Giriş
Silivri ve Balyoz & Hasdal hayalî ve sahte (falsifié) darbe davaları görülürken, AKP iktidarı kendi sivil ve sefil darbesini Türkiye’nin ve dünyanın gözü önünde gerçekleştirmeyi sürdürüyor. Sanki milletin aklına ve tepki duyularına nüzul inmiş.
Eveleyip gevelemeden söyleyeyim: Bu sivil ve sefil darbenin AKP’den sonra ikinci sorumlusu CHP’dir. Çünkü taa 1950’den, özelikle de 1970’lerden bu yana devrim yasalarına sahip çıkmamış ve çok daha acısı şu ki kendi çıkardığı devrim yasalarının ne anlama geldiğini unutmuştur.
Oysa cumhuriyet düzeninin hayat kaynağı Tevhid-i Tedrisat Kanunu idi. CHP tuttu, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun adını bile anmadan, “4+4+4 yasası”nın biçimdern iptali için Anayasa Makemesi’ne gitti.
Gelişme
AKP iktidarının sözünü ettiğim sivil ve sefil darbesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Üstad” Necip Fazıl Kısakürek’in bir müridi olarak başrollerden birini oynamaktadır. Cumhurbaşkanı Gül, imam-hatiplerle ilgili uygulamaların ve 4+4+4 yasasının Anayasa’nın ilk üç maddesi ile 174. maddesine aykırı olduğunu bilmiyor mu? Kendisi bilmiyor diyelim, hukuk danışmanları ne demeye maaş alıyor?
Ben, Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın taa “Üstad” Necip Fazıl’ın rahle-i tedrisinde iken, Devrim Yasaları’da karşı silah kuşandıklarını, sanki yanlarındaymışım gibi, biliyorum.
“Üstat ve Mürşit”, hiç kuşkusuz, görüşmelerinde ve konferanslarında, devletten aldığı bursu Paris kumarhanelerinde nasıl ütüldüğünü anlatmıyordu. Necip Fazıl’ın özel internet sitesine girerseniz, neler anlattığını kendi gözlerinizle okur, kendi kulaklarınızla duyarsınız.
Düğüm
Kuru deriden bal çıkartmıyorum! Tulum vıcık vıcık ıslak! Herkes tarihle, cumhuriyetle yüzleştiğine, hesaplaştığına göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu zevkten neden mahkum kalsın?
1. O halde, 29 Ekim 1950 doğumlu ve 14 yaşından itibaren Büyük Doğucu Kısakürek’in müridi olan Abdullah Gül’ün 19 yaşında (1969′da) iki arkadaşıyla birlikte Necip Fazıl Kısakürek’e çektiği telgrafı okuyalım:
”İslam davasının zerre tavizsiz müdafii Üstadımıza İslam davasının agora meydanlarında sağırların kulağını patlatacak gür seslilikle aksiyoneri Büyük Doğu Gençliğinin ruh gıdası mecmuanızı tekrar çıkarışınızdan dolayı size minnettarlıklarımızı arzeder, hangi şartlar altında olursa olsun hal neyi icap ettirirse ettirsin yüzde yüz emrinizde olduğumuzu bildirir hürmetlerimizi sunarız Yarın elbet bizim elbet bizimdir. Gün doğmuş gün batmış ebet bizimdir.”
Bu telgraf metninden anlaşılacağı üzere, Abdullah Gül 1969 yılında, tam anlamıyla bir militan İslamcıdır. Mürşidi Necip Fazıl’ın izinde ve peşinde Cumhuriyet ve Devrim karşıtıdır.
2. “Türkiye’de Cumhuriyet Dönemi artık sona ermiştir. Laik sistemi kesinlikle değiştirmek istiyoruz.”
Bu cümle İngiliz Guardian gazetesi 27 Kasım 1995 tarihli sayısında yayınlanmış. 1995 yılında TBMM Dışişleri Komisyon üyesi Abdullah Gül gazeteyi tekzip etmiş ama söyleşiyi yapan ısrarcı. Bir Türk gazeteci olsa neyse, adam bir İngiliz, söylenmemiş böyle bir cümleyi söyleşiye neden sıkıştırsın? Bir anlamı yok.
1995 yılında başta Erbakan olmak üzere, Refah Partisi ileri gelenlerinin ve R.T.Erdoğan’ın buna benzer onlarca cümlesi var. Söylenmiş ya da söylenmemiş, önemli değil! Ama 2012 yılında, Cumhuriyet’in laik sistemini değiştiren yasaların altında Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olarak onay imzası var. Hukuki sorumluluğunun olmamasının da önemi yok.
3.Abdullah Gül Çankaya’ya çıktığı zaman Can Dündar bir belgesel film yapmıştı. Can Dündar’ın gönderdiği metinden aktarıyorum: Yakın dostu Sami Küçük, o yıllarda, milliyetçi-muhafazakar Milli Türk Talebe Birliği’ni, İstanbul Milliyetçiler Derneği’ni, Büyük Doğu dernek ve dergisini, Necip Fazıl’ı, Abdullah Gül’ün düşünsel ve ideoloji kaynakları arasında sayıyor. (Bu üç dernek de Cumhuriyet ve Devrimler karşıtıdır.)
Abdullah Gül, Büyük Doğu Yayınevi çalışanı olarak Mehmet Tekelioğlu ile birlikte Necip Fazıl’ın Çile kitabını yayına hazırlar. Kitap yayınlanınca Necip Fazıl, Gül ile Tekelioğlu’nu Konyalı Lokantası’na götürür ve her ikisine birer takım elbiselik kumaş hediye eder.
Sonuç
İsteyen daha fazla araştırma yapar ve Abdullah Gül’ün, 1923 cumhuriyeti ile devrimlerine kökten karşı olduğu sonucuna ulaşır. Benim yukarıda sunduğum üç örnek yeter.
Gene Can Dündar’ın gönderdiği metinden aktarıyorum: “O dönem Gül ve arkadaşları, günün modasına uyarak saç uzatıyor. İspanyol paça giyiyorlardı. Bir gün Sultanahmet Camii’ndeki bir namazdan sonra Necip Fazıl ona bakıp ‘Bu kubbe altı böyle züppelerle dolmadıkça Türkiye’nin kurtuluşu yoktur’ demiş.”
Necip Fazıl Kısakürek’ün Türkiye’nin kurtuluşundan söz ederken, kuşkusuz laik rejimin sona ermesini ima ediyordu. Abdullah Gül, The Guardian’a söylediği sözleri yalanlasa da, 14 yaşından bu yana ve şimdi, Laik Cumhuriyet’in sona ermesi için elinden geleni yaptı ve yapmaktadır.

Yorum Gönder