Nezarethane notları! - Eren Erdem
2 gün önce gözaltına alındım. Yaklaşık 8 saatimi nezarethanede geçirdim...
Sabah sularında annemin memleketinden bir telefon almıştım. Aldığım telefonda, köye jandarmanın gittiği, beni aradıklarını ifade ettikleri söylendi. Şaşırmıştım...
‘Yerim, yurdum belli; ne diye memlekete gider 70 yaşında ki anneannemi panikleterek akrabalarımı rahatsız ederler’ diye düşündüm. Giden ekiplerin öne sürdüğü gerekçe “Başbakan tarafından Aydınlık Gazetesi’nde yayınlanan ‘Dindar Nesil’ başlıklı yazıma açılan dava imiş..”
Aynı saatlerde farklı yerlerde de aranmışım. Ve kendimi “nezarethanede buldum.”
Kimlik bilgilerimi kontrol eden polis memuru, başka davalardan da arandığımı, “hakaret davaları açıldığını söyledi.” Başka bir memur; “Bu Eren Erdem o Eren Erdem, alın bunu alın” dedi.
Bir karakola götürüldüm. Beni götüren ekip ve karşılayan polisler gayet iyi davrandılar. Karakol amiri ile görüştüm. Durumu izah ettim. İfade vereceksem vereyim, sonra bırakın gideyim. Burada tutulmamın hiçbir anlamı yok.
“Yoğunuz deyip geçiştirdi.” Sonrasında bir memur beni karakolun alt katına indirip nezarete soktu.
Katillerle aynı nezarethaneye atıldım
Karakolda çok daha standartlara uygun yerlerde tutulabilirdim. Çünkü “yazdığım yazılardan dolayı” gözaltına alınmıştım. Beni, tacizcilerin, gaspçıların, katillerin olduğu bir nezarethaneye kapattılar. Aklı başından gitmiş sürekli etrafına saldıran bir adamla aynı nezarethanede kaldım. Bu duruma itiraz ettim. Ama işe yaramadı.
Avukatımı arayıp gelmesi gerektiğini söyledim ve bir süre sonra geldi. Avukatımın gelmesiyle durumum değişti tabi. Bahçeye çıkarttılar ve sigara içmeme müsaade ettiler...
Bütün geceyi o nezarethanede geçireceğimi söylediler, fakat haber alıp gelen arkadaşların, avukatımın baskısıyla “bu işin hukuksuz olacağını, içeri alınma gerekçemin adi suç olmamasından, nöbetçi savcıya gerekli ifadeyi verebileceğimi ve salıverilebileceğimi söylediler.”
Prosedürel ya da bürokratik engeller üreterek saatlerce nezarethanede bekletildim. Yandaki nezarette birkaç mülteci vardı, onlarla tanıştık ve sohbetler ettik. Fakat benim içine tıkıldığım sidik kokan nezarethanedeki gergin şahsın baskısı nedeniyle konuşmaya son vermemiz gerekti. İçinde tutulabileceğim birçok yer var iken, davranışları bozuk; adam yaralamaktan içeri alınmış ve halen “içtiği esrarlı sigara nedeni ile sarhoş olan” bir adamın yanına koyulmuş olmam, sıkıntılı zaman geçirmeme neden oldu. Israrla, “Bu şahıs saldırgan tutum sergiliyor” dediğimde, nezarethane memuru garip bir edayla gözlerime baktı.
Şu bir gerçek; “eğer muhalifseniz, iktidara karşıysanız, çok kötü muamele görüyorsunuz...”
Bunu gördük.
Mültecilerden biri bana şöyle söylemişti; “Sınırdışı edilmek üzere buraya getirildim, 12 gündür burada tutuluyorum. Yemek vermiyorlar... Açım!”
Yolundan dönen namert olsun
Evet, durum gerçekten öyle. Gözaltı sürelerinin 24 saat olması, nezarethanelerde “yemek verilmemesinin nedeni.” İstanbul Emniyetinde binlerce mülteci var ve bunlar en az 40 gün nezarethanede tutuluyor. Aç, sefil bir durumda bekletiliyorlar. Sınırdışı edilmek için bekleyen mülteciler, hastalık kapıyor. Çoğu yere serilmiş kartonların üzerinde uyuyor. Çoğu halsiz. Açlıktan sararmışlar.
Devletin soğuk yüzüdür bu. Hukuki zeminde bir netice alamayınca “bu tür muameleler yaparak caydırmaya çabalarlar.” Alabildiğinde etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Ama “demirden korkan trene binmez...”
Biz, Allah’tan başka birşeyden korkmayız. Yolundan dönen namert olsun. Dönenin şerefine tüküreyim!
Ezber Bozanlar’ın son yaptığımız bölümünde “Gülencilik ile ilgili” olarak söylediklerim. Ne kadar rahatsız etse de yineliyorum; cop ve biber gazının arkasına sığınan ödleklerden mi korkacağız??
Sıkıntılı saatler boyunca desteğini esirgemeyen dostlara gönülden selamlar.

Yorum Gönder