Hanıma ‘3 yıl hapis’ az gelmiş - Ruhat Mengi

Sadece birkaç yazısına ve konuşmasına bakmak bile onun “darbe amacıyla kurulmuş bir örgütle bağlantısı olduğuna dair” kesin bir kanıt gösterilmeden, hakkında bir mahkumiyet kararı olmadan yıllarca mahkum gibi cezaevinde tutulan insanlar hakkında nasıl canla başla “suçludurlar, içerde tutulmaları da yasaldır” çabası içinde olduğunu anlamaya yetiyor . Ve bu vicdan (!), bu insaf (!) doğrusu insan olanı hayrete düşürüyor. Çoğu kez döktüğü incilere bakınca da “vay be, savcıdan, hakimden iyi biliyor olup biteni, hani bunlar suç işlerken yanlarında olsa ancak bu kadar emin olabilirdi” filan diyorsunuz.
Kimse de yüzüne karşı bir şey söyleyemiyor çünkü anında söyleyeni de “madem ki bana bunu dedin, o zaman sen de Ergenekoncusun” diye etiketleyebilir. Bunu yaparken “yahu ben 12 Eylül darbesini öve öve göklere çıkarmış kişiyim, şimdi daha yargı kararını vermeden bu kadar emin şekilde meslektaşlarımı ve cezaevine konulan birçok kişiyi ‘darbeci’ diye damgalamam ayıptır, bana yakışmaz” filan da demez. Demiyor.. (Kısa süre önce yılların usta bir habercisi, onun kitabını tartışmak üzere beni kendisiyle birlikte TV programına davet etti. Böyle birinin kitabını okumayacağımı, karşısında da asla ekrana çıkmayacağımı söyledim. Kendini hakim-savcı sanarak meslektaşlarına bile saldıran, hatta hedef gösteren şahıslarla tartışmayı bile kabul etmiyorum.)
Nazlı Hanım son olarak “Ergenekon davasının 3 yıldır sürdüğünü, bunun çok uzun bir süre olmadığını, 3 yıla kadar da sonuçlanacağını” söylemiş. Buyrun, yine “yargıdan önce” süreyi biliverdi, hakimler “elimizde onbinlerce sayfalık dosyalar var, nasıl bitecek” derken, o 3 yılda bitirdi ne güzel değil mi? Nereden geliyor bu kesin bilgiler acaba, kaynağı kim?
AİHM ‘BİTMİŞ DAVA’ İÇİN KARAR VERİR
Ve ayrıca.. Ergenekon davası başlayalı “4 yıla yakın” zaman oldu, 3 yıl değil.. Ama 3 yıl bile olsa, insanların, örneğin “kitap yazdığı” için tutuklanan meslektaşlarının ve diğerlerinin hayatından, özgürlüğünden, ailesi-çocuğu-torunları ile geçecek zamandan çalınan 3 yıla hangi vicdanlı kişi “kısa süre” diyebilir? O insanlar arasında bu ülkenin sevilen yazarları, bilim adamları da var, toplumu da onlardan mahrum ederek cezalandıran, o süreçte kendilerini de işlerinden, mesleklerinden eden bir esarette 3 yıl nasıl olur da “kısa süre” olabilir?
Nazlı Ilıcak, Türkiye’de olduğu gibi AB ülkelerinde de bu “uzun tutukluluklara” karşı çıkan hukukçu ve siyasetçilerin (iktidar partisinden olanlar dahil) çokluğunu, bu konudaki AB raporlarını bilmesine rağmen 3 yıla “kısa” derken AİHM’nin Tuncay Özkan’la ilgili kararına dayanıyor ve bunu tüm tutuklulara yayıyor. Oysa AİHM “uzun tutukluluk”la ilgili kesin bir karar vermiş değil, zira bu mahkeme ancak “bitmiş davalar” için karar veriyor. Dava süreci devam ettiğine göre “uzun tutukluluk” dosyaları da AİHM’ye gitmeye devam edecek ve yeni “ara kararlar” çıkacaktır ki AİHM’nin bugüne kadar Türk yargısıyla ilgili çok sayıda “adil yargılamayı ihlal” kararı olduğu da ortadadır.
TÜRKİYE’DE TERSİNE DÖNDÜ AMA..
Eğer AİHM gibi uluslararası bir mahkeme “bitmemiş bir dava ve henüz herhangi bir suç işlediği belirlenmemiş insanlar”ın tutukluluk süresi konusunda (hele de olaylar çorba halindeyken) kesin bir onay, kesin bir karar verirse “masumiyet karinesi”ne aykırı hareket etmiş olur, bunu da yapmaz, yapamaz. Masumiyet karinesine göre kişiler “suçlu oldukları kesinleşene kadar suçsuz” kabul ediliyor, oysa Türkiye’de artık bu ortadan kaldırıldı, tam tersine başta Nazlı Hanım olmak üzere birçokları cezaevine gönderilen insanları yıllardır “kesin suçlu” gibi empoze ediyor, peki ya sonunda suçsuz çıkarlarsa?
Ya suçsuz olmalarına rağmen, davalar beraatla sonuçlansa da mahkemeler “hesabı verilemeyecek” bu özgürlük gaspetme durumunu kurtarma amacıyla bir neden bularak onlara “en az üç yıl havadan hapis” cezası yazarsa? Bunlar Türkiye’de olmamış ve olmayacak şeyler değil..
Bütün bunlar ortadayken Ilıcak Hanım şimdiden olanca gayretiyle AİHM kararına destek çıkıyor ve “uzun tutukluluğun mahzuru yok” mesajı veriyor.
KENDİ ÖZGÜRLÜĞÜ ALINSAYDI?
Başbakan Erdoğan’ın “birkaç aylık” tutukluluğunun yarattığı mağduriyetin siyaseti ve ülkeyi nasıl etkilediğini, kendisi dahil çok kişi tarafından yıllarca gündemde tutulduğunu unutuvererek.. Bir an dursun ve kendisinin özgürlüğünün “3 yılcık için” elinden alındığını, gazeteci Müyesser Yıldız’ın evladından, eşinden, kızını düşündükçe ağlayan Alzheimer hastası annesinden koparılması gibi ailesinden-işinden-dostlarından o sürede ayrı kaldığını düşünsün, aynı sözleri söyleyebilir miydi acaba? İnsaf, vicdan denen şeyler önemlidir, gazeteci dilini-kalemini dikkatli oynatmalıdır, bu her gittiği yerden düşmanlık saçan medyacı örnekleri insana bulantı veriyor artık!
*****
MİT olayında unuttuğum nokta!
Dün MİT Müsteşarı ve diğer görevlileriyle ilgili soruşturma ve bunu önlemek için çıkarılan yasadan söz ederken “yargı ve Hükümet” arasında bu konudaki çekişmeyi inandırıcı bulmadığımı belirtmiştim. Bana göre bu olayın “çıkarılmak istenen yasa” için gerekli ortamı hazırlamakta kullanılıyor gibi göründüğünü, aynı zamanda BDP ve PKK’ya “açılım süreci başladıktan sonra” verilen sözlerin, buna karşılık seçim sonrasına kadar “terör açılımla birlikte bitmiş” görüntüsü veren “PKK’nın eylemsizlik kararı”nın sonunda bu noktaya gelindiğini anlatmaya çalıştım.
KEYFE BAĞLI YASALAR
Seçim bitene kadar “terörün kesilmesi” önemliydi ama seçimden sonra ve özellikle “yeni anayasa”da artık PKK ile görüşmeler, o görüşmelerde öne sürülen talepler bir sonuca ulaşmalıydı, MİT’in başı derde girince o sürecin uzamasına makul bir nede ortaya çıkmış oldu.. Bunlar benim kendi görüşüm, olayların bana verdiği duygu.. Ama yazarken aslında yine aklıma gelmiş olan bir başka noktayı unuttuğumu dün gördüğüm bir haberle fark ettim.
Özel Yetkili Mahkemeler’le ilgili tepkiler, bu mahkemelerin keyfi hareket etmesiyle ilgili şikayetler o kadar artmıştı ki bunların kaldırılması da “MİT sorunu” gibi “Hükümetin kararlarını bile yargılıyorlar” anlamı çıkan bir olayla gündeme gelebilirdi. Sonuçta kaldırma kararı kesinleşir mi bilemeyiz ama AKP’nin etkili bir ismi Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi’ye; “Terörle mücadele sürecinde bu mahkemelere ihtiyaç olduğunu düşündük ama bunu bizimle hesaplaşmaya çevirirlerse 1 maddelik yasa ile kaldırırız” demiş.
Yasaları indirmek kaldırmak ne kadar kolaylaştı (muhalefet yasa oylanırken neredeydi diye soruldu ama işte yasa için sadece “iktidarın istemesinin yeterli olduğu” da ifadeden belli) o bir tarafa, görüldüğü gibi MİT olayı birçok konuda gereken ortamları sağlamış oldu. Ve ayrıca Hükümet kararlarına dahi kafa tutan yargının, iddiaların aksine “hala bağımsız olduğu” imajı bile verdi.
Burada bir taşla birçok kuş meselesi yok mu sizce de? Hiçbir şey göründüğü gibi değil ya da bana artık her şey kurgu gibi geliyor, bilemem. Ama nedense milletçe “saf” yerine konduğumuz duygusu bir türlü gitmiyor.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget