Bir süredir fırsat buldukça Evliya Çelebi’nin Hac Yolunda seyahatnamesini okuyorum. Okudukça şaşırdığım, bazen hiç duymadığım ilginç anıları, önceki yazılarımda okuyucu ile kısmen paylaşmıştım. 600. sayfalara gelince sizinle paylaşmak istediğim ilginç detaylara rastladım. Hele Papa’nın Hz Muhammed’in Medine’deki kabrinden cesedini, ondan para kazanmak için kaçırmak istemelerinin öyküsünü hiç duymamıştım. Bu günlerde biliyorsunuz ABD de Hz Muhammed’e ilişkin çevrilen bir film nedeni ile Müslüman ülkelerde fıırtınalar koptu, ABD nin büyükelçisi bu yüzden öldürüldü. Peygamber derken, aşağıdaki olayda Evliya Çelebi’nin anlattığı HzMuhammed’in kaçırılması ve öteki detayların ilginçliği nedeni ile sizinle paylaşmak istedim ve gündeme ayrı bir hava verelim dedik. Yazarken, okuyucuyu sıkmamak, uzatmamak için olabildiğince ayrıntıları atlayarak, kısaltarak aktarmak istedim.
Dünyanın değişik yerlerinden gelen hacılara, yollarda Arap eşkiyası saldırır, eşyalarını paralarını, mallarını, nesi var nesi yok, alırlar, karşı geleni de öldürürlerdi. Bu nedenle Osmanlı padişahları, Hac yollarını korumak için askerlerden seçilen birlik eşliğinde Hacılar Mekkeye Medine’ye götürülürdü.
Arap eşkiyasının gaddarlığı üzerine Kuranda, şu ayet indirilmiştir: “Bedeviler, kâfirlik ve münafıklık bakımından daha beterdir”. (Kuran Tevbe Süresi 97. Ayet sf 567)
Evliya Çelebi Şam’dan ayrılıp bir haylı köyleri geçtikten sonra Medine topraklarına doğru yaklaşır. Görür ki düzlüklerdeki kumlar arasında balık kemikleri, yengeç ve kerevit, pavurya, ıstakoz, midye, istiridye gibi deniz kabuklarına rastlar. Seyahatnamesinde şöyle der: “Anlaşılan o ki, buralar eskiden derya (deniz) imiş. Hatta bir Yunan tarihinde gördüm, İskender Zülkarneyn Sebde boğazını açmazdan evvel Şam, Mekke, Medine çölleri hep deniz imiş”.
Mekke yolunda, kayalara oyulmuş, birbirinden ilginç, muhteşem kapılar, işlemeler görür. Bunların güzelliğini anlatırken, “süslü kitabeler hala asrımızın mermer ustaları bu güzellikleri veremez. Bu güzellikler meğer Rûm diyarında Atina şehrinde Sultan Mehmed camisindeki mermer gibi idi.” (sf 572)
(Demek ki Evliya Çelebi’den öğrendiğimize göre, 500 yıl kadar önce şimdi tek bir caminin bulunmadığı Atina’da mermer döşemeleri örnek gösterilecek kadar o denli muhteşem cami varmış. Şimdi AB ülkelerin içinde bir tek Atina’da cami yoktur).
“Bu muhteşem taştan oyulmuş kapıların üzerinde İbranice ve Süryanice tarihler vardı. O civardaki mağaralarda Adana kabağı kadar başları büyük, ikişer üçer arşın incik kemiği olan iskeletler vardı”. (Sf 573)
Mekke yakınlarında Ula kalesi civarında bulunan bağ bahçelerde insan kafası kadar limon, turuncu nebatı vardır. İki ayda bir buğday hâsıl olur ve mahsul alınır.
Halkı gayet şirret ve asilerdir. Yolda giden hacıları, garip kişileri “gel peksimet al” diye evlerine çağırırlar, garip peksimet almak için kuşağından altın çıkarırken, içeri kapatırlar, kafasını gözünü yararlarlar, paralarını alırlar, yanisoyarlardı. Yaralının feryadını duyan paşanın adamları hanede bulunan adamları toplar, kimisini hapisle cezalandırırken, kimisini katlederlerdi. O zamanları Hac yolları böyle tehlikelerle doluymuş demek ki.
BöyleceHac yolunda, Arap eşkiyasının baskınlarından korunmak için yüzlerce binlerce hacı kafileleri birlikte yol alırlar. Ayrıca nerede ise hacıların sayısı kadar padişah askerleri hacılara refakat ederlerdi; buna rağmen Arap eşkiyası baskınar yapar, yakalanırlarsa asılırlardı.
Medine yakınlarında hacılar yararlansın diye 1081 tarihinde Sultan Mehmed Han’ın validesi su kuyuları açtırarak vakfeyledi. Ama Arap küffarı kuyuları taş, toprakla doldurmuşlar. Padişah askerleri tekrar açarlardı. (Sf 577)
Hacı kafileleri Şam’dan ayrıldıktan sonra, nice köylerden geçip Medine’ye yaklaştıkları zaman, Arap Bedevilerin vahşi haince bir tavrı ile karşılaşırlar. Soyguncu Bedeviler, yörede bulunan su kuyularını toprakla kapattıktan sonra, asıl geçit yerinde bir kuyu bırakırlar, Hicaz yolcusu hacıları susuz bırakırlar, kontrolleri altında bulunan tek kuyudan hacıların yararlanmaları için, altın para rüşvet isterler. 6600 guruş para isterler, Osmanlı askerleri de 300 kuruş vermek ister. Bu yüzden askerler Arap Bedevielere saldırırlar, nice olaylar, saldırılar yaşanırdı. Epey ölen ve yaralanlar olur. (Sf 578)
KIBLETEYN CAMİSİ
Bütün camilerde bir mihrap varken Medine (Hendek) yakınlarında Cami-i Kıbleteyn camisinde iki tane mihrap vardır. (Câmide imamın namaz kılarken cemaatin önünde durduğu, kıble tarafındaki duvarın ortasında bulunan, oyuk). Bu mihrabın biri, bütün Müslümanların yöneldiği Mekke’deki Kâbe yönü, diğeri de Kudüs’e yönelik mihrap.
Hazreti Muhammed hicretin on dördünde Kıbleteyn camisinde ibadet ederken, Cebrail meleği tarafından şu ayet indirildi:
“Ey Muhammed, biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram (Kudüs) tarafına çevir”. (Kuranı Kerim Bakara Süresi 144. Ayet),
Ayet inene kadar, bu camide kıble Batı tarafa Kudüs tarafına iken, Hz. Muhammed, Allah’ın emri ile Mekke tarafına çevirdikten sonra iki kıblesi olduğundan bu camiye Kıbleteyn camisi denildi. (Evliya Çelebi Seyahatnamesi Hac Kitabı Yeditepe Yayınevi 2011 sf 585)
HIRİSTİYANLAR PEYGAMBERİN NAAŞINI MEZARDAN ROMA’YA NASIL KAÇIRMAK İSTEDİLER
Hicri 14 M 635/636 tarihinde Medine’de bulunan Hz. Muhammed’in kabrini korumak için, Abbasilerden Harun Reşid’in oğlu HalifeMe’mun zamanında mezarının etrafını derin hendekler kazıp üzerine eski tip bir kubbe yaptılar. Daha sonra Âl-i Atabegân-ı Ekrad Nûreddin eş-Şehid Şam halifesi iken Müslümanlık düşmanı olan “İspanya’da papa, bütün Hıristiyan ruhban ve ileri gelenleri toplayarak şöyle bir fesadça karar aldılar:
“Gelin sizinle Muhammed’in din ve devletine yara verelim. Savaşmakla onlara karşı durmak, dayanmak olmaz. Onlar denizlerde kesin başarılı oldukları için bu kadar seneden beri Hıristiyan Milletini telef eylediler. Şimdi tedarik odur ki bunları başından alalım. Bir kaç yarayışlı insanımıze bolca mal vaad edelim. Burada ana baba çocuklarına hesapsız şeyler verelim ve bütün lüzumlu her şeylerini görelim. Bunları Medine’ye gönderelim. Oraya varsınlar Harem-i Şerif etrafında bir odada misafir olsunlar, orada halktan ayrı münzevi bir yaşantı içinde olsunlar. Oradan Peygamberin kabrini çalıp bizim İspanya şehrinden Roma’ya getirsinler”. (Sanırım Evliya Çelebi Roma’yı İspanya şehri sanıyor).
Papa’nın bu ilanı ve isteği üzerine Papa için can ve baş ile kendini feda edeceklerden 20 kişi bulundu. Bunlara bir hayli mal eşya ile Kuran-ı Kerim kitapları verdiler. Bu insanlar birçok lisanı-dili çok iyi bilen veled-i zina insanlardı. Papa bunları ne yapacakları konusunda epey eğitti, tembihlerde bulundu:
“Eğer şu Muhammed’in ölüsünü bu şehre getirirseniz kılıcınız arşa asılıp Hz. İsa ile haşrolursunuz ve bütün Hıristiyanlar içinde tarihlere yazılırsınız” deyip bunları Medine tarafına gönderdiler.
PAPA’NIN YİRMİ AJANI MISIR’DA
Papa’nın ajanlar olan bu melunlar önceMısır’a gelip murad ve amaçları üzerine bütün ihtiyaçlarını malzemelerini hazırladılar, atlara binip, hacılara karıştılar; on tanesi ulema kıyafeti ile Medine’ye geldiler, şeyhü’l-haremle buluşup hediyelerini verdiler.
Hemen şeyhü’l harem “safa geldiniz” deyip Harem’i Şerif’in bir köşesinde bunlara biroda gösteririler. İyi Arapça konuşan bu melunlar güyailimlemeşgul olup beş vakit namazlarını oradaeda edip kimse ile görüşüp konuşmadan odalarına giderler. Sf: 600
Bu melunların diğer on neferi şehir içinde ikişer üçer serpişip birkaçı eşekleri ile dolaşırlar, şehrin eşek ve hâşâklerini süpürüp hamamlarını yakarlar. Bazıları taş ve ağaçları dahi taşırlar, şehrin bazı çukurlarını düzetirler, bazı artıkları taşıyıp, şehrin bazı çukurlarını düzedip bazı hâsılı hayır görülen işleri yaparlar böylece sûreti haktan görünürler.
CAMİDEKİ ODALARINDAN PEYGAMBERİN MEZARINA TUNEL
Beri taraftan tam üç yıl odalarında sakin olup zamanla lağım yollarından, bazen eşeklerle, kendileri torbalar iletoprak taşıyarak Peygamberin mezarına kadar oda içinden ve yeraltından tunel kazmışlar; Resulullahın kabrine altı zira kalmıştı.
(Zira: Bir Osmanlı uzunluk ölçüsü birimidir. Dirsekten orta parmağın ucuna kadar uzaklık olup 75-90 cm olan uzunluk. (Kazdıkları tünel, zira yı 80cm alırsak 80×6= 480cm dir. Peygamberin mezarına yarım metre kalmış)
Tam sırada Şam Halifesi Hazret-i Risalet-penah Şam-ı şerifte Nûreddin eş-Şehid padişah iken Nûreddin’in rüyasına şöyle bir olay girdi (Hz. Muhammed Nûreddin’in rüyasına girdi, rüyasında Nûreddin’i çağırdı):
“Ya Nûreddin! Bu melunlar benim kabrimi kazıp beni çalıp cesedimi kâfiristana götürmeğe kasdedip kabrime yakın gelmişlerdir. İşte şu melunlardır” diye eşkâllerini dahi gösterip şöyle diyordu:
“Yetiş ya Nûreddin! Senin gelmene acele olunmuştur. Bu önemli hizmet sana şart olmuştur. Çok acele gel. Senin gelmende sırrullah vardır. Hizmetine karşılık sana şehadet müyesser olup benim âlemim dibinde haşrolup, sana şefaat ederim”.Bunları dedikten sonra Nûreddin hazretleri uykudan uyanıp bakınca çok şaşırdı, kendisi purnur oldu. Geceyarısından sabaha dek on iki bin deve ve atlı asker toplayıp altı bin adam deve topladı, “tevekkülen alellah” deyip Şam’dan kıble (güney) tarafına yöneldi.
Nûreddin “Bu tarafa yöneldik ama Sayda ve Beyrut kalaleri tarafından küffar Şam-ı şerife istila eyleye” diye endişesini dile getirdi. Yolda uykuya yatınca rüyasında, Nûreddin’in bu endişesine karşı Hz Muhammed şunları söyledi:
“Ya Nûreddin! Elem çekme Mekke ve Mdine ve Şam benim himayemdedir. Kıyamete kadar onlara bir zarar gelmez. Ama böyle bazı ihtilal vakki olursa da dünya hali böyledir. Ondan zarar yoktur, gam yeme”.
Şam’dan Medine’ye 25 konak yeri atlı ayağıyla yüz saat yeri üç gün üç gecede gidip Medine’ye vardı.
Bütün Medine ileri gelenlerine büyük bir ziyafet verildi. İleri gelenler yemek yerken, rüyasında Peygamber’in gösterdiği melunlardan (Papa’nın ajanlarından) kimse görülmüyordu. Hemen Nûreddin dedi ki:
“ Ya Medine ehli! Elhamdülillah yemek, hayır, bereket çok. İçinizde başka diyarlardan gelen garipler yok mudur, gelip nimetimizden yesinler”. Medine ahalisinden bazıları dediler ki: sf 601
“Vallahi Sultanım! Şu Bab-ı Şifa’nın medresesi odasında on aded kimse vardır, münzevi insanlardır. Gündüz oruçtutarlar gece ibadet, beş vakit namazlarını camide kılarlar. Ehlisünnet ve cemaat sahibi tarikat ehli insanlardır. Kimsenin yemeğini yemezler. Bir perhizkâr ve dindar adamlardır. Üç senedir burada ibadetle yatıp kalkarlar”.
Hemen Nûreddin şöyle emir verdi:
“Tez onları huzuruma ölüm zamanı da olsa getirin; sadaka ve ihsanlarımızı alsınlar ve yemeklerimizi yesinler ve hilatlarımızı giysinler”, diye üç kere adam saldıkları, çağırdıkları halde gelmediler.
Derhal Nûreddin hizmetlilerine işaret edip zorla getirdiler. Nûreddin: “Doğru söyledin ya Resûlallh”deyip şükür secdesi ettiler.
PAPA’NIN AJANLARI YAKALANIYOR. AJANLAR İŞKENCE İLE İTİRAF ETTİLER
Daha sonra bu namaz kılıp sofu görünen on adamın odalarına baskın yaptılar. Tünel kazmaya yarayan bir sürü kazma, kürek, çapa ve külünk ve küskü gibi malzeme, kezzap, zehirli sular bir sürü melanet malzeme bulundu. Bütün bunları Medine halkına gösterince halk, “neuzibillâh” deyip bu melunların hüsnü hallerine, Müslüman gösterişlerine şehadet ettikleri, kandıkları için utanıp gittiler. Nûreddin:
“Öyle olur. Utanmasınlar, böylece olaya şahit oldular”, dedi. Bütün ileri gelenleri huzura çağırıp ceza tertibine başlayınca yakalananlardan biri Nûreddin’in üzerine saldırdı bir tüfek attı. Şükür isabet etmedi. Ama celladlar bunlara işkenceye başlayıp vücutlarını elek gibi eleyince bir bir anlatmaya başladılar:
“Vallahi bizim dışarıda on adet arkadaşımız vardır. Bu şehirin içinde değişik işlere hizmet ederler, haftada bir iki kerre bize gelip toprak taşırlardı (Peygamberin kabrine kazılan tunelden). “Bazı mahalde torbalar ile biz de taşırdık” deyince, tez o dışardaki on adet adamları da getirdiler. Onlara da işkence yapınca bübül gibi amaçlarını anlatmaya başladılar. Amma odaları içindeki lağım (tunel) yollarını bulamadılar. Sonunda melunun biri anlattı:
“ Ateş yakıp yemek pişirdiğimiz taşın altındadır. O taş tunç tekerlekler üzeredir. O taşı beri çekin, lağım (tünel) yolu görünür”. Sf 602
Derhal bütün Medine ahalisinin ileri gelenlerinin huzurunda ocak taşını meydana çekince kocaman bir mağara yolu gibi bir lağım (tünel) yolu açıldı. Mumlar yakarak, bizzat Nûreddin’le birlikte tunel yolunu takip ettiler, toplam yüz adım kadar tunele “eş hâl Ya Resûlullah” diyerek girdiler. Peygamberin kabrine ancak bir adım yer kalmıştı. Bunun üzerine hepsi dışarı çıktılar, melunları (Papa’nın ajanlarını işkenceye çektiler. İş başında olan melun ajan şunları anlattı:
“Vallahi biz İspanya rahiplerindeniz. Hepimiz Muhammed dini zuhur edeli huzurumuz gidip Mesîhiyye (Hıristiyanlar) milleti pâymâl ( telef) oldu. Kısaca Emeviyyûn’dan Velîd bin Abdülmelik asrında bütün adalarımız, karalarımız, denizlerimiz, büyük vilayetlerimiz hususi mabed-i kadimimiz olan Kudüs, Mısır, İslambol, Batı bölgesi, Tunus, Tarabulus, Fas, Merankuş, Tilemsan ve Endülüs hepsi Urban elinde kaldı. Bunlardan nasıl intikam alsak, diye meşveret edip ahir dinimiz ulusu Papa melunun tedbir ve isteği ile:
“Gelin Arab kavmi bir ahmak kavimdir. Medine’den Muhammed’lerini kaçıralım. İspanya’ya götürüp eski papalarımız yanında defnedelim. Undan sonraellerinde olan Mısır’ı ve Şam’ı, Irak velhasıl eskiden beri mülkümüz olan büyük beldelerimiz ve muazzam şehirlerimiz, deniz kenarlarındaki iskelelerimiz taleb edelim, Hususa Hasretli Kudüs’ü alalım” dediler. Dört bir tarafına tunçtan, demirden bir kale edelim, bundan sonra bütün Hıristiyanlar oraya göçelim. Arap yine çölde kalsın, işte tedarik budu yoksabiz Arab ile başa çıkamayız. Hemen Muhammed’in cesedini kaçıralım” dediler”.
“Aramızdan birkaç ruhban, “Muhammed o Muhammed’dir ki anadan doğunca bütün kıblelerimiz yıkıldı ve mabedlerimiz söndü ve Ayasofya ve İspanya kilisesi yıkıldı. İşte başınız ucundadır. Bin kerre yaptık. Mümkün olup bina tutmadı. Selef ruhbanlarımızdan tarihlerimizde yazılı olan Papa mîkâil, Papa Angeli, Papa Mihail, Papa Aya Yorgi hepsi on iki ruhban Dobra Venedik’in Latin ruhbanlarından on iki dahi Mekke’ye varıp Muhammed’le buluştular ve elini öpüp görüştüler. Ahitnameler alıp barıştılar. O zaman Muhammed’in gençliği imiş. Vücudunun gölgesi yere düşmezmiş ve ne tarafa vücudu üstünde bir parça bulut bile gezermiş, diye papazlarımız Muhammed’i görüp böyle yazmışlar. Arabın kitabında yazar kim dürüst Muhammedi olan çürümez, ölüsü taze durur, derler. Ey şimdi ümmeti çürümeyen Muhammed’in kendi vücudu çürür mü?” diye birkaç papazlarımız bizim Medine’ye gelmemizi men etmek için istediklerinden bütün papazlarımız bu men edem” diyen on iki papazı hitab şöyle hitap ettiler:(sf 603)
“Besbelli siz muhammedîlersiniz ve sizin bu sözlerinizden anlaşılan odur kim ezhebinizde Arab rahiaası vardır” diye on ikisini dahi katlettiler. Bize bu kadar hazine mâl verip Papa melununu bedduasıyla başımız torbaya koyup üç yıldır bu işgale mukayed iken bir ay önce Papa’nın mektupalrı geldi, Papa mektupta şunları diyordu:
“Gafil olmayın. Üzerinize bir asker verir. Ama zarar etmeyip işinize mukayyed olasız. Ne vechile olursa olsun, eğer Muhammed’in naaşını İspanya’ya getirirsenizdefnedip İspanya’yı Kâbe ederiz ve her sene yetmiş seksen bin Arab ve Etrak (Türkler) gelirse yüzer altın haraç alıp ziyaret ettiririz. Ve sizleri türbadar edip Arab başına onar altın alıveririz”, diye bu mektuplar geldi”. Diye kâğıtları Nûreddin eş Şehid huzurunda ibraz ettiler.
Ondan sonra biz dahi ziyade çalışıp gayret etmeye var gücümüzü sarf edip koynumuzda cüzdanlarla toprak taşımaya başladık. Bundan sonra Papa’nın mektuplarındao tarafa bir asker varır, diyeyazılarından bir nakş alıp bir remil (fal) ettik. Bize korku ve tehlike menzili göründü ve bizi sabah vakti yakaladınız. Ne yaptıksa kurtulamadık. Huzurunuza gecelik ile gelir orada dahi kurtulamayıp tarafınıza kasdettik, yine kurtulamadık. Eğer Muhammed’in dinine girersem beni azad edin” diye rica eyleyip bütün maceralarını, başlarına gelenleri başından sonuna kadar anlattılar.
Hemen Koca Nûreddin dedi ki: “Hazreti Allah senin dine gelmene mi muhtaçtır? Ancak sizi kılıçların en keskini ile katledeyim ki âleme ibret olsun…
Bazıları da, “sultanım, bu melunları yakın” dediler. Nûreddin dedi ki:
“Yok. Ateş ile yakmak Allah’a mahsustur”.
Şiddetli azap ile o ajanların her gün birini âleme ibret için katlettiler. Bundan sonra Medineye Müslüman olmayan kimse, küffar basmamıştır.
Ben Şam’da iken bir arkadaşımız İslâmbol’dan (İstanbul’dan) bir Müslüman olmayan hizmetli ile Şam’a gelip hacca gitti. Medine’ye vardığı saat bunu anladılar, tanıdılar parça parça ettiler. (sf 604)
Bu olaydan sonra, Hazrett-i Nûreddin-i Şehid, Şam’dan nicemimarlar, ustalar getirtti. İspanyol ajanların azdıkları tünelleri kapattıktan sonra Peygamberin mezarının çevresine derin hendekler kazdırdı, kocaman tunçtan sanduka yaptırdı; daha nice derin hendekleri tailarla, demirle doldurarak tunelle ulaşılması mümkün olmayacak biçimde inşaa ettirdi”.
Kaynak: (Evliya Çelebi Seyahatnamesi Hac Kitabı Yeditepe Yayınevi 2011 sf 601-602-603

Yorum Gönder