Arslan Başer Kafaoğlu - Oktay Ekinci

1989’un Eylül ayıydı; Mimarlar Odası’nın Mardin’de düzenlediği “Anadolu, Kültür ve Kalkınma” sempozyumundaydık…
UNESCO’nun tüm ülkelere önerdiği “Kalkınmada Kültür 10 Yılı-1987/97” eylem planından esinlenilen etkinliğin çağrısında özetle deniliyordu ki: “Kültürün göz ardı edildiği tüm kalkınma politikalarında toplumsal refahın gelişmesinden söz edilemez.”
Her ikisi de yaşamayan Aziz Nesin ile Kürt yazar Musa Anter, kültür yoksunu sözde kalkınmanın sömürgeciliğe yaradığını anlatırken 28 Temmuz’da yaşamını noktalayan Arslan Başer Kafaoğlu da aynı gerçeğin ekonomi-politikası için diyordu ki.
“Örneğin GAP’ta üretilen elektrik batıda yoğunlaşan sanayiye aktarıldığı için, en büyük kalkınma projemiz, bulunduğu yöredeki yoksullaşmaya engel olamıyor. İşsiz insan ise kültürünü yaşatmak bir yana, yurttaşlık bilincini bile koruyamıyor.”
22 yıldır aklımdan çıkmayan bu “gerçekçi” değerlendirmeyi Mardin’deki sempozyuma armağan eden ekonomi duayenimizi yitirdiğimizden beri düşünüyorum: “Türkiye’yi yönetenler, ülkenin yüz akı bir beyninden yararlanmamış olmanın talihsizliğini acaba fark etmişler midir?”
İlerleyen yıllarda konuşmalarını hep “not alarak” dinledim. Kitapları rehberimiz oldu. Yurt sorunlarına duyarlılığını paylaşan emektar eşi Türksen Başer Kafaoğlu’nun düzenlediği “çevre” etkinliklerine katkısı ise unutulamaz…
Doğayı koruyabilmek için, sömürgecilerden yana kalkınma siyasetlerinin de sorgulanması gerektiğini vurgulaması olağanüstü aydınlatıcıydı.
Yatırımcıların çıkarları, halkın çevre hakkını çiğneyen siyasetleri egemen kıldığında, yaşam kaynaklarını gözeten bir kalkınma nasıl mümkün olabilir ki? Bu nedenle “Sürdürülebilir Kalkınma” lafı da kapitalizmin değil, toplumculuğun ve ulusal çıkarların “sürdürülmesi” hedeflendiğinde anlamlı olabilirdi…
Mazeretim ne kadar önemli ve haklı olursa olsun, cenazesine gidememiş olmanın burukluğundan asla kurtulamayacağım. Cumhuriyet’te Orhan Erinç’in yazısını kutsuyorum. “Mahalle ağabeyi”nin ardından diyorki: “Arslan Ağabey, ekonomiden ve bağımsızlıktan verilen ödünlerin ve yanlışların engellenmesi için var gücüyle çalışıyordu.” (30 Temmuz 2011)
Evet, “bağımsızlık” Kafaoğlu’na göre ekonomideki ulusal başarının öncelikli koşuluydu. Politikacıların ondan hep uzak durmalarının, değerini bilmezliklerinin nedeni de bu değil midir?
Sevgili Türksen Hanım’a başsağlığı ve sabır, Arslan Hocamıza da ışıklar içinde bir sonsuzluk diliyorum…

Devrim’in Son Ustası
Yakın tarihimizi ele alan son filmlerin belki de en anlamlısı “Devrim Arabaları”ydı…
Yazarı ve yönetmeni Tolga Örnek, 27 Mayıs’ın ürünü o yurtsever anayasanın ruhuyla üretilmiş “ilk yerli otomobil”imizin Türk işçi ve mühendislerince 130 günde nasıl yaratıldığını beyaz perdeye aktarmıştı…
Tabii, hemen ardından emperyalist otomobil devlerince nasıl sabote edildiğini de…
Cemal Gürsel’in isteğiyle Eskişehir’deki Cer atölyelerinde gerçekleştirilen o “efsanevi” başarının hayatta kalan son mühendisi İsmail Hakkı Erdem’i de 5 Ağustos’ta yitirdik.
Eskişehir’deki cenaze töreninde bugünkü anlı şanlı otomotiv firmalarımızdan hiçbir temsilci yoktu…
Dahası Sanayi Bakanlığımız bile ne denli ulusal değere sahip bir kahramanımızı sonsuzluğa yolcu ettiğimizin farkında değildi.
Teşekkürler İsmail Hakkı Usta ve diğer tüm “Cer” ekibimiz…
Umarız gün gelir, sizin o destansı çabalarınızla Cumhuriyet tarihimize geçen, motoru dahil tüm yönleriyle “yerli otomobil”imizin ve onu yaratan “devrimci” ruhun kıymetini bilen iktidarlara kavuşuruz…

Oktay Ekinci/Cumhuriyet

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget