Nobelli ve İranlı İlk Kadın Yargıç! - Ahmet Tan

İbni Sina, bin yıl önce (980-1037) İran’da yaşamış bir tıp adamı.
Ankaralılar onu daha çok, adını taşıyan hastanenin önündeki heykelinden ve altındaki sözlerinden tanıyor:
“Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder!”
İbni Sina, yazdığı tıp kitabıyla yüzyıllar boyu Doğu’da ve Batı’da şifanın öncüsü olmuş bir filozof.
Türk Alman Sağlık Vakfı öncülüğünde, Doğu’nun tarihteki bilim, ahlak, sanat ve kültür değerlerini bugünün Batı dünyası ile buluşturmak üzere İbni Sina (Latincesi: Avicenna) adına bir ödül konuldu.
Bu yılki ödül 2003 Nobel Barış Ödülü sahibi de olan İranlı insan hakları savunucusu Şirin Ebadi’ye verildi. (Ödül Jürisi’nde bendeniz de bulunuyordum ve Dr. Ebadi için oy kullanmıştım.)
800 kişinin izlediği tören Frankfurt’ta 1949 Alman Anayasası’nın kabul edildiği, Paul Kilisesi’nde yapıldı.
Kilise olarak kullanılmayan bu anıtsal yapıda geçen yıllarda da Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk’a, Alman Yayıncılar Birliği ödülleri verilmişti. Hukuk profesörü bir babanın kızıydı. İyi eğitim almıştı.
Ülkesinin ilk kadın yargıcıydı.
Ancak “İslam Devrimi” sonrası görevden uzaklaştırıldı.
Avukatlığa başladı. Bu kez de muhalifleri savunmaya yönelince, bir bahane ile 2000’de hapse atıldı ve meslekten ihraç edildi.
2003’te Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Türkiye’ye dört kez gelen Ebadi’ye Koç Üniversitesi “Fahri Doktora” vermiş.
Ülkesine dönemiyor. Son üç yıldır ABD ve İngiltere’deki çocuklarının yanında yaşıyor.
Ebadi (64) ile daha sonra onuruna düzenlenen iki yemekte birlikte olduk.
Yüzünde, bakışlarında ülkesinden koparılmış olanların derin hüznü açıkça okunuyor.
Anlattıkları komşumuz İran’la ilgili, ama bize de hiç yabancı gelmiyor:
- Bağımsızlık ve özgürlük dediler.. Ne yazık ki bir diktatörlük rejimi kurdular. Mevcut diktatör gitti, yeni diktatör ile de özgürlüğe kavuşamadık.
- İran’daki rejim bizim haklarımızı, özgürlüklerimizi hatta sağlıklı beden ve zihin yaşamımızı da elimizden alıyor.
- Bu kadar insan mağdur edilebilir mi?
- Benden neden bu kadar nefret ediliyor? Kadınım ve eğitim aldığım için mi?
- Ölüm tehditleri alsam da demokrasi, temel haklar ve özgürlüğümüzü sonuna kadar savunacağım. Hakikatleri anlatacağız ve sabırlı olacağız.
- Sorun İslamın yanlış ellere ve dillere düşmüş olmasıdır.
- Yanlış tefsir edilmesi, yorumlanması ve uygulanmasıdır.
- Demokrasi, insan hakları İslamiyetin de değerleridir.

***
Dr. Ebadi, elinde İbni Sina Ödül Belgesi, aklında ünlü filozofun bin yıl önce söylediği “Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder!” sözü, ülkesine döneceği günün özlemiyle yaşıyor.
- Erdoğan şaşırtacak..
“Kitabına uydurmak” eskilerin pek sevdiği bir kavram.
Keyfi bir kararın, en temel kaynak kabul edilen Kuran’a ya da bir hadis-i şerif’e dayandırma gayretini ifade ederdi.
“Elhamdülillah” laik düzene geçildi.
En temel kaynak anayasa oldu.
Artık keyfiliği anayasaya uydurmak gerek.
En büyük keyfilik “Başkanlık”ta.
Neredeyse on yıldan beri artan bir dozda uygulandığına...
Ve yazım sürecine de geçildiğine göre.
Başkanlığı kitaba uydurmak şart oldu.
***
“Kitap”ın ülkenin değil, AKP’nin gereksinmesine göre yazılacağı belli oldu.
En büyük gereksinme ise.
Sanıldığı gibi Tayyip Erdoğan’ın bekası değil.
Partisi AKP’nin bekası.
Tayyip Bey’in “başkan” olması halinde..
Özal’ın ANAP’ının..
Demirel’in DYP’sinin, birkaç yılda dağıldığı gibi..
AKP de çok geçmeden dağılabilecek.
Bu artık doğrulanmış bir Türkiye gerçeği.
Bu gerçek, ABD’yi endişelendiriyor.
Ortadoğu’yu düzene, İran’ı hale yola koymaya kararlı Washington’ın hesaplarını çıkmaza sokabileceği için..
Amerikalılar, parlamenter demokrasinin çoklu siyasi dengeleriyle uğraşmaktansa tek adam-tek başkan ile iş bitirmeyi bin defa yeğleyecek.
Özet mi?
Tayyip Bey, ne başbakan kalacak, ne başkan olacak!
Anayasa değişecek.
O mevkilere birer “uyumlu adam” seçecek..
Kendisi de “AK Parti Genel Başkanı” sıfatıyla partinin başında kalacak!
Hem başkanı hem de parlamentoyu yönetmeye devam edecek.
Aksi takdirde AKP’nin ne Ak’ı kalacak ne A’sı, ne K’si, ne de P’si..
ANAP’ın ve DYP’nin kalmadığı gibi.
ANLAM
Danıştay Başkanı Karakullukçu göreve geldiği sırada
Bülent Arınç’ın “Kurban olduğum Allah verdikçe veriyor!” demesine kimse anlam verememişti.
Dün anlamı anlaşıldı:
“Başkanlık sistemini destekliyorum!”

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget