Mı-sır’da Bahar... - Mustafa Balbay

Kahire’nin başlıca ortak yaşam merkezlerinden Han Halil’in gözde mekânı Necip Mahfuz kahvesinde güneş batınca ut doğar. O saati bilen
Kahireliler birer ikişer kahveye akar.
İskenderiye’den Luksor’a dek Mısır’ı gezerken Kahire’de kaldığım dönemde 3-4 akşam ben de kahveye konuk oldum. Müziğin getirdiği sıcaklıkla pek çok Mısırlıyla tanıştım. Türk olduğumu duyanların ilk söylediklerinden bazıları şunlardı:
“İstanbuuul…”
“Bizim bir tarafımız Türk’tür. Anneannemin annesi Bursalıymış…”
“Büyükdedem uzun süre İstanbul’da görev yapmış. Orada da evlenmiş, çocukları olmuş. Öldükten sonra buradaki aile büyüklerimiz öğrenmişler, bulmaya çalışmışlar, olmamış.”
Kahvede çayı büyük bardakta, yanında su, şeker, birkaç dal taze nane ile birlikte getiriyorlar. Özellikle ut saatinde kadınlar da kahvenin devamlıları arasında. Ut çalan Faruk, Ümmü Gülsüm’ün bir şarkısını söyledikten sonra, bana dönüp seslendi:
“O bizim Zeki Müren’imiz…”
***
Doğumunun 400. yılında UNESCO’nun ilan ettiği Evliya Çelebi yılına da selam olsun diye Mısır’la ilgili güncel konulara bölge gezimden bir kesitle başlamak istedim.
Mısır halkı tarihsel derinliğinin ayırdında, içinde bu derinliğin neredeyse tüm renklerini barındıran bir dinamizme sahip.
Bugün Suriye’den Libya’ya kadar neredeyse tüm Arap dünyasında etkinliğini sürdüren Müslüman Kardeşler örgütünün doğum yeri de Mısır. 1920’lerde Hasan Benna’nın kurduğu örgüt, yaşadığı pek çok dalgalanmanın ardından bugün “Arap Baharı”nın geleceğini etkileyecek önemli yapıların başında geliyor. Mısır’da önümüzdeki dönem netleşecek güç dengesi öteki Arap ülkelerini de etkileyecek.
Mısır, ABD için de sadece Mısır değil. Aynı zamanda Ortadoğu ve Kuzey Afrika demek. Son yıllarda bir değişiklik oldu mu bilemiyorum ama, 20. yüzyılın ikinci yarısı boyunca Arap ülkelerinde görev yapacak olan Amerikalı diplomatlar 6 ay boyunca Mısır’da bölge eğitimi alıyordu. Dilden yemek kültürüne kadar her türlü ön hazırlık burada tamamlanıyordu.
Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim 1517’de Kahire’ye girdiğinde Yemen emiri “durumu görmüş” ve ülkesinin anahtarını temsili olarak Selim’e göndermişti. Zira Kahire’yi alan, tüm bölgeye hâkim demekti.
Daha da geriye gittiğimizde Roma İmparotorluğu’nun Roma’dan sonraki en büyük kenti İskenderiye idi. Daha da geriye gidip Firavunlar dönemine inmeyelim, çıkamayız. Mısır uygarlığı “Ejiptoloji” adıyla dünya üniversitelerinde okutulan bir bilim dalı.
Böylesine kökenleri olan Mısır, Arap Baharı’nın ardından nasıl şekillenecek?
Baharın ardından nasıl bir yaz gelecek?
Nil’le de bütünleştirince yazın bereket getireceği söylenebilir ama Nil’in suyu genel öngörünün aksine yazın artar. Bu ya sel felaketi ya da bereket olarak geri döner.
Daha açık ifadeyle; Mısır, Batı’ya dönük bir laiklik çizgisine mi yaklaşacak, Müslüman Kardeşler’in daha etkin olduğu Batı karşıtlığına mı oturacak, bütün güç merkezlerinin çatıştığı bir iç kargaşaya mı sürüklenecek, 21. yüzyıla uyarlanan başka bir Mübarek mi gelecek?
Bunlar şu aşamada Mısır’ın içinde saklı bir sır. Dileğimiz Akdeniz komşumuz, tarih ortağımız Mısır’ın öncelikle iç barışını koruması, devamında da adım adım demokrasi kurumlarını sağlamlaştırması.
***
Başbakan Erdoğan’ın Mısır gezisinde yaptığı konuşmalar Arapçaya çevrilince değişik “anlamlar” ortaya çıktı ve tartışıldı. Görünen o ki, Mısırlılar yeni düzen kurarken Türkiye’den akıl almaktan yana değiller. Gerçekte çizecekleri yönü dışarıdan alacakları akıl değil, içlerinden çıkaracakları liderler belirleyecek.
Mısır’ın Nobel ödüllü yazarı Necip Mahfuz Midak Sokağı adlı eserinde Kahire’yi konu ederken şöyle diyor:
“Hangi Kahire demek istiyorum acaba? Fatımilerinki mi, Memluklularınki mi, yoksa sultanların ki mi?”
Olasılıklar bugün daha da arttırılabilir.
Türkçemizde bir deyim vardır; “Dimyat’a giderken evdeki bulgurdan olmak” diye.
Dimyat Mısır’dadır. Nil’in Akdeniz’e döküldüğü deltada!

Mustafa Balbay/Cumhuriyet

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget