Gizlemiyor, hedefi belli.
Başkan olmak istiyor.
Parlamenter sistemin seçtiği
cumhurbaşkanı olsa devlet yönetiminde elinde hiçbir yetkisi olmayan, gelen giden kâğıtları onaylayan, yaşanan olaylar karşısında yürütmeyi etkilemeyen kişisel görüşleri açıklayan bir konumda olacak.
Alışmış bir kere ülkeyi tek elden idare etmeye...
Ama şu sıralar darda...
Hedefine ulaşabilmesi için anayasa değişikliği gerek. Oysa parlamentodaki partiler başkanlık sistemine sıcak bakmıyor.
Hatta AKP grubunun ne ölçüde başkanlık sistemine yatkın olduğu da belli değil...
Örneğin, Çankaya’daki “kardeşi”, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ola ki sesleri çıkmayan kimileri, başkanlık sisteminin ülkeye yararlı olmayacağı görüşünü savunuyor.
Başkanlık sisteminin (RTE’ye) tek adamlık yolunu açacağı kaygısı giderek güçleniyor...
***
Bu tablo karşısında akla gelmesi beklenen soru nedense tartışmaya kapalı.
Bugün gerçekleşme şansı hayli düşük başkanlık sistemine geçilemezse RTE’nin geleceği sorgulanmıyor.
RTE, yıllar önce başkanlık, hiç olmazsa yarı başkanlık sistemini gerçekleştireceğini hesaplayarak yola çıktı.
Son kez geldiği genel başkanlığa, tüzük gereği gelecek genel seçimde milletvekilliğine ve doğal olarak Başbakanlığa veda ediyor.
İki arada bir derede RTE:
Başkanlık sistemi defterini kapadığı gün; ya parlamentonun seçtiği yetkisiz cumhurbaşkanlığını ya da torunlarıyla gün geçiren, anılarını yazmaya koyulan emekli bir siyaset adamı olmayı yeğleyecek!
Tek umudu yeni anayasada parlamentonun seçtiği cumhurbaşkanlarının yetkilerini artırmak!
Tabii yeni bir anayasa gerçekleşirse…
***
“Muhteşem 10 yılını” övdüğü Kızılcahamam konuşmasında ne yeni anayasaya ne de başkanlık sistemine değinmemesi dikkat çekici değil mi?..
Kongrelerde halkın desteğinin devam ettiğini, hatta güçlendiğini gösteren anket sonuçlarını bu kez açıklamadı RTE. Ya da açıklayamadı.
Medyamız yazamıyor ama dış basında RTE’nin düşüşe geçtiğinin altını çizen yorumlar yayımlanıyor.
Zira görünen köy kılavuz istemez...
Ülkeyi açık hava hapishanesine dönüştüren icraatını bırakınız bir yana...
10 yıl sonunda 11 milyon 670 bin kişinin aylık 339 TL’den daha az kazandığı, zenginle yoksul arasında gelir uçurumunun 8 kat, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığına göre her 10 kişiden 63’ünün yoksul olduğu bu ülkede, bir başbakanın hâlâ iktidarda olması bile Batılı ülkelerde eşine rastlanmayan bir sonuçtur.
On yılda ülkeyi ve insanlarını bu hale getiren bu başbakanın düşüşe geçmesi ise demokrasi gereğidir ama…
…. ülkemizde son 10 yıldaki seçimlerde bu demokratik gerçeğin tam tersi gerçekleşiyor..
***
Böyle gelmiş böyle gider mi?
Biz, siz diyoruz ki, gitmez!..
O ve onlar diyor ki gider!
Yine bekle gör politikasına yattık.
Halep orada ise arşın önümüzdeki yıllardaki yerel ve genel seçimlerde!..

Yorum Gönder