Tutuklu milletvekilleri sorunu, ağır bir demokrasi kusurunun utancını bize daha ne kadar yaşatacak?
Meclis Başkanı Çiçek’in önayak olduğu arayışta muhalefet partilerinin üzerinde uzlaştıkları bir çözüm bulunmuştu.
Fakat iktidar ipe un sermekten vazgeçmedi.
Çünkü AKP sözcülerinin dediği gibi bu mesele onların derdi değil.
Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu VATAN’a şunu dedi:
“Doğru olan, bu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmasına mahkemelerin karar vermesi olurdu. Ancak mahkemeler bağımsızdır; bunu söylerseniz baskı yapmış olursunuz..”
Türkiye’yi bilmeyen biri burada bağımsız yargının şahikası yaşıyor zanneder. İktidarın yargıda tıkanmış sorunlarını “buldozer gibi” çözdüğüne asla ihtimal vermez.
AKP, kararlarını beğenmediği hâkimleri savcıları yerlerinden alıp sürgüne savuran gerektiğinde yüksek mahkemelerin yapısını değiştiren, daha olmadı özel yasalar çıkararak her kapıyı açan bir iktidar değil mi?
Evet “doğrusu tutuklu milletvekillerini mahkemenin bırakması”dır.
Bırakın öyleyse; ne mani?
Bize göre Anayasa’nın 83’üncü maddesi mahkemeye bu hakkı veriyor:
“TBMM üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır...”
Bağımsız hukukçuların görüşü olarak daha önce de yazdığımız gibi bu maddeyi yapıcı mantıkla okuyan bir hâkim “Anayasa bu hakkı sadece hüküm giymiş milletvekillerine veriyor; tutuklu olanlara vermiyor” demez.
Çünkü hüküm giyen birine verilen bir hak suçu iddia aşamasındaki bir tutuklu için haydi haydi geçerli olmalıdır.
Durmadan yargı reformları yapıyoruz.
Hürriyeti bağlayıcı ara kararlar için de Yargıtay’a gitme yolunu açmak çok işe yarar bir reform olurdu.
Hukuki meseleleri, siyasetçilerin egoist heveslerine rehin bırakmak yerine yargı içinde çözüm aramak her şartta daha iyidir.
İktidar, tutuklu milletvekilleri ile daha fazla oynamamalıdır!
Bu acele neden?
İktidar “Başkanlık Sistemi” tartışmasını gündeme geri çağırmaya karar verdi galiba.
Başbakan Erdoğan Slovenya’da, Başbakan Yardımcısı Bozdağ Ankara’da “başkanlık konuşalım” çağrısı yaptılar.
İfadeler çok benzer: “Yeni Anayasa yazımı başladı. Başkanlık sistemini bu süreç içinde müzakere etmek lâzım.”
Başbakan ve Yardımcısı neden Anayasa yazımına salimen başlanmasını beklemedi?
Bir gün önce TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu, kendisi çok taraftar olduğu halde Başkanlık Sistemi ile hemen Hitler çıkıp gelecekmiş gibi bir korku bulunduğunu, önerilerinin bu bakımdan şansı olmadığını söylemiş, şartların geçit vermediğini belirtmişti.
Çünkü uzlaşma komisyonu dayatma hâlinde başlamadan bitebilir!
Başbakan ve Yardımcısı bunu bile bile neden Kuzu’ya ters görüşü savundular?
Uzlaşma komisyonunun işini bitirerek 12 Eylül referandumda uyguladıkları oldu-bitti yöntemine yeniden başvurmanın yolunu mu döşemeye çalışıyorlar?

Yorum Gönder