Kültürün Başkaldırısı: 1 Mayıs 2012 - Erdal Atabek

1 Mayıs 2012 büyük bir kitle enerjisiydi.
Kültürün başkaldırısı.
Uzun zamandır saldırıya uğrayan bilim-sanat kültürü, dayatılan yaşam tarzı değişikliği, her yere yayılan öfke ve şiddet siyaseti bu muhalif enerjiyi yarattı.
Saldırıya uğrayan TÜBİTAK
Üniversite sınavlarındaki kopya rezaleti
Öğrencilerin gösterilerine yağdırılan cezalar
Ucube diye yıkılan heykel
Müstehcen diye kaldırılan resim
Basılmamış kitabın yazarına verilen hapis cezası
Gazetelerinden kovdurulan gazeteciler
Televizyon dizisinde evlendirilen Behzat Ç. ile savcı hanım.
Hafız yetiştirmeye göre düzenlenen eğitim
Deniz Feneri davasına ayarlanan adalet
Hapisten çıkarılmaması için dayatılan milletvekilleri
Aşağılanan vatandaş
Alay edilen muhalefet
Azarlanan tiyatrocular
Ortadan kaldırılmak istenen kamu tiyatroları
Hep dahası, hep dahası
Bütün bunlar birikimdir.
Sessiz bir öfkenin birikimi.
1 Mayıs’ta meydanlara akan enerji bu öfkenin birikimidir.
***
Ama işte sorun orada ki, 2 Mayıs’ta ortalıkta hiçbir şey kalmamıştır.
2 Mayıs 2012.
Her şey günlük yaşamın akışına dönmüştür.
Enerji meydanlara akmış ve boşalmıştır.
Ertesi gün, sanki hiçbir şey olmamış gibidir.
Siyasal muhalefet bu kültürel başkaldırıyı temsil edememektedir.
Siyasal muhalefet, kültürel muhalefetten uzaktır.
Siyasal iktidar ise kendi kültürünü başarıyla temsil etmektedir. İktidara bu kültürle gelmiştir. İktidarda bu kültürle kalmaktadır.
Dine dayalı cemaat kültürü iktidardadır.
Muhalefet ise, laik düşünceye dayalı ulusal kültürün temsilcisi olamamaktadır.
Türkiye’nin iktidar sorununun düğümü buradadır.
Bu düğüm çözülmeden ülkenin geleceğinin değişme şansı yok denecek kadar azdır.
Türkiye’nin sorunu iktidar sorunudur.
İktidarın yolu ise, kimin hangi kültürü temsil ettiği ile çok yakından bağlantılıdır.
Doğru analiz.
Doğru strateji.
Doğru ve enerjik hareket.
Neyi temsil ettiğine karar vereceksin. Temsil ettiğin felsefeye sahip çıkacaksın. Bunu iyi anlatacaksın.
Mızıldanmayacaksın.
Sızıldanmayacaksın.
Mırıldanmayacaksın.
Kendine derebeylik bölgeleri yaratmakla uğraşan bir kadronun iktidara yönelen gücü de olamaz.
Bakınız.
Doktorlar görevleri başında öldürülüyor.
Öğretmenler görevleri başında vuruluyor.
Şu ilköğretim öğrencilerine verilen süt rezaleti.
Kimisi birkaç demeçle, kimisi suskunlukla geçiştiriliyor.
Hastalandıran süt konusu, ‘öğrencilerin hassasiyeti’ diye kapatılmaya çalışılıyor.
Size sorarım.
Bunca olay CHP iktidarda iken olsaydı da AKP muhalefette olsaydı.
Yer gök yıkılmaz mıydı?
Ağza gelen söylenmez miydi?
İşte size ölçü.
Düşünün ve kendinize yanıt verin.
Düşünün ve karar verin.
Ya siyasal iktidar olun.
Ya da susun ve katlanın.
Karar da sizin. Hayat da sizin...

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget