Yeşilimsi deniz yosunları, güneyden esen poyraz, derinliğin gizeminde saklı umutlar, biraz suskunluk, acı, hüzün ve gözyaşı...
En ufak bir solukta dinginleşen gök tutuşlu bir ceylan.
İç çekişin kanadı...
Rene Char’ın yıkılmış kürelerdeki tanrısal dişi...
Yiten bir güzelliği türküleyen, ölümsüz bir kalıba sokan, saçlarının kara gölgesinde yaşamı kucaklayan çocuklar ve kadınlar.
O kör terör!
Öldürülen dört kadın...
Taziye çadırı...
Kızılay’da insanları katleden canavar!
Oturup ne yazacaksın böyle bir günde?
Aşkı mı, sevdayı mı, özlemi mi, tutkuyu mu?
Neyi!
Kıskanç bir kader seni, beni, tüm toplumu döndürmeden küle, sesimizin kutsal ezgisi yükselmeli bu topraklarda.
***
Günün sıcağı, soğuğu kollarını açmalı...
Bize bunca sessizliği öğretebilmek, insan onurunu ayakta tutmak için herkes çığlığımızı duymalı.
Dengede tutan bir sarsıntı, oralarda yaşayan çocuklar, kıran yerleri, Bismil’de bir sabah güneşin doğuşunu seyretmeli.
Bitmeli kan, bu acı...
Silahlar susmalı, akan kan durmalı...
O zaman aşk öyküleri anlatırım... Bir sevda masalını... Gözleri poyraz bir kadını... Maviş maviş gülen bir genç kızı...
Saçlarında çiçeklerle dolaşan çocukları...
Yağmurlu bir taşra kentinde sırılsıklam ıslandığım pazar sabahını...
Cesare Pavese’yi okuruz hep birlikte, Turgut Uyar’ı, Behçet Necatigil’i...
Sait Faik’le bir balıkçı kahvesinde sohbet ederken, Orhan Kemal’le bir küçük kentin insanlarını anlatırız Adana’da...
Bekir Yıldız’dan “Kaçakçı Şahan”ın öyküsünü dinleriz Şanlıurfa’da bir akşamüstü...
***
Raymond’la Paris’te bir günbatımında dolaşırken sesleniriz kuşlara:
“Top gibi kırmızı güneş
dönmeye hazırlanıyor kışlık karargâhına
sislere bürünüyor
yuvasını yaptığı
ufkun bodrum katlarına
inip inmemekte duraksıyor
kollarında salladığı şu dünyaya
son bir bakış fırlatıyor...”
Kurşun kırıntıları, mermer kırıntıları, madenler ve karbonlar...
Eli kanlı azgın terör örgütü, ölümler, şehit cenazeleri.
Oysa yaşam güzeldir, yaşam derslerle doludur insan olana...
Özeleştiri yapana!
Okuyana, yazana, düşünene!
Sinemaya, tiyatroya gidene!
Şiiri, öyküyü, romanı, resmi, yontuyu sevene!
Demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği savunana!
***
Yıldızcıklar savrulsa tüm mazlum ülkelerin üzerine... Emperyalizme karşı yumruklar sıkılsa...
Sömürü düzeni son bulsa!
Tan çiçekleri kuşanmış kurban ateşleri yanmasa... Yanmasa gözlerimiz... Tutuşmasa beyaz bulutlar... Siyaha dönüşmese...
Bak duvarda bir fotoğraf, vazoda kış çiçekleri var...
İçimizde hüzün olsa da hâlâ umut var...
Yaşama ve insanlığa dair, sevgiye, barışa, aşka dair.
Geleceğin rengini çiçeklerle örmek o denli zor mu?
Yılgınlığın ve suskunluğun örtüsünü kaldırmak, birlikte kardeşçe yaşamak...
***
Bir dal yapraklanırken çocuklar ağlamasın artık... Denize bir melek çizilmiştir belki... Toprakta yatan analarımız, babalarımız, çocuklarımız için...
Gelin yıldızlarla da barışalım bugün... Kendi türkümüzü söyleyelim...
Günbatısında doğuran bir dalgadan bir yürek yapalım, sevginin resmini çizelim.
Gemiler geçsin önümüzden... Çocuklar, kadınlar, gençler, yaşlılar...
Pamuk gibi atılmış beyaz bulutlardan aşk geçsin, sevgi geçsin...
Biz oturup sadece seyredelim, yeter de artar bile!
***
Ama artmıyor işte. Dün akşam saatlerinde Pervari’de eli kanlı terör örgütü PKK’yle çıkan çatışmada 5 Mehmetçiğimizin şehit edildiği haberiyle 1 kez daha sarsılıyorum...
Acım büyük!
Hikmet Çetinkaya/Cumhuriyet
Yorum Gönder