Söz Orhan Karaveli’nin.
Cumhuriyet Mahallesi’nde düzenlenen ‘İlhan Selçuk ile Yaşamak’ başlıklı toplantının konuğu olan değerli yazar bu sözleri büyük bir içtenlikle söylüyordu.
Silivri Çanta’da İlhan Selçuk Kırevi’nde yapılan toplantı büyük ilgi görmüştü.
KOOP-C tarafından düzenlenen ‘Yaz Söyleşileri’ ‘Aydınlanma Dostları’nı bir araya getirmişti.
Aydınlanma.
Ortaçağ karanlığından kurtulup insan aklını, insan iradesini insanın yaşamına egemen kılma uğraşının adıydı Aydınlanma.
Engizisyonla, aforozla insanları sindiren Katolik kilisesi yüzyıllar süren uzun bir mücadeleden sonra ‘dini insanın inancına, dünya yaşamını insan aklına iradesine’ bırakan Rönesans ve Aydınlanma ile yeni bir uygarlık dönemine giriyordu.
Bu kavramlarla tanışan ilk İslam toplumu da Türkiye olmuştu.
Mustafa Kemal Atatürk, büyük bir mücadelenin sonucunda saltanatı ve halifeliği kaldırmış, laik Türkiye’yi kurmuştu.
Biz Cumhuriyet kuşaklarıydık.
Atatürk, Cumhuriyeti bize emanet etmişti.
Orhan Karaveli de bunu söylüyor, büyük bir sorumluluğu kişisel misyonu olarak tanımlıyordu.
İlhan Selçuk da Aydınlanmanın seçkin bir aydınıydı.
Bu uğurda yaşamını ortaya koymuş, bu uğurda canını vermişti.
Şimdi Türkiye’de yaşananlar da bu mücadele için yaşanıyordu.
Toplantıda Tevfik Fikret de anıldı.
Aydınlanmanın bu büyük düşünce insanı şair Tevfik Fikret yaşamını bu mücadeleye adamıştı, Mustafa Kemal’in ilham kaynaklarından birisiydi.
O gün çok heyecanlı bir toplantı yaşadık.
Orhan Karaveli, Milliyet gazetesi adına Berlin’de bulunmuştu ve İkinci Dünya Savaşı’nın (1939-1945) ertesinde yaşanan büyük trajediyi görmüştü.
Nâzım Hikmet’i tanımıştı.
Son derece akıcı bir dille, heyecanı hiç azalmayan bir tempoyla yaptığı sürükleyici konuşması sonuna kadar aynı yoğun ilgiyle izlendi.
Peki, bu toplantı bize neler düşündürüyordu?
***
Biz bize konuşmalarla yetinmemeliydik.
Toplum, gündelik yaşamının içine kapanarak yaşamamalıydı. Dünya görüşümüzü, yaşama bakışımızı ‘insan aklına, insan iradesine’ dayandıran Aydınlanma kültürü toplumun her katmanına yeniden anlatılmalıydı.
Neden laik eğitim?
Neden laik hukuk?
Neden laik sanat?
Neden laik edebiyat?
Neden laik yönetim?
Neden laik düşünce?
Neden laik yaşam?
Türkiye’de laiklik üzerinde yapılan tartışmaların tehdit ettiği aslında Aydınlanma kültürüdür.
Eğer bu kültür üzerindeki tehditler hedefine ulaşırsa laiklik yerini dogmatik olana terk etmek zorunda kalacaktır. Bu da Türkiye’nin 1923 öncesine dönmesi demektir.
Özgür düşüncenin kaleleri olması gereken üniversiteler susturulmuştur.
Eğitim kurumları siyasal etkiler altında dinsel eksene kaydırılmaktadır...
Hukuk ve adalet kurumları siyasallaşmıştır.
Basın ve medya baskı altında kontrol edilmektedir.
Özgür düşünce her alanda tehdit ve baskı altındadır.
Bu durumda ülkeyi kurtaracak olan Aydınlanma kültürünün anlatılması, yaygınlaştırılmasıdır.
Bu kültüre dayalı politika toplumu etkileyecektir.
Aydınlanma kültürünün her alandaki temeli ‘laik olmaktır’.
Bu kavramı dinsizlikle eşanlamlı gösterip kaldırmaya çalışmak sadece dogmatizmin egemen olmasına yarayacaktır.
Dogmanın da sorusu, eleştirisi, tartışması olamaz.
Yetkili emir verir, yetkisiz boyun eğerek emre uyar.
İşte bu.
Demokrasi denilen de birkaç yılda bir sandığa gidip ‘yetkili’yi seçme işleminden ibaret kalır.
***
Bu toplantı hepimize bunları anlattı.
Hepimize bunları bir kez daha düşündürttü.
Bir kez daha görev başına çağırıldık.
Orhan Karaveli; ‘Atatürk Cumhuriyeti bana emanet etti’ dedi.
Hepimiz görev başına çağrıldığımızı anladık.
Görev başına!
Cumhuriyet bize emanet.
Şimdi ve daima…

Yorum Gönder