Çift Başlı, Melezlik Notlar! - Ahmet Tan

Çift baş, Allah muhafaza...
Hilkat garibesi, ucube demek.
Başka?
“Bir ipte iki cambaz oynamaz!” demek!
Kapılardan ırak olsun, cambazlık matah bir iş değil.
İkisinin aynı ipte oynaması ise hiç değil.
İki başlı bir ucubeyi kim ister?
Ucube zaten yeterince “şer” bir şey!
“Şer” devlete kulak asmayıp Cumhuriyeti milletin kafasına göre kutlamaya kalkması demek.
Cumhuriyetin ilan edildiği Meclis’in önünde toplanmak...
Üstelik binlerce, on binlerce yurttaşın el ele verip Cumhuriyetin Kurucusu’nun kabrine yürümesi…
Başbakan’ın bu işi, günler öncesinden “şer” diye ilan etmesi boşuna değildi.
Ama kimse kulak asmadı.
Bu kargaşada ne yazık ki bir Sayın Vali, “kara kedi” olup Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasına girmiş duruma düştü.
Ama bu olumsuzluk hayra dönüştü.
“Her şerde bir hayır vardır!” inancı bir kez daha doğrulanmış oldu: Nasıl mı?
• 2014’te patlak verecek rekabet öne çekildi.
• Çankaya’nın iki adayı arasındaki gizli çekişme su yüzüne çıktı.
Erdoğan, “Kimmiş o ‘benim valim’e talimat verecek?” diye esti gürledi...
Gül ise, bilinen yumuşak ve özenli üslubuyla şimdilik, geri adım atar gibi yaptı.
Olan başdanışmanı, meslektaşımız Ahmet Sever’e oldu.
Ahmet kardeşim de siyasetin Samet’i oldu?
Öyle değil mi Samet, şey Ahmet?
***
Önümüzde 1.5 yıl daha var…
Köprülerin altından...
Meydanların üstünden…
Akacak daha çok su...
Fışkıracak daha nice biber gazı var!
Meclis Başkanı Cemil Çiçek ise yaklaşan asıl tehlikeyi 29 Ekim günü, Köşk’te açıkladı.
“Yeni anayasada ‘başkanlık’ sistemi çözülmezse ‘melez bir anayasa’ kaçınılmaz!” dedi.
Haklı.
İki yıl önce, anayasada parlamenter sisteme işporta usulü bir ek yapılmıştı..
“Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilir.”
Sayın Çiçek’in dediği “melez” o gün peyda olmuştu.
Yani, anayasanın sistematiği buna göre yeniden düzenlenmezse, Başbakan’ın “çift başlı” melezi ucube anıt gibi ortaya çıkmış durumda!
İnanmayan, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini sıralayan anayasadaki “Gerektiğinde Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek ve Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağırmak!” hükmüne bakabilir. (Md: 104/b)
Bakanlar Kurulu’na başkanlık edebilen, toplantıya çağırma yetkisi bulunan Cumhurbaşkanı, 29 Ekim’in huzur ve esenlik içinde kutlanması için vali ile konuşamaz!
Neden?
“Çünkü o benim valim!”
İdare Hukuku’nun ilk derslerinde Cumhurbaşkanı’nı illerde valilerin, yabancı ülkelerde de büyükelçilerin temsil ettiği öğretilir.
Kuşa çevrilmiş olsa da anayasamıza göre “Cumhurbaşkanı ‘Yürütme’nin içinde sayılıyor!”
Ama Başbakanımız saymıyor…
Hiddet ve celal içinde “Herkes yerini bilsin!” diyor.
Cumhurbaşkanı da yerini ve görevini bildiği için…
Cumhuriyet Bayramı’nı cumhurun esenlik ve huzur içinde kutlaması için valiye telkin ve tavsiyelerde bulunuyor.
Bu hem anayasal görevi hem de doğa yasalarından doğan hakkı!
Çünkü 29 Ekim onun doğum günü!
Köşk’teki resepsiyona da zaten o yüzden istediğini çağırıp istemediğini çağırmıyor!
Coşku mantığa aykırı değildir. Mantığın tutuşmasıdır!
Peter Marshall

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget