İnsanlarımızın ölümleri onları hiç ilgilendirmiyor, vicdanlarını sızlatmıyor...
AKP’nin iktidarda onuncu yılı.
Kızılcahamam’da Tayyip Erdoğan, Abdullah Öcalan için “İdamların geri getirilmesi” yönünde kamuoyunda baskıların arttığını söylüyor.
Sanki Habur’da, Kuzey Irak’tan gelenleri “el bebek gül bebek” gibi karşılayıp çadır mahkemelerini kurduranlar onlar değil..
Ya Oslo toplantısı...
Bakın gelinen noktaya...
Bir süre önce “İmralı’ya da gider görüşürüz” açıklamasını Başbakan Erdoğan yapmadı mı?...
Suriye olayına balıklama dalan, kardeşi Esad’ı yerden yere vurup ipleri koparan, Ortadoğu’nun liderliğine soyunan, İsrail’e kafa tutup “van münit” çeken sanki başkası.
***
İşler AKP’nin istediği gibi gitmedi.
Türkiye, dönüşü olmayan bir yola girdi...
ABD’ye güvenip kolları sıvadı, Putin’le ipler koptu.
Ne diyor ABD ve AB ülkeleri:
“Rusya’yı ikna etmeden, askeri bir müdahale olmaz...”
ABD ve AB ülkeleri Irak, Mısır, Libya’da yaşananlardan dersini aldı.
Gördüler ki demokrasi askeri müdahalelerle, Saddam’ı, Kaddafi’yi öldürmekle kazanılmıyor.
Mısır’da Müslüman Kardeşler’in iktidara gelişi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da El Kaide’nin, Taliban’ın kollarının varlığı, ABD ve İngiltere başta olmak üzere tüm emperyalist güçleri düşündürmeye başladı.
Türkiye bugün çıkmaz sokağa yönelmiş.
On yılını dolduran AKP iktidarı, kendisine “biat” etmeyen kesimi sindiriyor, medya patronlarını yönlendiriyor.
Bununla bile yetinmeyen AKP, Tenis Federasyonu Başkanı’nı görevden alıp PTT Genel Müdürü’nü seçimle o koltuğa oturtuyor.
Neden?
Tenis turnuvasında iki bakanın izleyicilerce yuhalanması.
***
Zindanlar tıka basa dolu...
Gazeteciler içeride, basın özgürlüğü rafa kaldırıldı, meslektaşlarımız işlerinden oldu.
Cezaevlerinde açlık grevi 56. gününü doldururken PKK ve KCK’li tutuklular, hükümlüler adına yapılan açıklamayla 5 Kasım’dan itibaren “süresiz dönüşümsüz” 10 bin tutuklu, hükümlünün daha açlık grevlerine katılacağı duyuruldu.
Ben genç bedenlerin ölüme yatmasına karşıyım.
Tutuklu ve hükümlülerin ideolojileri, suçları ne olursa olsun onlar devletin koruması altındadır.
Bu süreci kötüye götürmemek gerektiğine inanıyorum...
Suriye’de yaşananlara karşı bakış açım da böyle.
İsrail’in Gazze’de çocukları, kadınları, gençleri alçakça öldürmesine, onları aç, susuz, ilaçsız bırakmasına karşı olduğum gibi.
Türkiye’ye bakış açım da böyle...
Polisin 29 Ekim’de ellerinde Türk bayraklarıyla Cumhuriyet Bayramımızı kutlayan insanlara yaşlı-genç ayırt etmeden biber gazıyla, basınçlı suyla müdahale etmesine karşı durduğum gibi.
Halka biber gazı, basınçlı su... Üniversiteli gençlere, BDP milletvekillerine, çevrecilere aynı muamele...
Eylem bittikten sonra iki polis arasındaki şu konuşma:
“Gazamız mübarek olsun!”
***
Gazeteciler; dün öğle saatlerinde İstanbul’da, Tünel’den Taksim’e dek Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) öncülüğünde “Gazetecilik için ayağa kalk” sloganıyla yürüdü.
Sesimizi duyan oldu mu?
Hiç sanmıyorum...
İşte bu yüzden kaygılarım artıyor.
Bir yanda örtülü, kanlı bir savaş 30 yıldır süren... Öte yanda Türk-İslam sentezi üzerinden yapılan siyaset...
Şehit haberleri, genç ölümler!
Sahi, bu ülkeyi yönetenler başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi mi yoksa sultanlık, padişahlık mı istiyorlar, diye kendi kendime soruyorum...

Yorum Gönder