Hörmetli ohurlar, bu ay “anadilimdeki yazı”mı, böyük Türk şairi ve muasır edebiyatımızın vetensever galemi Ataol Behramoğlu’na, hamımız adına “geçmiş olsun” temennilerimizi bildirmeye ayırmışam...
Çünkü o da bir Azeri balasıdı... Kars’ın havasıyla, suyuyla, aşıh deyişleriyle yetişti. İndi de o yorulmaz üreğini, kimbilir neçe yıl daha yorulmaz eyliyen Dr. Bingür Sönmez’e; ilmini ve heyatını “Sarıkamış Destanı”na adayan Karslı hekimimize emanet eledi.
Behliyirih ki tezliğinen sıhhatine gavuşsun; o hep eşg ve muhabbet yüklü şiirleriyle, aydınlıh yazılarıyla, cesur çıhışlarıyla, bu alacagaranlıh günlerden gurtulma umudumuzu tezelemeye devam elesin...
‘Tepebaşı’ndaydık
Ataol Behramoğlu’yla bu mayısın sonlarında Eskişehir’deydik. Tepebaşı Belediyesi’nin aydın reisi Ahmet Ataç’ın gonağıydık.
“Kent ve Kültür Söyleşileri”nin mart ayındaki ilkinde Anadolu âşığımız Özgen Acar danıştı; ikincisinde eziz böyüğümüz Dr. Erdal Atabek; üçüncü, usta karikatürcümüz Kâmil Masaracı; dördüncü, şiirin emektarı Ataol Behramoğlu; beşincisinde de heykelimizin duayeni Mehmet Aksoy gonahlarla fikirleştiler.
Konu “şehir” olanda, Ataol da uşahlığından bu yana yaşadığı şehirlerin, şiirlerine de ilham olan hususiyetlerini ele gözel anlattı ki...
Çatalca’da doğan Ataol, ilk mektebi Kars’ta, orta ve lise eğitimini de Çankırı’da tamamlayıp; 1966’da Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduhtan sonra 69’da yayımlanan “Bir Gün Mutlaka” adlı şiir kitabıyla öz neslinin öncü ve devrimci şairi sayıldı.
‘Dala gamçı’
Tepebaşı sohbetinde Kars hatıralarını anlatırken “dala (arkaya) gamçı”dan söz elemesi, meni de aldı uşahlığıma götürdü..
Tam da Ataol’un anlattığı kimi, Kars’taki faytonlar bizim için yâddan çıhmayacak bir eğlenceydi... faytonun dalındaki (arkasındaki) demir çubuğun üzerine koşup oturarah gezmek, bunu elbette ki faytoncu görmeden yapmak, Kars uşahlarının en sevdikleri oyundu.
Faytonun dalına asılanları kıskanan öbür uşahlar ise faytoncuya “dala gamçı” diye seslenerler; bundan, dalda uşah olduğunu anlayan faytoncu da uzun gamçısını ele bir savurardı ki gurtulan olmazdı.
Ataol da dedi ki; “Ele bir gamçı yedim ki canımın acımasından değil, onurum incindiğinden gaçıp darvazanın dalında ağladım.”
Darvaza, evlerin bulunduğu böyüh heyatın (bahçe-avlu) uca ahşap gapısına denir. Günüz açıh olanda ganatları iki kenara yığılır; demeli yazıh Ataol da hersinden ağlamak için oraya gizlenip.
Paris’in ejderhası
Ataol gene Kars’ı anlatırken, feget heyatların ve darvazaların değil, her şeyin “böyüh” olduğunu, uşah gözüne böyüh göründüğünü söyledi.
Misal olsun orada “gökkuşağı” böyühtü; “taş bina”lar da böyühtü; “gala” (kale) çoh böyühtü; “kır”lar sonsuzdu; “cadde”ler ele genişti ki İstanbul’da ele genişi belke de yohtu... “Kars Çayı” bile edata Boğaziçi kimi (gibi) böyühtü; “tren katarları”nın bir ucu istasyonda, öbür ucu düzde, dağda kimiydi... en geniş “gökyüzü” de Kars’taydı; uçsuz bucaksız “bulut”lar da..
Ay sene çoh geçmiş olsun ay gözel Ataol Behramoğlu.. Sendeki böyühlüh de o gün Paris illerini anlatırken Eyfel Kulesi için yaptığın teriften belli değil mi? “Tarihi kentin ortasında, ejderha gövdesinde, yumruk kadar bir beyin taşıyor.”
Belesi bir hagigati hangi mimar deyebildi ki?

Yorum Gönder