29 Ekim’den Ders Almak! - Orhan Birgit

Sayıları milyonlarla anlatılıyor.
Cumhuriyetin bir erdem olduğuna yürekten inanmış olan yurttaşlar 89’uncu 29 Ekim’i büyük bir coşku ile kutladılar.
Devlet törenlerinin çemberini aşan bu halk kitlelerinin sokak yürüyüşlerini engellemek için siyasi iktidarın, Başkent Ankara’ya giriş çıkışları polis kontrolü bahanesi ile durdurması bile amacına ulaşamadı.
Yasal olmayan o denetimlerde, otobüslere ceset torbası muayenesi yaptırılan güvenlik güçlerinin yer yer mahcup ifadelerle vatandaşlardan özür dilediğine tanık olan dostlar var.
“Zor oyunu bozar” diyenler bir kez daha haklı çıktı.
Dahası zorlama yönteminin mimarı olan Erdoğan ile oyunun getireceği tepkileri önceden gören Sayın Cumhurbaşkanı’nın aralarına da kara kedi girdiği ortaya çıktı.
1960 öncesinde iktidarda olan Demokrat Parti’nin amblemini baston sapı yapacak kadar partisine bağlı olan Cumhurbaşkanı Bayar, muhalefete karşı acımasız davranışı ile ünlenmişti. Buna karşılık Başbakan zaman zaman da olsa “bahar havası”nın esmesini isteyen bir politikacı olarak bilinirdi.
Yarım yüz yıl sonra 2012’de tıpkı DP gibi daha çok özgürlük vaatleri ile iktidar olan AKP’de halkımıza ulusal bayramlarda bile tek tip ve resmi kutlamaları yeterli gören Başbakan ile barikatların kaldırılmasını öğütleyen Cumhurbaşkanı’nın rol değiştirmiş oldukları tarihe geçiyor.
Hiç kimsenin, halkın içinden gelen Cumhuriyet sevgisini ve o Cumhuriyetin kazanımlarını birey ya da örgüt olarak kendi tekelinde tutmaya hakkı olmamalıdır.
Ne yazık ki, aynı değerlendirmeyi Cumhuriyeti bize kazandıranların en önünde olan kişi, aziz Atatürk için yapamıyoruz. Büyük kurtarıcımızı, salt ulusal Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı olarak görmek isteyen malum kadro, o Cumhuriyet ile halkçı, laik ve devrimci bir yönetim oluşturulmak istendiğini içlerine sindirememiştir.
Bu kadroyu oluşturanlar Büyük Önder’den tıpkı Recep Tayyip Erdoğan gibi, zorunlu kalındığı zamanlarda Gazi Mustafa Kemal olarak söz ederek yetinmeyi yeğlerler.
Bu düşüncenin günümüzdeki öncüsünün, Anıtkabir’e gitmesi gerektiğinde “Put gibi durmak”tan şikâyet ettiği elbette unutulmaz.
29 Ekim’i, siyasi iktidarın küçük ayak oyunlarına karşın, her türlü barikatı ve engelleri aşarak kutlayan yığınlar edindikleri ders nedeniyle 8 gün sonra, 10 Kasım 2012’yi sadece Ankara’da Anıtkabir törenlerinde değil; yaşadıkları kent ve kasabalarda da değerlendirmeye hazırlanıyorlar.
Atatürkçü çizgide yer alan CHP, DSP, İP gibi siyasal partilerin yanı sıra çeşitli sivil toplum örgütlerinin katılacakları 10 Kasım anma törenleri cumartesi gününe denk geldiği için Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulları es geçip geçmeyeceğini göreceğiz.
Bir Kadıköy hemşerisi olarak, 10 Kasım 2012’de saat 08.30’da Kadıköy Belediyesi Gönüllülerinin Fenerbahçe-Bostancı sahilindeki 6.5 kilometrelik alanda etten duvar oluşturmayı amaçlayan bir zincir oluşturacaklarını öğrenmek beni çok mutlu etti.
***
Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Serhan Bolluk’un bir yazım nedeni ile benden istediği yanıt hakkını elbette yerine getirmiştim.
Gazetemizin yazıişleri, yazımın altına aldığım bu yanıtı çarşamba günü yer darlığı nedeni ile kullanamamışlar.
Bundan yola çıkarak Sayın Bolluk dün beni eleştirmekle yetinmedi; mutfağında bulunmadığım gazeteme de çattı. Ve o arada Antakya’da on binlerin kitle hareketinden, 29 Ekim’deki devrimci önderliği genel yönetmeni olduğu gazetesine mal etmek istedi! Yetmedi. 29 Ekim’de harekete geçen 5 milyonluk dev kitleyi, başyazarı da olduğu gazetenin tetiklemiş olduğunu ileri sürdü!
Serhan Bolluk, bir tıp doktoru olarak narsisizm denilen hastalıktan habersiz midir?

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget