Tuhaf bir memleket olduk çıktık. Bir yandan bayramda yollara dökülüp trafik kazalarında can veriyoruz diğer yandan Kurban kesmek için bıçağı, baltayı kapanlar ya kendini yaralıyor ya da yanındakileri. Kurban yerine kendini kesen 3 binden fazla “yurdum insanı” hastanelere koşunca ortaya çıkan tablo ise “güler misin ağlar mısın” dedirtiyor.
İşin bir de temizlik boyutu var ki, alınan önlemler fayda etmiyor, çevre kirliliğinin önüne geçilemiyor. Kurban keserek ibadetini yerine getiren bir insan nasıl olur da “Temizlik imandan gelir” sözünü unutur? Bir yandan ibadet yapacaksın, ama diğer yandan ortalığı kan gölüne çevireceksin. Kestiğin hayvandan kalanları orta yere bırakarak, temel ibadetlerden olan temizliği yok sayacaksın.
Et yeme çılgınlığını da unutmayalım. Kurbanlık hayvanı keseli daha 10 dakika olmuş, yurdum insanı çoluk çocuk ete saldırıp, hem parçalıyor hem de kıtlıktan çıkmışçasına kavurma yapıyor. Kardeşim, bu et bir yere kaçmıyor ki. Artık senin, rahat ol. Ama anlayan kim? Yani öyle bir hava yaratılıyor ki, Kurban Bayramı değil de sanki Kavurma ya da Kebap Bayramı.
“Ey millet, kurban etini en az 12 saat dinlendirin. Hemen kavurma, kebap işine girişirseniz sağlığınızı tehlikeye atarsınız” diyen uzmanları dinleyen yok. “O et ya yenecek ya da yenecek” sloganı bir kere kafaya yerleşmiş.
Kısacası yurdum insanı öylesine aceleci ki, kurban, saniye kaybetmeksizin kesilecek, anında soyulup, parçalanacak, vakit kaybetmeksizin kavrulacak ya da kebap yapılıp mideye indirilecek. Parçalanan et de torbalara doldurulup eve dönülecek. Gören de, bu insanlar Guiness Rekorlar Kitabına girmek için yarışıyor zanneder. Rekor denemesi Bayram Namazı sırasında başlıyor. Namaz bittiğinde, önüne çıkanı ezerek dışarıya koşanlardan canınızı zor kurtarıyorsunuz.
Camide, sırtımdan atlarcasına kendini dışarı atmaya çalışanlara, “Acelen ne kardeşim. İnsan müsaade ister, özür diler” dediğimde, “Ne diyon hemşerim sen ya, biz gurban kesmeye gidiyoz” yanıtını bu yıl da aldım. Adam kafaya koymuş, kurbana giderken maraza çıkaran olursa önce onu kesecek.
Bir de, “Hayvanlara eziyet etmeyin, çocukların gözü önünde boğaz kesip, kan akıtmayın” uyarılarını hiçe sayanlar var ki, elde balta, bıçak çalışanlara bunları anımsatmak iyi sonuçlar doğurmayabilir.
Biliyorum, kimileri çizdiğim tablo nedeniyle kızacak, “Ne yani dinimize karşı mısın” diyecektir. Atalarımdan, dedelerimden aldığım dini terbiye gereği susuyorum. Çünkü dinimizi doğru dürüst bilmeyenlere yanıt vermeye kalksak yazının sonu gelmeyecek. En iyisi güldürerek düşündürme yöntemine başvurmak.
İspanya ile Türkiye arasındaki bayram farkını bilir misiniz?
İspanya'nın Pamplona kentinde, 16. Yüzyıldan beri yapılan“San Fermin” (Sanfermines) Festivali, Bayram olarak da nitelendirilir. Her yıl Temmuz ayında bölgenin Azizi “San Fermin” adına düzenlenen bu bayram 1 hafta sürer.
“San Fermin” Bayramındaki ana unsur Boğalardır. Verilmek istenen mesaj da, boğalardan korkulmadığıdır.
Türkiye'deki “Kurban Bayramı”nda da, ana unsur Boğalardır. Yurdum insanı ise korkmadığını, gerekirse Rize'de olduğu gibi, boğanın peşinden denize atlayıp, onu yakalamaya çalışarak göstermiştir.
Şimdi gelelim iki ülkenin bayramları arasındaki farka;
İspanya'da, “San Fermin” Festivalinde, İspanyolları önden bırakırlar, onlar kaçar, boğalar kovalar.
Türkiye'de ise Kurban Bayramı'nda boğalar kaçar, Türkler kovalar.
Kimi İspanyollar, “San Fermin” Festivalinde yaralanırlar. Bu çok doğaldır, çünkü arkalarından gelen boğaların altında kalır, boynuz darbeleri alırlar.
Ya bizim millete ne demeli. “Kurban Bayramı”nda, önünde koşan boğadan yaralanmak, ancak yurdum insanının imza atacağı bir başarıdır.
Kısacası İspanya'da “Kaçan” yaralanır, Türkiye'de ise “Kovalayan”
İşin bir başka yanı daha var. San Fermin Festivali'ni izlemeye 1 milyon yabancı turist gelir. Sadece İspanyollar değil, yabancı turistler de kendilerini boğaların önüne atar. Anlayacağınız adamlar, eziyeti bile kazanç kapısı haline getirmişler.
Turizm Bakanlığı bir reklam kampanyası başlatsa da, Kurban Bayramı'nda yurdum insanının boğalarla yaşadığı maceraya turistleri çekse güzel olmaz mı?
Bu yıl farklı bir Cumhuriyet Bayramı kutlaması yaşadığımı söyleyerek bitireyim. Ankara'da, eski Meclis'in önündeki Cumhuriyet Bayramı kutlamasına katıldım. Allah var, polisimiz öyle nazik ki, “Beyefendi, Cumhuriyet Bayramı'nda kolonya yerine, Biber Gazı sıkıyoruz” diyerek bayramımı kutladı. Polisimizin bu ilgisinden gözlerim bir yaşardı bir yaşardı ki, önümü göremedim.

Yorum Gönder