Memurlar, orta ve dar gelirli kesimler, yani geniş halk yığınları, “gıda terörü”nün 1 numaralı hedefi olmaktan kurtulamıyor.
Sağlıksız gıda üretenler cezasız kalıyor…
Soru: Dünkü yazınızı peynirdeki gıda terörüyle noktaladınız. Gıda terörü eskide kalmadı mı?
Cevap: Kalmadıgı gibi, tüm hızıyla devam ediyor. Kilosu 5 liraya peynir satılır mı? Sütün litresi en az 80 kuruş. Bir kilo peynir ortalama 10 litre sütten yapıldığına göre, 5 liraya satılan peynirlerin sütten üretilmesi imkansız! Yani üretim ve diğer masrafları saymasak, sadece sütün litre maliyetini hesaplasak bile, peynirin asgari 8 liradan satılması gerekir. Demek ki bu ürünlerde, peynir altı suyu dahil olmak üzere, sütten başka her şey var! Alın size kuşkuya yer bırakmayan bir gıda terörü örneği.
Soru: Gıda terörü sadece peynirde mi söz konusu?
Cevap: Tabii ki değil! Geçenlerde kıymaya tavuk kemiğinin karıştırıldığı haberi “kıymadaki rezalet” başlığı altında verildi ve sansasyon yarattı. Oysa tavuk kemiğinden kıyma yapıldığını ve bu kıymaların ucuz fiyatla satılan sucuk, salam ve sosis gibi et ürünlerine karıştırıldığını, yıllar önce Arena’da dört dörtlük çekimlerle gözler önüne sermiştik. Aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen bu gıda terörünün önlenememiş olması çok düşündürücü, hatta dehşet verici…
Keza yetkililer, sahte bal üretimine de yıllarca seyirci kaldılar. Oysa sahte balların piyasada yaygınlaştığı gerçeğini 2004 yılında, yine Arena Programı’nda ortaya çıkarmıştık. Ekibimizin Ankara‘da pazarlığa giriştiği sahte bal üreticisi iddialı konuşmuş ve “Size glikozdan tonlarca sahte bal üretebilirim. Hiçbir laboratuvar da bunun sahte olduğunu ortaya çıkaramaz!” demişti. Adamın dediklerinin doğruluğu, sahte baldan sağlanan ballı kazançların bu yıla kadar devam etmesiyle kanıtlanmış oldu! Pes doğrusu!..
Soru: Sebze ve meyvelerdeki kanserojen zirai ilaç kalıntısı tehlikesi giderilebildi mi?
Cevap: Üzülerek buna da “hayır” diyeceğim. Maalesef bu ürkütücü tehlike de hâlâ bertaraf edilebilmiş değil. Tüketicinin sağlığı, üreticinin bilincine ve insafına terk edilmiş durumda!.. Çünkü meyve-sebze hallerine gelen ürünleri analiz edebilecek gelişmiş laboratuvarlar henüz kurulamadı. Sadece yurt dışına gönderilen ürünlerden analiz belgesi isteniyor. Yurt içi tüketimde böyle bir uygulama yok. Bu gerçeği de, zaman zaman “ilaç kalıntısı taşıdığı” gerekçesiyle Avrupa’dan dönen ihraç ürünlerimizden anlıyoruz.
Soru: Peki Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumlar gıda terörüne seyirci mi kalıyorlar?
Cevap: “Evet” dersek haksızlık yapmış oluruz. Önlemler alınıyor ama yetersiz kalıyor. Örneğin zirai mücadele ilaçlarının satışı, tıpkı eczanelerde olduğu gibi, reçeteye bağlandı. Üretici bu ilaçları artık ziraat mühendislerinin yazdığı reçetelerle alabiliyor. Buna rağmen kaçak ilaç girişi önlenemediği için, parayı bastıran, el altından istediği kadar reçetesiz, hatta yurt dışında kullanımdan kalkmış ilaçları bile sağlayabiliyor. Bazı bölgelerdeki “iyi tarım” uygulamasında üreticiye defter tutma zorunluluğu getirildi. Buna göre üretici hangi tarihte hangi ilacı kullandığını, ayrıntılı biçimde deftere yazıyor. Ziraat mühendisleri de onaylıyor.
Ayrıca tüketici şikayetleri için de Alo 174 hattı çalışıyor.
Soru: Bunca önleme rağmen gıda terörünün sürüp gitmesini denetimlerin yetersizliğine ve cezaların caydırıcı olmamasına bağlayabilir miyiz?
Cevap: Evet bağlayabiliriz. Örneğin sahte balda markalar teşhir ediliyor ve üretene 10 bin lira ceza kesiliyor. Adamlar da cezayı verip, başka bir isim altında vurguna devam ediyorlar. Eskiden yerel yönetimler ve Sağlık Bakanlığı görevlileri de gıda denetimi yaparlardı. Daha sonra bu işler tek elde, Tarım Bakanlığı’nda toplandı. Böyle olunca da denetçilerin sayısı yetersiz kaldı.
En önemlisi de üretici ve tüketici yeterince bilinçlendirilemedi.
Alım gücü yerinde olan bilinçli tüketici, uluslararası sertifika kuruluşlarının denetimindeki organik ürünlerle sağlığını koruyabiliyor. Memurlar, orta ve dar gelirli kesimler, yani geniş halk yıİınları ise, gıda terörünün bir numaralı hedefi olmaktan kurtulamıyor!
Gıda terörü, sağlığını düşünen herkesi ürkütüyor. Ama insan hayatının bu kadar ucuz olması, daha da ürkütüyor…

Yorum Gönder