Tayyip'in şehit edebiyatı! - Emin Çölaşan

SEVGİLİ okuyucularım, Tayyip dün Meclis kürsüsüne yine çıktı, önündeki camdan yine bir nutuk okudu. Bu yazılı metinleri başkaları yazıyor, ona da önündeki camdan okumak düşüyor!
Bol bol şehit edebiyatı yaptı.
Şehitlerimiz, Türkiye gündeminin birinci konusu. Gün geçmiyor ki şehit cenazeleri kaldırılmasın. Gün geçmiyor ki kitleler bu cenaze törenlerinde iktidara karşı slogan atmasın, yuhalamasın, protesto gösterileri yapmasın.
Şehit haberleri artık kanıksandı.
Gazetelerde tek sütun haber olarak yer alıyor.
Hükümetin eli kolu bağlı, sadece seyirci!
AKP iktidarı 2002 yılında hükümeti sıfır terörle devralmıştı. Terörün kökü kazınmıştı. Bunların döneminde terör hortladı, her gün can yakıyor.
Şehit düşen subay, astsubay, uzman çavuş, er ve polislerimiz toprağa veriliyor, ertesi gün unutuluyor da, acaba geride kalan acılı aileleri ne yapıyor?
Can alıcı soru işte bu.
O acılı İnsanların sesi soluğu çıkmıyor.
Kendi içlerine gömülüyorlar, kimseyle konuşmuyorlar. Ama yitirdikleri fidanlarının acısı yüreklerine oturmuş durumda. Onlara sahip çıkan hiç kimse yok.
Hemen hepsine ölümden hemen soma bir sürü palavra vaatlerde bulunuluyor, kanı yerde kalmayacak (!) edebiyatı yapılıyor ve ardından her şey unutulup gidiyor.
Acıyı ve perişanlığı onların geride kalan ana babaları, eşleri, çocukları yaşıyor.
Dün Ordu'dan, Yalçın Melikoğlu isimli okuyucumdan bir mektup aldım .
özetliyorum:
"Biricik evladımız Kd. Üsteğmen Okan Melikoğlu'nu, 16 Mart 2012 günü Afganistan'daki helikopter kazasında şehit verdik.
Şehit diyorum ama meğer değilmiş!
Şehitler İkiye ayrılırmış, bizim evladımız harp malulü şehit İmiş.
30 yaşında, hayatının baharında kaybettiğimiz evladımızın acısı sonsuzdur. Bunu ancak evlat acısı çeken bilir. Bu durumda devlet, geride kalan aile bireylerine iş vermiyor. Soruyorum, evladımızı Afganistan'a biz mi gönderdik, görev gereği devlet mi gönderdi? Helikopterin teknik arıza sonucu düştüğü söylendi. Başka bir söylenti ise roketatarla düşürüldüğü... Ne olursa olsun, evladımız bu vatan İçin gitti.Bizini aile olarak İçimiz yanarken, devlet sahip çıkmıyor. Bu durumda acuruz bir kat daha artıyor..."
Şimdi geçtiğimiz mart ayına dönelim ve Afganistan'da düşen helikopter olayını bir anımsayalım.
Kaza 16 Mart günü oldu. Helikopterde dokuz subay, iki astsubay, bir uzman çavuş 12 kişiden hiç kurtulan olmadı.
Cenazeler Türkiye'ye getirildi, yapılan törenlerde yine nutuklar atıldı! Melikoğlu'nun mektubunda ilginç bir ifade vardı: "Harp malulü şehit!"
Bunun ne olduğunu bilmiyordum ve dün araştırıp öğrendim
Meğer şehitlerimiz ikiye ayrılıyormuş: -Terörle mücadele şehidi... -Harp malulü şehidi...
Birinciler belli. Terörle mücadele ederken canlarını yitiren asker ve polislerimiz.
İkinci kesimin durumu ise farklıymış!
Birincilere sağlanan olanaklar onlara sağlanmazmış. Örneğin yakınları devlette işe alınmazmış. Yasa böyleymiş .
İlk kesime yakınlarından iki kişi için İş verilirmiş. 10 yıllık kira bedeli karşılanılmış, tazminat ödenilmiş.
İkincisinde tazminat varmış ama ne olduğu belirsizmiş, şehidin yakınlarına iş güvencesi ve kira bedeli yokmuş.
Bu durumu biraz daha irdeleyebilmek için şehit Üsteğmen Okan Melikoğlu'nun eşinin durumunu araştırdım.
Ortaya çıkan tablo şöyle:
-Üsteğmen Afganistan'da şehit düştüğü için terörle mücadele şehidi sayılıryormuş.
- Bu yüzden eşine bugüne kadar sadece sekiz bin lira dışında herhangi bir emekli ikramiyesi. va da tazminat ödenmemiş.
-Ayda 1.200 lira dolaylarında bir maaş bağlanmış.
-Şu anda askeri lojmanda oturuyormuş ama kurallar gereği bir yıl sonra lojmanı boşaltması gerekiyormuş.
- Kendisine devlet tarafından iş verilmemiş.
Araştırmanın bu aşamasında karşıma İlginç bir olay çıktı. Şehit üsteğmen Ordulu, Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da Ordulu. Birbirlerini eskiden beri tanıyorlar.
(Ertuğrul'u biliyorsunuz. Geçmişin en hızlı solcularından, CHP Genel Sekreteri olarak görev yapmış biri. Sonra dönek oldu ve AKP'ye girip yükseldi, Bakan olmayı bile başardı!)
İşte bu Ertuğrul Günay. helikopter kazasından hemen soma Melikoğlu Ailesine başsağlığına gidiyor. Aileye güvence veriyor:
"Derhal emir vereceğim, rahmetlinin eşini bizim Bakanlığa aldıracağım."
Olay soğumaya başlayınca, aile Ertuğrul 'a yazılı ve sözlü ricalarda bulunuyor: "İş sözü vermiştiniz, bekliyoruz..." Bugüne kadar Ertuğrul,dan tık çıkmamış!
Birkaç gün önce. aynı doğrultuda şehit düşen bir başka askerin ailesi ile bağlantı kurmuştum. Daha doğrusu, o bana ulaşıp yakınmıştı. Dün arayıp bazı sorular sormak İstediğimde 'Ne olur bizi bu işe karıştırmayın. Zaten haklarımız verilmiyor, soma bizden hesap sorarlar' dedi. Ne acıdır, insanlarımız işte bu duruma getirildi.
Şehit edebiyatının içyüzü işte bu...
Türkiye'de bunların döneminde başlatılan bir uygulama var. Herkes korkutuldu ve sindirildi ya, şehit ailelerine de aynı uygulama yapılıyor:
'"Sakın konuşmayın, bildiklerinizi ve gördüklerinizi hiç kimseye anlatmayın.
Aksi takdirde ikramiyenizi alamazsınız, size iş vermeyiz..."
PKK'nın elinde aylardır esir tutulan askerlerimiz, polisimiz ve bir de kaymakam adayımız var.
Terörde veya öteki olaylarda, hatta Afganistan'da şehit düşen, ancak hakları verilmeyen asker ve polis aileleri var.
Dikkat ediniz, hiçbiri konuşamıyor, ağzını bile açamıyor.
Korkutma olayı şehitlerimizin geride kalanlarına bile aynen uygulanıyor. Kürsülere çıkıp Tayyip gibi şehit edebiyatı yapmak kolay!
Ancak işin cilasını biraz kazıdığınız zaman ortaya çıkarı tablo utanç verici.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget