Ülkemizde Tecavüz ve Şiddet Artıyor mu? - Cevat Kulaksız

Ülkemizde Tecavüz ve Şiddet Artıyor mu? - Cevat Kulaksız hemen her gün ya karısını öldüren koca haberleri gibi şiddet, ya da çocuklara, hayvanlara tecavüz eden cinsel sapkın

Ülkemizde Tecavüz ve Şiddet Artıyor mu? - Cevat Kulaksız
Günlük yayın araçlarını izlediğimiz zaman, hemen her gün ya karısını öldüren koca haberleri gibi şiddet, ya da çocuklara, hayvanlara tecavüz eden cinsel sapkın olaylarına tanık oluyoruz.
Hele bu yazıyı yazdığım 27.9.2012 günlü gazetenin birinde, oğlu boşandığı karsını bıçaklamış, babası da öldüremediğine “beceremedi” diye üzülüyordu. Bunları okuyunca insan dehşete kapılıyor.
Sanırım bütün bu vahşet ve dehşet, tecavüz olayları, toplumun yetiştirlme, aile yapısı ile eşdeğerde olsa gerek. Küçüklüğümde anımsıyorum, bizm köyde, koca adamlar torunları ve küçük çocuklarını, yolda yakın bir ahbap ve yakının gördüklerinde oğluna veya torununa, “oğlum şu amcana pipini bir göster” veya “oğlum şu amcana bir söv”, yahut da “şu amcanı bir döv” diye öğüt verirler güya. Aklı henüz ayıpları bilmeyen çocuk, ya pipisini gösterirse, küfür etse, bir çubukla o yakınını dövmeye kalkışırsa gülüşerek alkışlanır, “brevo” diye sevinilir övünülürdü.
Böylece yetişen çocuk ya cinsel sorunlu, teşhirci, saldırgan olarak yetişir. Ne ki küçücük çocukların eline yüfek, tabanca verip atış talimi yaptıran babaları görmüştüm. Öyle çocuk bu eğitimle yetişirse, ileride saldırgan olacaktır. Onca vahşet ve katliamları, karısını, kıznı en yakınını, öğretmenini tabanca, bıçakla öldürenleri düşünürsek, şiddet toplumunu kendimİzin yarattığını görebiliriz. Sokakta, mahallede okul arkadaşları tarafından dövülen çocuklar ağlayarak annelerine şikâyete gittiklerinde, annelerinin de, “niye dayak yiyon lan bir taş alıp kafasına vuramadın mı? Diye anellerin çocuklarını üstelik azarladıklarını da çok duymuştum.
Öyle ki, yeni evlenen gençlere yaşlılar, kadını köle gibi görmek isteyenlerin uzantıları şöylece, yarı şaka yarı ciddi güya öğüt verirlerdi:
“Gerdeğe girmeden önce birküçük kedi alacaksın, evlendiğin kzın gözünün önünde kediyi bacaklarından cart diye ikiye ayıracaksın ki, karın senden korksun”. Evet, aynen böylece vahşet öğütü verirlerdi. Böyle eğitim ne yazık ki, saldırgan bir toplum yaratmasına neden olur. Tüm bunun gibi saldırganlığı öğütleyen sözler toplumu şiddete yönlendirmektedir.
Oyuncak dükkânlarına bir bakın, kılıçtan tutun da tabanca, tüfekten, makineli tüfeğe; savaş uçağından tank, makineli tüfeğe kadar her çeşit şiddete yönlendiren oyuncaklara kadar oyuncak silahlar, maytaplar yanında patlayıcılar satılıyor.  Hele sokaklardaki işpirto tezgâhlarında çeşit çeşit sustalı bıçaklardan, parmaklara takılan saldırma muştaları, çeşitli son model coplara saldırı araçlarına rastlamışsınızdır.
Oysa “Çocukları şiddete yönlendiriyor” diye, Norveç, İsveç gibi çağdaş ülkelerde oyuncak tabanca ve silahların yasaklandığını biliyormuydunuz.
Bu yetiştirilme tarzımzın sonucu olarak aşağıda ibretlik, insanı utandıran bazı olaylara yer vereceğiz.
Tecavüzler yanında, toplumumuzdaki şiddet de devam etmekte. Yurdumuzda hemen her gün veya her hafta karısını öldürenlerin cinayetlerini dehşetle izliyoruz.
Daha dün İzmir’in Karabağlar İlçesinde, bir öğrencinin okulun Fen Bilgisi öğretmeni Rabia Sevilay Durukan’ı bıçaklayarak öldürdüğünün haberini dehşetle izledik.

OSMAN BEY ÖZ AMCASINI HİÇ UĞRUNA ÖLDÜRDÜ.
Ta öteden beri saldırganlık mı var biz de ne? Aşağıda, ilk Osmanlı Padişahı Osman Bey’in öz mcasını bir hiçuğruna amcasını nasıl öldürdüğüne bir bakalım isterseniz.
…..Osman Bey, gençliğinde karşılaştığı hakaretin anısıyla Köprühisar kentine doğru yürüdü. Bu kalenin tekfuru eskiden dere kenarında, incir ağaçları altında bir eğlence düzenlemiş ve tam yemeğin ortasında birden elini uzatarak, o zamanlar henüz tanınmayan Osman Bey’e öptürmek istemişti. Osman Bey bu eli öpmüş, fakat acısı içinde yer etmişti. Ne pahasına olursa olsun bu hakaretin öcünü almak istiyordu.
Hırs aklını o kadar başından almıştı ki, bu seferi yapmak için topladığı savaş kurulunda bulunan ve Osmanlı’nın çok saygı gösterdikleri, yüz yaşındaki amcası Dündar Bey’e kendisine “ılımlı olmasını” öğütledi diye, yayıyla vurdu. Yaşlı adam, yeğeninin darbesinden kurtulamadı ve öldü.[i]

TECAVÜZLER
21 Eylül 2012 günlü Milliyet’in 6. Sayfasında, “ilaçla tecavüz” yazısının yanında ve başka bir haberde “Ördekten Sonra İneğe Tecavüz” yazısını okuyunca, inanin bir tuhaf oldum. Üstelik ineğe tecavüz eden Konya Ereğli’den seksen yaşındaki bir adam  (S.S.) olduğunu da öğrenince daha da çok şaşırdım.
Son yıllarda basına yansıyan haberlerden öğrendiğimize göre, tecavüz olayları yanında, kadına şiddet, kadın cinayetlerinin arttığını bilmem siz de gözlemliyor musunuz?  Çocuklara, yaşlılara, hayvanlara tecavüz edenleri görünce insan dehşete kapılıyor.
Öteden beri çeşitli tecavüz olayları oluyordu da, “kol kırılır yen içinde” mantığı ile aileler saklıyor, “aman namusumuz var” diyerekten kapatıyorlardı. Bir kıza tecavüz mü edildi, “namusu temizlemek” için, kızla tecavüz edeni evelendiriyorlardı. Rızasız, tecavüze uğrayan korkunç bir travmaya maruz kalır ve ömrü boyu unutmaz. O ruh içinde tecavüzcüsü ile evlendirilen kadının ruh halini bir düşünün. Sağlıklı çocuklar, sağlıklı insanlar sağlıklı aileden yetişir.
Giden yıl bilmem siz de gazetelerden okumuş muydunuz. Yanılmıyorsam Sudan mıydı, Habeşistan mıydı, orada bir köyde, bir erkek komşusunun keçisine tecavüz ediyorken yakalanıyor. Olay o beldenin kadısına intikal ediyor. Kadının hükmünce keçiye tecavüz eden adamla keçiyi evlendirmek istiyorlar, hem de başlık parası verilerek. İşte Müslüman ülkelerin bazısında ki en çok sosyo ekonomik yapısı geri ülkelerde böylesine garip tecavüz olaylarına da rastlıyabilioruz.
İnsanoğlu’nun cinsel libidosu doyuma ulaşmazsa, sapkın tecavüzlüğe yönelir. Hayvanlar yanında, küçük çocuklara, ne ki bebeklere tecaüz edenlere bile rastlandığını gazetelerden izlemiştik (İzmir’de).
Epey yıllar önce, öğretmenlik yaptığım köylerin birinde “domatis” lakaplı birine rastlamıştım. Neden böyle dediklerini öğrendiğimde şaşırmıştım. Adam çobanlık yaparken, tarlada birinin bahçesinden kocaman bir domates alıp oymuş, başlamış cinsel organı ile domatese tecavüze. Bunu gizlice gören şakacı bir kadın, o adamı gördükçe domates gösterir, domates yermiş. Lakabı öylece “domatis” kalmış.
Yine başka bir köyede “Keçi M….” diye bir adama rastlamıştım. Soruşturunca, adam dağda çobanlık yaparken, güttüğü keçilerinbirine tecavüz ederken görülmüş, sonrada “keçi”lakabını alıvermiş.
Öğretmenlik yaptığım bir ilçede, komşunun yeni yetme bir oğlu, komşusunun ineğine tecavüz ederken suçüstü yakalanmıştı. İneğin yaşlı sahibi, Hicaz’a gitmiş, abdestinde namazında sofu bir adam olduğu için, bunu imamlara, müftüye danışmış, “inek mındar oldu sütü de haram” dedikodusuna kanarak ineğikesmişti.
Yine aynı ilçede, günümüzden 40 yıl kadar önce, yukarıdaki inek olayından birkaç yıl sonra, yaşlı bir adamın komşusunun eşeğine tecavüz ederken yakalanmıştı. Ağıra hırsız girmiştir düşüncesiyle, huysuzlanan hayvanları kontrol için ahıra gelen eşek sahibinim oğlu yaşlı adamı suçüstü görünce, yaşlı adam yalvarmaya başlar, “aman gurbanın olayım, kör nefsimi söndürmek için bir halt ettim, kimseye söyleme”  diye sızlanır. Önce gülerek “Allah kahretsin ….emmi sen miydin, çık şurdan git”  diye eşek tecavüzcüsü komşusunu kovar. Bunu hazmdemeyen eşek sahipleri dedikoduyu çoğaltırlar.
Ahırlarınada yaşlı adamı eşeklerine tecavüz ederken gören müzip delikanlı, eşeği sığıra götürürken o yaşlı adamın evinin önünden götürür. Ona şöyle seslenir “…. Şu eşeğin namusunu temizle ha karışmam”… Yaşlı adam eşi öleli on yıl olmuş, 75 yaşında idi, Bu söz karşısında bir şey diyemez, “vay eşşeğlu eşek” diye onu kovalar.  Hani Anadolu’da tecavüze uğrayan kızı tecavüzcüsü ile evlendirirler ya,  eşek sahibi bunu ima etmiş olmalı.
Tüm bunları neden mi ezberimde tutuyordum, o zamanları bir haber ajnsının muhabirliğini de yapıyordum da ondan.
Oğlumun hediyesi olan küçücük beş yaşında bir terrier köpeğim var, adı “Badi”. Bununla sabah ve akşam, ama her gün, çişini yapsın, hava alsın diye gezmeğe çıkarız. Hiç çiftleşmedi Badi, gezerken parklarda başka köpeklerin çişlerini kokluyor, ne zaman bir dişi köpeğin idrarına rastlasa onu içine sindire sindire kokluyor, adeta yalıyor, ayıramıyorum oradan.
Bazı sokaklardan geçerken beni çeke çeke bir eve götürüyor, ısrarı ile gidiyoruz o eve, o da ne, o evde dişi bir köpek olduğunu öğreniyoruz. Ama kendi boyuna göre kocaman köpeklere yanaşıyor, onunla oynuyor, kokluyor, ama ne yazık ki ona boyu yetmiyor. Dişi köpeğin yanından ayıramıyorum Badi’yi. Badi’nin bu durumunu veterinere anlattığımız zaman, “normaldir, uygun köpek bulursak çiftleştirelim” dedi. Resmini çekti, kayıtlarını aldı, “uygun eş bulursam ararım” dedi.
Beş yıldır hiç çiftleşemeyen Badi, eve gelince, bir pelüş oyuncak ayısı var, inanırmısınız, onunla sanki bir köpekle çiftleşir gibi davranıyor. Çünkü bu doğal ihtiyaç bir türlü yapılamıyordu. İşte sapıklığa, tecavüzlüğe yönelen insanların da bu cinsel libidoları meşru yönde tatmin edilmediği için, sapkınlığa yönelme ruh haleti ve davranışları içindeler.
Tüm canlılarda dişilik erkeklik,  karşı cinse yaklaşım ilgi özlemi vardır. Bu özlemi, bu istemi hiçbir baskı, ayıp, din, töre, yasak engelleyemez. Uygun bir tatminle, birleşme ile canlının nesli ürer. Bu birleşmeyi uygun biçimde ayarlarken, kolaylaştırıcı (evlenme gibi) tavırlar içinde olmalıyız.
Ankara’da parklarda kız ve erkek arkadaşı ile yanyana oturup konuşan gençleri gören, gençliğinde bunu yaşamamaış olan bazı yaşlı insanlar, bastonu ile onlara saldırdıklarının haberini gazetede okumuşsunuzdur.
50 yıl önce öğretmen okulunda okurken, okulun bahçesinde bir kız arkadaşımız bir erkek arkadaşı ile bahçede yanyan yürüyüp konuşurken, bir müdür yardımcısı öğretmenimiz erkek arkadaşı odasına çağırıp,  azarlayarak“kızlarla yan yana yürümek, konuşmak yok” gibi sözler söylediğini hatırlıyorum.
Tecavüzlerin en utancı da, İtalyan gelin, tecavüz edilerek öldürülmesi olayıdır.
Sanat dünyasında “Pippa Bacca” ismiyle tanınan Giuseppina Pasqualino di Marineo, Kocaeli’nin Gebze ilçesine bağlı Tavşanlı köyünde ormanlık alanda tecavüz edilmiş ve boğularak öldürülmüş halde bulunduğunu hatırlıyormusunuz?
Hele yazdığı yazılarla, konuşmaları ile mangalda kül bırakmayan, din, iman, şeriat diyenlerden Hüseyin Üzmez ile TV larda dini fetva veren Cübbeli Ahmet Hoca cinsel tacizden mahkûm ve tutuklu olmalarını bir anımsayınız. Demek ki aşırı dincilik bile insanın cinsel gücünü engelleyememektedir.
Daha nice tecavüz olaylarına rastlayabilirsiniz, emniyetin asayiş raporlarına ve gazete arşivlerine bakarsanız. Bizde başka tecavüz olayları da vardır. Bir gazete tecavüzleri şöylesıralıyordu: Turistlere tecavüz, doğaya tecavüz, sanata tecavüz, yasalara tecavüz hatta tarihe tecavüz ler de olmakta. Taksim Meydanı’ndaki yılbaşı kutlamalarında nice insanların yanında magandaların turistlere elle sarkıntılık ettiğini gördük.
Görüldüğü gibi insanın cinsel tarafı tatmin olmadığı sürece çeşitli sapkınlıklara yönelme olayları artmakta. Toplumlar, bütün dinlerde bu tür cinsel sapmaları önlemek için, evlilik kurumunu getirmiş. İran gibi ülkelerde de, zinayı önlemek için, muta denilen belli sürelerde (altı aylık, bir yıllık nikâhlama olayını türetmiş.)
Tarihte, din kitaplarından (Kuran’dan) öğrendiğimize göre, hemen hemen İbrahim Peygamber zamanında yaşayan Lüt kavmi de (M Ö 1700-1500) eşcinsellik sapkınlığı yüzünden Tanrı tarafından cezalandırılmıştı.
+Her 5 kadından 1′i hayatlarının bir noktasında tecavüz vaya tecavüze teşebbüs kurbanı oluyor. ABD’de bu sayı 4′e düşmektedir.
+Dünya kadın nüfusunun %10′u hayatlarının bir noktasında tecavüze maruz kalıyor.
+Dünya çapında tecavüz kurbanlarının %10′unu erkekler oluşturuyor.
+Her 4 kız çocuktan biri ve her erkek çocuktan biri 18 yaşına gelmeden cinsel istismar veya tecavüzle karşılaşıyor.
+Tecavüz kurbanlarının %70′i tecavüzcüyü tanıyor.
+Tecavüze uğrayan kadınların %54′ü bunu 18 yaşına gelmeden yaşıyor.
+Güney Afrika’da hergün 147 kadın tecavüze uğramaktadır.
+Fransa’da her yıl 25.000 kadın tecavüze uğramaktadır.
+ABD’de her 90 saniyede bir 1 kadın tecavüze uğramaktadır.
+Türkiye’de kadınların %35.6′sı bazan; %16.3′ü sık sık aile içi tecavüze uğruyor.
+Türkiye’de her 4 saatte bir tecavüz veya tecavüze yeltenme suçu işlenmektedir.
Türkiyede emniyete intikal edilmeyen tecavüz vakaları, resmi
kayıtlara geçenden fazladır. [ii]

UMUT VAKFI’NIN VERDİĞİ BİLGİLERE GÖRE:
Her yıl ortalama 4500 kişi bireysel silahlarla hayatını kaybediyor. Bu küçük çaplı bir savaş demek. 80 milyonluk nüfusta 20 milyon silah; her 5 kişiden 1’inde silah var demek. Türkiye’de 2011’in ilk altı ayında, 2001 yılı aynı dönem verilerine göre silahlı şiddet olaylarının %83 arttığı tespit edilmiştir. Silahlı olayların nedenine bakıldığında %23,5 oranında aile içi şiddet, %33,8 oranında arkadaş, tanıdık, hasım akraba ve gönül ilişkileri oluşturmaktadır. Silahlı şiddet olaylarının %57,3’ü tanıdıklar arasında gerçekleşmektedir. Olayların niteliğine bakıldığında ise aniden başlayan tartışma %42,68’dir. Silahlı olayların %4,3’ü intihar, %2,40’ı ise silahlı gasp olarak gerçekleşmiştir. Kasten ya da planlı olaylar ise %16,9’dur. Silah, anlaşamamakta bir çözüm aracı olarak kullanılmakta, çözüm de öldürmek olmaktadır. Türk halkı silahı ‘öldürmek’ için edinmekte ve kullanmaktadır.” [iii]

24 BİN CİNSEL SALDIRININ YÜZDE 70’İ ÇOCUKLARA
Adalet Bakanlığı ’nın verilerine göre çocuklara karşı işlenen cinsel taciz, saldırı ve istismar suçları ile ilgili davaların sayısı, 2009 yılında 13 bin 812, 2010 yılında 17 bin 241 ve 2011 yılında ise 18 bin 334 oldu. Bu da 2011 yılındaki toplam 24 bin cinsel saldırı suçunun yaklaşık yüzde 70’i. 7 bin 610 sanık hakkında 15 yaşın altındaki çocuğa tecavüz , 4 bin 903 sanık hakkında çocuğa cinsel istismar , 1759 sanık hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçlaması bulunuyor. Bu dosyaların 2 bin 13’ünde, yapılan incelemede çocukların ruh sağlığının bozulduğu tespit edildi. Çocukların fuhuşta kullanıldığı olaylar nedeniyle 2009’da 812, 2010’da 764, 2011’de 672 dava açıldı.
Daha pek çok tecavüz, taciz, şiddet gibi olaylara yer verebilirdik, okuyucuyu sıkmamak için ancak bunlarla yetineceğiz. Başka ülkeleri bilmam ama, ülkemizde basına yansıyan tecavüz ve şiddet olaylarına baktığımız zaman, toplum adına endişe etmemek mümkün değildir. Ancak örnekleri verirken aşağıda Mevlana’nın Mesnevi’sinde anlattığı öykü çok ilginç olduğu için alma gereğiniduyduk.

EŞEKLE KABAKLI BİRLEŞME
Günümüzden 780 yıl önce, daha Osmanlı Devleti kurulmazdan önceleri, Türk Felsefi Düşünce Yaşamının en seçkini Mevlana’dan (1207-1272) çok ilginç, ibretlik kabaklı eşeğe tecavüz olayını (bir kadının eşeğe kendini nasıl düzdürdüğünü, buna özenen başka kadının eşek tecavüzünden nasıl öldüğünü anlatan), bir öyküyü Mevlana’nın anlatımı ile, (belki duymayanlar için) nakletmek istiyorum.
Bu konuda Mesnevide geçen, kadının eşekle ilgili (kabaklı ve kabaksız ilişkisi ölümü tam olarak şöyledir:
“Bir halayık, şehvetini çokluğundan, hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştı.
O eşek, kendisine yakınlaşmayı âdet edinmiş, insana yakın olmayı öğrenmişti.
1335. O hilebaz halayığın bir kabağı vardı. Eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye kabağı, eşeğin aletine takardı.
Yakınlaşma zamanında aletin yarısı girsin diye bu işi yapmaktaydı.
Çünkü eşeğin aleti tamamıyla girse rahmi de paralanırdı, damarları da.
Eşek, boyuna zayıflayıp durmaktaydı. Eşeğin sahibi olan kadın da neden bu eşek böyle zayıflıyor, neden böyle kıl gibi inceliyor, deyip dururdu.  Fakat işin ne olduğunu anlamakta acizdi.
Nalbantlara, illeti nedir, neden zayıflamakta diye gösterdiyse de,
1340.Onda hiçbir illet görünmedi, kimse bunun içyüzünü haber veremedi.
Kadın, bu işin aslını adamakıllı araştırmaya başladı. Her an eşeğin har haline dikkat etmekte, neden böyle zayıfladığını bulmaya çalışmaktaydı.
İnsanın adamakıllı çalışmaya kul olması gerekir. Çünkü bir şeyi iyice arıysan, nihayet bulur.
Eşeğin haline dikkat edip dururken bir de ne görsün? O nergisceğiz, eşeğin altına yatmıyor mu?
Bunu kapının yarığından gördü, bu hale pek şaştı.
1345.Eşek, erkekler kadınlar nasıl yaklaşırsa aynen onun gibi halayığa yakınlaşmış, işini becermekteydi.
Kadın hasede düştü. Dedi ki, “bu eşek, benim eşeğim, naıl olur bu iş? Bu işin bana olması lâzım, ben bu işe daha ehlim”
Eşek işi öğrenmiş, alışmış. Âdeta sofra yayılmış, mum da yanmış.
Görmemezlikten gelip ahırın kapısını vurdu.” A kız, ne vakte dek ahırı süpürüp duracaksın”? Dedi.
Bu özü, işi gizlemek için söylüyor, “ben geldim, kapıyı aç” diyordu.
Sustu, halayığa hiçbir şey söylemedi. Bu işe tamah ettiği için gizledi.
Halayık, bütün fesat aletlerini gizleyip kapıyı açtı.
Yüzünü ekşitip gözlerini yaşartarak dudaklarını oynatmaya başladı. gûya oruçluyum demek istiyordu.
Eline sapı yıpranmış, bir süpürge aldı, develerin yatması için ahırı süpürüyor göründü.
Elinde süpürge kapıyı açınca kadın, dudak altından, “seni usta seni”, dedi.
1355. Yüzünü ekşittin, eline süpürgeyi aldın, iyi. Fakat yemeden içmeden kesilmiş eşeğin hali ne?
İşi yarı da kalmış, öfkeli, aleti oynayıp durmada. Gözleri kapıda, sei beklemede.
Bunu dudağı altından söyledi, halayıktan gizledi. Onu suçsuz gibi ululayıp,
Dedi ki: “Tez çarşafını başına al. Filan eve git, benden selam söyle”.
Şunu şöyle, böyle yap, şöyle et. Neyse, ben kadınların masalını kısa kesiyorum.
1360.Maksat neyse sen onun hulâsasını al, O işi görmezlikten gelen kadın, onu yola vurunca,
Zaten şehvetten sarhoş olmuştu, hemen kapıyı kapadı, “oh” dedi,
“Yalnız kaldım, bağıra bağıra şükredeyim. Artık erkeklerin gâh tam, gâh yarım yamalak yakınlaşmasından kurtuldum”.
Kadının keçileri, sanki bini bulmuştu, öyle neşelendi. Eşeğin şehvet ateşiyle kararsız bir hale düştü.
Hatta ne keçisi? O yakınlaşma, kadını keçi hale getirdi. Ahmağı keçi haline getirmeye, hor bakar bir hale sokmaya şaşılmaz ki!
1365. Şehvet isteği, gönlü sahır ve kör yaptı mı eşeği bile Yusuf gibi nurdan meydana gelmiş bir ateş parçası gösterir.
Nice ateşten sarhoş olmuşlar vardır ki ateş ararlar, kendilerini de mutlak nur sanırlar.
Yalnız Tanrı kulu böyle değildir. Yahut da Tanrı birisini çeker çeviri de yola getirir, yaprağı döndürür, bu da başka!
Böyle olan, o ateş hayali bilir, o hayalin, yolda eğreti olduğunu anlar.
Hırs, çirkinleri güzel gösterir. Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.
1370. Şehvet, yüz binlerce iyi adı kötüye çıkarmıştır. Yüz binlerce akıllı, fikirli adamı şaşkın bir hale getirmiştir.
Bir eşeği bile Mısır Yusuf’u gibi güzel gösterdikten sonra o çift, bir Yusuf’u nasıl gösterir?
Pisliği, afsuniyla sana bal göstermede, iş inada bindi mi balı nasıl gösterir? Bir düşün artık.
Şehvet, yemeden olur, az ye. Yahut da kadın nikâhla da kötülükten kaç.
Yedin içtin mi şehvet, seni harama çeker. Ele gireni elbette harcetmek gerekir.
Şu halde nikâh lavle okumaya benzer. Oku, yani bir kadın nikâhla da şehvet, seni belâya düşürmesin.
Mademki yemeye içmeye hırsın var, çabuk bir kadın al, evlen. Yoksa bil ki kedi gelir, yağlı kuyruğu kapar.
Sıçrayan eşeğin sırtına taş yükünü vur, o kaçmadan, sıçramadan önce sırtına yükü yükle.
Ateşin ne yaptığını bilmezsin, savul oradan. Bu çeşit bilginle ateşin çevresinde dönüp dolaşma.
Ateşe çömleği koyup çorba pişirmeyi bilmiyorsan bil ki ne çömlek kalır, ne çorba.
Su hazır olmalı, aşçılığı da bilmelisin ki o tenceredeki çorba, dökülmeden, bozulmadan pişsin.
Demircilik sanatını bilmiyorsan demirci ocağından geçerken sakalını, bıyığını yakarsın.
Kadın, kapıyı kapadı, sevine sevine eşeği kendine çekti, cezasını da tattı ya!
Eşeği çeke çeke ahırın ortasına getirdi. O erkek eşeğin altına yattı.
O kahpe de muradına ermek üzere halayığın yattığını gördüğü sekiye yatmıştı.
Eşek ayağını kaldırıp aletini daldırdı. Eşeğin aletinden, kadının içine bir ateştir düştü.
Alışmış eşek, kadına abandı, aletini ta hayâlarına kadar sokar sokmaz kadın da geberdi.
Eşeğin aletinin hızından ciğeri parçalandı, damarları koptu, birbirinden ayrıldı.
Soluk bile alamadan derhal can verdi. Seki bir yana düştü, o bir yana.
Ahırın içi kanla doldu, kadın baş aşağı yıkıldı, öldü. Kötü bir ölüm, kadının canını aldı.
1390.Kötü ölüm, yüzlerce rezillikle gelip çattı babacığım. Sen hiç eşeğin aletinden şehit olmuş insan gördün mü?
Kur’anda rezillikle azap edilmeyi duy da böyle kepazelikle can verme.
Bil ki bu hayvan nefis, Nefis yolunda birlikte ölürsen bilki hakikatte sen de o kadın gibisin.
Tanrı, nefsimize eşek suretini vermiştir. Çünkü suretler, huylara uygundur.
1395. Kıyamette sırların açığa çıkması budur. Tanrı hakkı için eşeğe benzeyen nefisten kaç.
Tanrı, kâfirleri ateşle korkutmuştur. Onlar da ateşe utançtan hayırlıdır demişlerdir.
Tanrı hayır demiştir, o ateş utançların aslıdır. Bu kadını öldüren bu ateş gibi.
Hırsından doyacak kadar yemek yemedi, daha fazla yemek istedi. Kötü ölüm lokması boğazına durdu.
A haris adam, doyacak kadar ye, hattâ yemeğin helva ve palûze bile olsa.
1400. Tanrı, teraziye dil verdi. Aklını başına devşir de, Kur’andan Rahman süresini oku.
Kendine gel de hırsından teraziyi bırakma. Hırs ve tamah, seni azdıran bir düşmandır.
Hırs, hepsini ister, fakat bütün lezzetlerden Mahrum olur. A turp oğlu turp, hırsa tapma!
O halayık çağız hem gidiyor, hem de ah ediyordu; a kadın, sen ustayı yola saldın.
Ustasız iş yapmak isterdin. Bilgisizlikle canınla oynamaya kalkıştın.
1405. Benden bir bilgidir çaldın, çaldın ama tuzağın ahvalini sormaya arlandın.
Kuş, hem onun harmanından tane toplamalıydı, hem de boynuna ip dolaşmamalıydı.
Taneyi az ye, bu kadar pisboğaz olma. “Yeyin” emrini okudunsa “israf etmeyin” emrini de oku.
Bu suretle de tane yemekle beraber tuzağa da düşme. Bilgi ve kanaat, ancak bunu icap ettirir.
Akıllı kişi, dünyanın gamını yemez, nimetini yer. Bilgisizlerse nedamet içinde mahrum kalırlar.
1410. Boğazlarına tuzağın ipi dolaştı mı tane yemek, hepsine haram olur.
Kuş, tuzaktaki taneyi nasıl yer? Yemeye kalkışırsa tuzaktaki tane zehire döner.
Tuzaktaki taneyi gafil kuş yer, halkın bu dünya tuzağındaki nimetleri yemesi gibi.
Akıllı ve işten haberi olan kuşlar, kendilerini taneden adamakıllı çekerler.
Çünkü tuzağın içindeki taneler zehirlidir. Kördür o kuş ki tuzaktan tane diler.
1415. Tuzak sahibi, aptalların başını keser. Güzel ve narin olanları ise meclislere çeker, götürür.
Çünkü aptalların ancak etleri işe yarar. Güzel ve zariflerinse güzel sesleri işe yarar.
Hâsılı halayıkcağız, kapının yarığından, hanımının eşeğin altında can verdiğini görünce,
Dedi ki: “A ahmak kadın, bu iş nedir? Sana ustan bir şey gösterdiyse,
Yalnız görünüşe kapıldın. Hâlbuki içyüzü senden gizliydi. Usta olmadan dükkân açtın.
1420. Bal gibi, o pâlûze olan aleti gördün, âlâ. Fakat a haris, neden kabağı görmedin?
Yoksa eşeğin aşkına o kadar mı dalmıştın ki gözüne kabak görünmedi?
Ustadan sanatın dış yüzünü gördün, sevine senine ustalığa kalkıştın.
Nice riyacı ve işten haberi olmayan ahmak kişiler vardır ki erlerin yolundan göre göre ancak sof kumaş görmüştür”. [iv]


DİPNOTLAR



[i]  Osmanlı Tarihi Alphonse de Lamartine Kapı Yayınları 2011 sf 15
[ii] http://herkeseduyur.benimforum.net/t8-dunyada-ve-turkiye-de-tecavuz-istatistikleri
[iii]http://www.yazaroku.com/fguncel/hasan-pulur/27-09-2012/kirmizi-halida-ayakkabilar/489556/.aspx
[iv]  Mesnevi. Mevlana. Çvrn: Veled İzbudak. M.E.B.Yay. İstanbul 1990 Sf.111-112-113-114-115-116-117-118 

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget