele aldığı söyleşiye bir göz atalım.
Bakın ne diyor Orhan Miroğlu:
4 ABD’de 1960’lı yıllarda zenci toplumunun durumunu düzeltmek için pozitif ayırımcılık yapıldı. Yani böyle bir pozitif ayırımcılık belli bir süre yapılabilir.
ABD’deki zenci sorunu ile Türkiye’deki Kürt sorunu arasında ne ilişki var?
Türkiye’de Kürtlerin girmeleri yasak yerler, okullar mı oldu?
Türkiye’de insanlara Kürt kökenli olduğu için engeller mi çıkarıldı?
Nihayet ABD’de zenci sorununun çözümü gündeme geldiğinde, zenciler özerklik talebinde mi bulundu?
Zenci, Türkiye’deki Kürt’ün tersine, yeni bir kimlik isteyip beyazlara karşı özerklik talep etmedi. Tam tersine onlarla aynı demokratik ve ekonomik haklara sahip olmak istediğini söyledi ve bunun fiiliyatta bir anlam ifade edebilmesi için pozitif ayırımcılık uygulamasıyla aradaki uçurumun kapanmasını talep etti.
***
Eğer Kürt sorununun çözümünü, kişisel demokratik hakların çerçevesi içinde görüyorsanız, bunların tam uygulanması, ekonomik farklılıkların azaltılması için pozitif ayırımcılık talep etmekte haklı olabilirsiniz.
Böyle bir durumda kimse size “tutarsız” diyemez.
Ayrıca unutmamak gerekir ki Güneydoğu’nun ekonomik geriliği, burada yaşayan insanların Kürt olmasından değil, bölgenin Türkiye’nin periferisinde yer almasından kaynaklanmıştır.
Eğer Kürtleri geri bırakmak gibi bir amaç olmuş olsaydı, herhalde tarihimizin en büyük bölgesel kalkınma projesi olan GAP burada uygulanmaya konmazdı.
Eğer sorun hukuki düzenlemede düğümlenmiş olsaydı, zaten hukuki düzenlemelerle bu sorun çözülürdü. Yok eğer sorun hukuki düzenlemeyle de fiilen giderilemeyen bir ekonomik ve sosyal eşitsizlik olsaydı, o zaman pozitif ayırımcılıktan bir çözüm beklenebilirdi.
Ama Kürt kardeşlerimizin, Orhan Miroğlu da dahil hemen hepsi, sorunun bunlarla da çözülemeyeceğini ve kendilerinin başka olduklarının kabul edilmesi gerektiğini ileri sürüp özerklik istiyor.
Bu başkalık durumunda pozitif ayırımcılık talep etmek tutarsızdır.
O zaman, Kürt olmayanlar şunu söyler:
4 Her türlü talebini kabul edelim amenna ama sen, benden ayrıysan seni neden finanse edeyim?
***
Çok ilginç bir başka talep de çokça ileri sürülmüş şu öneridir:
4 Özerk olalım ama vergi de vermeyelim.
Bu şu demektir:
Özerk yönetimler, hem bölgeden vergi toplasın hem de merkezden destek alsın, ama ulusal savunma vs. gibi alanlarda vergi katkısında bulunmasın.
Miroğlu’nda da aynı öneriyi görünce güldüm. Çünkü aynı günkü Hürriyet’teki köşesinde Şükrü Kızılot’un da belirttiği gibi özerklik talep edilen bölgenin halkı zaten öyle kayda değer bir vergi de vermiyordu.
Şükrü Kızılot’un da belirttiği gibi 2011’in ilk 6 ayında Hakkâri’de toplanan vergi Türkiye’dekinin on binde biri bile değil.
Hakkâri, Tunceli, Iğdır, Ardahan ve Kilis’ten oluşan 5 ilden toplanan vergi Türkiye’dekinin binde birine ancak yaklaşıyor.
Nihayet Doğu ve Güneydoğu’daki 26 ilden toplanan vergi, Türkiye’nin toplam vergi oranının ancak % 3’üne ulaşıyor.
Yani görülüyor ki zaten verilen bir vergi yok, pozitif ayırımcılıkla istenen üstüne Batı’da toplanan vergilerden gelen kaynağın oraya yansıtılması.
Aslında fiilen o da yapılıyor. Türkiye’de özerklik istenen bölge, kaçak elektrik kullanımının tavan yaptığı yerdir.
Oradan tahsil edilemeyen elektrik giderlerini de yönetimin, diğer bölge tüketicilerinin sırtına bindirdiğini bilmeyen mi, var?
Evet konuşalım, konuşalım ama karşımızdakini aptal yerine koymamak için önce ağzımızdan çıkanı kulağımız duysun.
Ali Sirmen/Cumhuriyet
Yorum Gönder