‘Şeb-i Yelda! - Güray Öz

Cumhuriyet yazarı Güray Öz,ün 29 Şubat 2012 yazısı:
Türkiye'nin yüzleşmek, hesaplaşmak zorunda olduğu gerçeklerin sayısı birden fazladır. Üstelik hepsi birbirinin üstüne yürüyor, birbiriyle savaşıyor; gerçek, ekonomi , sahtekârlıklarının, politika girdaplarının içinde kayboluyor. Geleceği kurmak isteyenin, ütopyası olanın mücadelesi, çoğu zaman abartılmış manşetlerin altında kalıyor. Kavramlar dünyasında yalan ve demagoji egemenliğini sürdürürken, gerçeği kurgudan, komplodan ayırmak zorlaşıyor .
İktidara ilişik yandaşın kötü niyeti, gerçeği arayan gazetecinin iyi niyetini kovuyor. Baskı kıskacındaki gazeteci de bu sisli havanın içinde "geç kaldım, demagojinin egemenliğinde söylediklerim gölgede kaldı" diye düşünüyor. Manşetler olup bitenin yalnızca bir boyutunu iri puntolarla anlatırken, gerçek eğilip bükülüyor, hakikat uzaklaşıyor, sis koyulaşıyor.
Ne yapmalı o zaman?
***
Bu soru pek eski, Çernişevski'den, Lenin'den bile eskidir. Yanıtı sürekli değişen bu soruya, eğer zamanın ruhuna teslim olmayan, onu zorlayan bir yanıt bulabilmişseniz devrimci olabilme ihtimaliniz yüksektir. Teslim olmuşsanız, siz ne kadar i şatafatlı, tahrik gücü yüksek nutuklar atarsanız atın, statükocu olacaksınız, zamanın ruhu bile size onay vermeyecektir.
***
Aslında ekonominin, politikanın pek karmaşık görünen dağdağası içinde, ihmal edilebilir olanları ayıklar, diyalektik bir soyutlamayı başarabilirseniz, gerçek kendini hiç nazlanmadan gösterecektir.
Bu yolun ilk durağı, sorunları görmezden gelmekten vazgeçmekse, ikincisi o sorunlarla yüzleşebilmektir. Ama burada durup, yüzleşmenin, kendini kandırmadan yapılması gerektiğinin altını kalın kalın çizmeli. Geleceğe dair bir ütopyan yoksa, insan haklarına yüz çevirmiş, soyutlama yapayım derken, insanı, ezileni, sömürüleni ihmal etmişsen, yüzleşmeyi de zinhar başaramayacaksın .
Haber böyle dikleşiyor, manşet böyle irileşiyor. Bunun ne kadar zor bir iş olduğunu bilen bilir. Hata payı pek büyüktür. Ama yine de gerçeği aramaktan vazgeçecek değilsin herhalde. İsin bu çünkü senin.
***
Üçüncüsüne geldi sıra
Sorunlarla yüzleşmeyi başarabildinse bir yanıtın var dernektir. O yanıtı soranlara söylemekten niye sakınacak, neden dibine saklayacaksın?
Haberi yaz, spotunu çıkar, başlığı manşetini kur.
Verdiğin cevabı beğenmeyenlerin kum kadar çok olduğunu görecek, itirazların içeriğe mi, biçime mi yöneldiğini anlamakta zorlanacaksın. Her ikisi de sana büyük Ödüldür. Ne güzel, içeriğe itirazı tartışmaktan büyük devlet olur mu? Değişeni belki de iyi anlayamamışlardır, belki sen de yüzleşmeyi kendi kendinle, yalnızca kendi kurgularınla yapmış, kendini avutmuşsundur.
***
Uzun bir gecenin sonunda, sabahın kör karanlığında, bütün bunları yazarken, yavaş yavaş aydınlandı ortalık. Yeniden kente dönen kar bu defa tutmadı. Yalnızca ince bir beyazlık sokakta, çatılarda... Gerçekle hakikatin muhteşem dansını düşünürken, yaşadığın gecenin değil, uzak mavi bir karanlıkta ışıltısını gördüğün ütopyanın, en uzun gece, "şeb-i yelda" olabileceğini anladın.
Mırıldandın sonra:
"Şeb-i yeldâyı muvakkitle müneccim ne bilir / Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâat."

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget