Vefa Bir Boza Markasıymış Meğer - Levent Kırca

İhsan Cüceloğlu. Bir arkadaşımın babası. Yaklaşık 8-10 yıldır tanıyorum kendisini. Ankara’da oturuyor. Çok özel bir insan, ister baba ister arkadaş. Telefonda sesini duymadan, nasihatini almadan işinin rast gitmeyeceği bir yoldaş. Ne kadar şanslıyım, keşke herkesin de böyle bir dostu olsa.

İhsan Bey bir albay. Öyle üfürükten bir asker değil, tabiri caizse sapına kadar demokrat, yurtsever ve Atatürkçü. Atatürk’ten bahsetmenin dahi suç sayılabileceği, söylemlerinin yasaklandığı bir dönemde, İhsan Baba neredeyse pencereyi açıp sokağa bağıracak, “Atatürkçüyüm ulan, devrimciyim, var mı ötesi?”

Aydınlık Gazetesi’ni her gün iki tane alan, Ulusal TV’nin başından kalkmayan, Halk Partisi’nden başka bir partiye oy vermemiş; ne var ki, partinin bugünkü halini hiç de iç açıcı bulmayan; “bir elime geçirsem şunları” diye odanın ortasında dört dönen bir insan İhsan Amca. Çocuklarını büyütmüş, meslek sahibi yapmış, sorumluluklarına müdrik, tam da olmasını istediğimiz, arzuladığımız bir yurttaş.

Böyle insanlar dilerim çok yaşasınlar. Gün onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz gündür. Kendi babamı yıllar önce kaybettim ama O, bu açığı kapattı.

Uğur Dündar

Geçen hafta Dündar’a Beşiktaş Kent Konseyi “Onur Ödülü” verdi. Hepimiz, Uğur ödülünü alırken Akatlar Kültür Merkezi’nde yerimizi almıştık. Müjdat Gezen bir konuşma yaptı. Yılların Halit Kıvanç’ı, ağabeyimiz konuştu. Sadece yıllar geçmiş, Halit Abi dimdik duruyor. Güzel ses tonu ve mükemmel Türkçesiyle hepimizi ağzına baktırdı.

Müjdat milleti kırdı geçirdi. Ben Yılmaz Özdil’le yan yana oturuyordum. Ne şeref benim için! Bir konuşma da bana yaptırdılar. Eh, biraz da ben güldürdüm. Uğur sever güzel insanları.

Evet ödül, Onur Ödülü, bu ödülü yalnız onurlular alabiliyor.

Şimdilerde onurlular da azaldı, ödülleri de.

Onurlular pasifize olmuş durumdalar. İşten el çektirilmiş, onurlarıyla baş başa oturan bütün onurluları saygıyla selamlıyorum.

Müjdat Gezen

Pazar günü oyunundaydım. Oyunun adı “Aptal”. Salon tıklım tıklım dolu, oyun süresince kahkaha ve alkış dinmek bilmedi. Müjdat, pamuk gibi oyunculuğuyla, bol bol hükümete çatarak, kırdı geçirdi bizi. Eski gelenektir, kimse yapamaz; bir ara beni sahneye davet etti, tutuşturdu elime mikrofonu, kendisi de oturup beni izledi. Müjdat’tan gazı kuvvetli aldığım için ben de coştum, verdim veriştirdim. Sonra yanıma geldi, “Silivri’ye girersen her gün ziyaretindeyim” dedi. Ben de kendisine, “Ziyaretime yanımdaki hücreden geleceğin için zor olmayacak senin için” dedim.

Orhan Erçin

Kim olduğunu çoğunuz bilmezsiniz. Eski bir tiyatrocu, çok önemli bir komedyen. Öleli çok oldu. Kendisi benim ustamdı.

İyi bir oyuncu, iyi bir komedyen olduğumu düşünüyorum. Eğer böyleyse bunu O’na borçluyum. Tiyatroculuk meşakkatli iştir. Televizyonlar yokken tiyatrocular çok faaldi. Sanatçı, Müslüman mahallesinde salyangoz sattığından, zaman zaman da sıkıntı çeker, karnını doyuracak para bulamazdı.

Kendisiyle yıllarca birlikte çalıştıktan sonra yollarımız ayrıldı. Ben yükseldim, şöhret oldum ve para kazandım. Bodrum’da tatil yaparken, bir gün ardımdan seslendi. Geri dönüp sesi buldum. Bir restoranın bulaşıkhane penceresinden bana sesleniyordu. Geçkin yaşına rağmen, yaşamını sürdürmek için orada bulaşıkçılık yapıyordu. Biraz da eğlenceydi bu O’nun için. Ustamı orada bulaşıkçı olarak görmek üzdü beni.

“İstanbul’a götür beni, senin tiyatronda çalışayım” dedi.

İkiletmedim, aldım getirdim. BKM’nin Necati Akpınar’ı benim yetiştirmem bir gençtir. Necati’yi müdür yapmıştım tiyatroma. Orhan Usta’yı götürdüm Necati’ye teslim ettim. Bak, dedim, bu benim ustam. O’na vefa borcum var, bundan böyle bizimle çalışacak.

Orhan Erçin iki yıldan fazla yanımızdaydı. Hiçbir şey yapmadı, sadece maaşını aldı. Bir süre sonra da bu dünyayı terk edip, aramızdan ayrıldı. Nurlar içinde yatsın. Ben şimdi bir öğrencisi olarak, vazifemi yapabilmiş olmanın gururunu yaşıyorum. Adam beni iyi yetiştirmiş. Benim yetiştirdiklerim beni telefonla bile olsun aramıyorlar. Demek ki ben öğrencilerimi iyi yetiştiremedim. Ya da devir çok değişti.

Vefa, bir semt ve boza markası olmaktan ileri gidemedi.

Değerli dostlarım

Bir ay kadar önce Bedri Baykam’ın başlattığı, dostların bir araya gelerek hasret giderdikleri yemek merasiminde dün gece sıra bendeydi. Hepsi birbirinden kıymetli bu değerli insanlarla birlikte olmak çok onur vericiydi.

Mehmet Güleryüz dünya çapında bir ressamımız. Beni çok güldürür, güldüğümü bildiği için anlatır da anlatır. Ben de çok takılırım ona, iyi şaka kaldırır.

Edip Akbayram ve eşi. Dünyanın en güzel insanları onlar. Edip, haza beyefendi, bir eşini bulmak mümkün değil, keşke hepimiz onun gibi olabilsek. Hayranım bu adama.

Ataol Behramoğlu ve ressam eşi çok farklı insanlar. Zeki, kültürlü, dost canlısı, yürekleri sevgiyle dolu. Arkadaşım oldukları için çok mutluyum.

Mehmet Aksoy bir koca heykeltıraş. Öylesine ünlü ki, Berlin Utanç Duvarı’nın yıkılması nasıl önemli bir tarihse, onun Kars’taki heykelinin dilim dilim doğranıp yıkılması da ayrı bir tarih. Tabi ucube diyerek onu yıkan başbakan da tarihin utanç sayfalarında yerini aldı. Mehmet Aksoy öylesine duru ve mütevazı bir kişilik ki, onu sevmemek mümkün değil. Düşündüğünü sansürsüz söyleyiveriyor yüzünüze.

Harika çocuk Bedri Baykam ve eşi iyi dostlarım. Bedri şimdi adam gibi bir adam, hem de harika bir adam, eşi de öyle.

Orhan Aydın ve Orhan Kurtuldu benim değerli tiyatrocu dostlarım. Bir de gazeteci dostum Ümit Zileli var ki, kimselere değişmem.

Aslı Çifkurt’un ev sahipliğinde bütün gece yedik içtik. İçerken de Silivri’de ve sair yerlerde tutuklu bulunan bütün yurtseverlere kadeh kaldırdık.

Dostlar gittikten sonra Mehmet Aksoy sabaha kadar oturdu bizimle ve “ucube”yle ilgili bazı anılarını anlattı. Ağzımız açık dinledik. Heykelin yıkım tarihi 23 Nisan olarak belirlenmiş. “Ben bu tarihten iki gün önce oradaydım” diyor. Valiye gitmiş, “Tamam yıkacaksınız da, hiç değilse yıkım 23 Nisan’da olmasın”. Vali, “Benim elimden bir şey gelmez” derken yıkıcıların-cellatların yanına gitmiş. “Siz neyi yıktığınızın bilincinde misiniz?” demiş. Bilinçlendirmeye çalışmış onları. “Yarın çocuklarınıza bunun hesabını nasıl verirsiniz?” demiş.

Adamlar cahil, bizim için iş iştir, demişler. Evet Mehmet Aksoy 23 Nisan’da yıktırmamış heykelini ama bir gün sonra Allahuekber nidalarıyla yarı beline kadar yıkılmış heykel. Sonra işçiler paralarını alamamış ve yıkım durmuş. Paralarını istedikleri için yıkım işçileri güzel bir dayak da yemişler. Paralarını alamayan yıkım şirketi aramış Mehmet Aksoy’u. “Abi sen iyi bir adamsın, bize yardım et, biz bu belediyeyle nasıl baş edeceğiz, tanıdığın bir hukukçu var mı?” diye sormuşlar.

Mizah değil, aynıyla vaki. Aynı AKP belediyesi, “biz heykele karşı değiliz” deyip ihaleyle yeniden heykel yapıyorlar oraya. Mehmet Aksoy’un “ucube”sinin yerine. Kaşar peyniri tekerleği ve bir kaz heykeli yapılıyormuş.

Ne âlâ memleket.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget