İmam Efendi, Her Boyayı Boyadın, Bir Fıstık Yeşili mi Kaldı?

Yukarıdaki deyiş Gaziantep’te çok sık kullanılır.
Bu söz, birçok işe girip de hiçbirisini başaramayan, beceremeyen kimseler için söylenir.
Şimdi Recep Tayyip Erdoğan ve partisi işte bu konumda…
Her boyayı boyadı.
Sıra fıstık yeşiline geldi.
Başbakan bir doktorluk, bir bilim adamlığı yapmamıştı. (Zaten bilmediği, anlamadığı herhangi bir konu yok ya!)
Onu da yaptı, çok şükür…
Bir çırpıda deyiverdi:
“ Kürtaj ve sezaryen cinayettir. Her kürtaj bir Uludere’dir…”
Tutabilene aşk olsun…
Arkasından da sağlık bakanı sesini yükseltti hemen:
“Tecavüze uğrayan annenin çocuğuna devlet bakar…”
Kadının tecavüze uğramasını önlemek Bakanın aklına gelmiyor da, tecavüze uğrayan kadının çocuğuna bakmak geliyor önce…
Kadın onların nazarında kullanılıp atılan bir mal çünkü…
Kadın, bedenine de ruhuna da sahip olunan bir köle.
Hangi ülkenin bakanı tecavüzden bu şekilde sıradan, günlük bir olaymış gibi söz edebilir?

Hangi bakan “tecavüz”ü meşrulaştırır?

Hadi Başbakanın “doktorluk oyunu” oynamasını görmezlikten geldik diyelim, ama adama sormazlar mı?
“Madem, her kürtaj bir Uludere’dir. Her Uludere bir kürtajdır.
Yani cinayettir.
Bu cinayet senin döneminde gerçekleştirilmedi mi?
Bu işin sorumlusu sen değil misin?
Daha ne oturuyorsun o koltukta?
Hükümet yönetimlerinde “istifa etmek” diye bir kurum vardır.
İstifa etmek, hiç aklınızın köşesinden geçmiyor mu?
Koltuklarınıza Japon yapıştırıcısı ile mi yapıştınız?
Gerçi oraya gelinceye dek daha ne cinayetler, ne suçlar işlendi, ne katliamlar yapıldı… Hangi birini sayalım. Sayfalar, kitaplar, defterler yetmez…
Orman katliamı mı desek, dere-ırmak katliamı mı desek, kamu mallarının, vatan topraklarının haraç mezat satılması mı desek, işçi kıyımı, öğretmen kıyımı mı desek…
Şimdi sıra adaların satışına geldi.
Nasıl gelmesin?
Üretim yok.
Tüketim yok.
Tarım yok.
Sanayi yok.
İşsizlik çok.
Her şey dışarıdan geliyor. Her şey dışarıdan satın alınıyor.
Hazine tamtakır.
Sıçan düşse başı yarılır…
Yıkmaya çalıştıkları Cumhuriyetin mallarını mirasyediler gibi yiyerek bugüne değin varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.
Ama deniz bitti.
Yolun sonu gözüktü. Başbakan Yunanistan Kâbusu görmeye başladı bile. Sabah Akşam, Yunanistan krizinden söz ediyor. “Ya Yunanistan gibi olursak ne yaparız” diyor.
Yunanistan gibi olmamak için gariban memurun, işçinin, emeklinin emeğine, göz nuruna göz dikti…
Bu durumda…
Adalar da satılır, moda’lar da… Hanlar da satılır, hamamlar da…
Aslında Grevlerle, gençlik yürüyüşleri ile 1 Mayıs’larla, 19 Mayıs’larla, baro direnişleri ile memur direnişleri ile Başbakan iyice bunalmıştı.
Köşeye sıkışmıştı.
Bir şeyler yapması gerekiyordu.
Ortaya bir şeyler atmalıydı ki toplum aylarca, yıllarca bunu konuşsun kendisi de rahat bir nefes alsın…
Attı atmasına da…
Ama bu kez yanıldı.
Hem de kötü yanıldı.
Başını sert taşlara vurdu.
Çünkü bu kez kadınları aldı karşısına.
Sevgili Bekir Coşkun’un deyişi ile:
“Kadınlar erkeklere benzemiyor Hafız…
Bence gidişin kadınların elinden olacak…”
Hele bir de gençlik ayağa kalkmışsa…
Hele bir de kadınlarla birlikte ayağa kalkmışsa…
Yok, Hafız, yok!
Sana rahat yüzü yok bundan sonra… Sana kurtuluş yok…
Filmin sonuna yaklaşıyoruz…

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget