Kız kardeşim, gözleri dolu dolu anlatıyor:
Sabah beşte 3 arkadaş İstanbul’dan yola çıkmışlar. Otomobilde olduklarından, hiçbir engelle karşılaşmamışlar. Hatta hem gidişte hem dönüşte, araçları engellenen gençleri de almışlar otomobile. Ankara’ya sorunsuz varmışlar.
O coşkuyu anlatıyor. O sevinci… “Sokaklardan insan seli akıyordu”. Omuz omuza, yürek yüreğe vermiş genç yaşlı, çoluk çocuk gelmiş güzelim insanları anlatıyor… Sevincin, umudun, hasretin paylaşımı …
Sonra korkusunu anlatmaya başladı:
“Bir anda kendimizi o çemberin içinde bulduk. Dört bir yandan sarılmıştık. Üzerimize hem tazyikli su hem de biber gazı sıkılıyordu. Kimileri yere düştü, kimileri birbirine daha sıkı sarıldı… Bu kez ilkinden de daha çok gaz sıkıyorlardı…”
İlk saldırıyı yanlarında getirdikleri limonla geçiştirmişlerdi ama bu kez, göz gözü görmez olmuştu…
“Korktum, ölmekten korktum. Ayaklar altında kalıp ezilip ölmekten korktum.”
Bir an, çok kısa bir an, vazgeçsek mi Anıtkabir’e yürümekten diye üç genç kadın birbirlerine bakmışlar... Aynı anda “öleceksek ölelim” deyip yola devam etmişler… Bayrak açanlara polislerin nasıl tekme tokat giriştiğini gördükten sonra; tepelerindeki helikopterden de biber gazı ya da kurşun yağabileceğini düşündükten sonra… “Geri dönemezdik!”
“O an hepimiz dönüşü olmayan bir yolda olduğumuzun bilincindeydik.”
Barikat açıldıktan sonra, bir polise yaklaşıp “Neden” diye sormuşlar. Polis önce gözlerini yere indirmiş, neden sonra minicik bir sesle yanıtlamış: “Emir böyle”
***
Kız kardeşim bu Cumhuriyet Bayramı’nı hiç ama hiç unutmayacak. Çocukları da öyle… Yaşadığı o günü bana anlatırken, gözyaşlarımızı tutamamamızın nedeni, korku değildi, acı da değildi, sadece utançtı!
“Güç bende” inancıyla, her söylemiyle nefret üreten, her ama her alanı “ya bizdensin ya düşman” diye ayrıştıran bir başbakanın, bir iktidarın, bu kin ve nefreti nereye dek tırmandırabileceğini anlamanın utancı…
Ne acı ki güç sahibinin bu kin ve nefretinden, bu ayrımcılığından, bu intikam tutkusundan Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm değerleri de pay alıyor!
Günlerdir Türkiye ve Türkiye’yle ilgilenen dış dünya, kendi insanlarına Cumhuriyet Bayramı’nı yasaklayan; kendi halkına şiddet uygulayan, ellerinde Türk bayrağı tek amacı Ata’nın huzuruna çıkmak olan insanlara uygulanan zulmü konuşuyor. Devletin kurucusuyla kavgalı bir Başbakan’ın “ileri demokrasi” diye nitelediği yönetiminde diktatörleşmesini konuşuyor…
Başbakan doğru söylemiyor:
Kız kardeşim, anarşist değil, terörist değil, Ergenekoncu değil, darbeci değil, holigan değil… Ama düne kadar adını bile duymadığı Türkiye Gençlik Birliği’nin artık sıkı bir hayranı… Bir de günlerdir ağzından düşürmediği şu sorunun takipçisi: Bu nefretin, sürekli nefret üretmenin hesabı bir gün sorulmaz mı?

Yorum Gönder