Yedi Bin Yıllık Türk Devletini “Ağlama Duvarına” Çevirdiniz Ya, Aşkolsun Size!..

Genel Kurmay başkanı ağlıyor.
Başbakan ağlıyor.
Başbakan yardımcıları ağlıyor.
İmam ağlıyor.
Hem de Amerikan topraklarında… Hem de bilmem kaç dönümlük o muhteşem malikânesinde…
Koskoca Türkiye’yi ağlama duvarına çevirdiniz ya, aşk olsun size…
Ağlamakla, sızlamakla devlet yönetilir mi beyler?
Oyun mu sandınız siz devlet yönetmeyi?
Çocuk oyuncağı mı sandınız.
Her gün şehit haberleri ile bu ülke sarsılırken, sallanırken, feryatlar, figanlar arşa yükselirken, Genel Kurmay Başkanı şehit cenazesinde ağlamaz.
Ağlamamalı.
Ağlayamaz.
Hakkı yoktur buna.
Sınır dışı harekât için Amerika’dan izin beklemez.
Bekleyemez.
İzni hükümetten ister.
Ve gereğini yapar.
Kandil’e girecekse girer.
Vatan yolunda ölecekse ölür.
Atatürk Kurtuluş Savaşında iç ve dış düşmanlarla boğuşurken kimden izin istedi? Askerlere “Ben size ölmeyi emrediyorum” dedi. O kadar…
Ağlamadı.
Sızlamadı.
Korkmadı.
Üstüne üstüne gitti hayının, cellâdın, düşmanın…
Ordusunun yarısı hapiste olan bir ülke terörist çeteyle savaşabilir mi?
Kendi istihbaratına değil, düşman istihbaratına güvenen bir devlet, terörü yok edebilir mi?
Başbakanlık koltuğunda oturan kişi, önemli bir iş yapıyormuş gibi, durmadan BOP eşbaşkanı olduğunu söylerse, hem de birçok kez, birçok yerde bunu gururla tekrarlarsa…
Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişi emperyalist bir devletle 2 sayfa 9 maddelik gizli bir anlaşma yaparsa, o ülke parçalanmaktan kurtulur mu?
Elbette Ondan sonra oturup ağlarsınız.
Elbette elin emperyalistine elin mahkûm olur ve katillerle mücadele yerine, müzakere yoluna gidersin.
Gitmek zorunda kalırsın…
Ve bir de kanlı katilleri yola getirmek için durmadan “Terörle bir yere varılmaz” lafını papağan gibi tekrarlarsın.
Cenaze törenlerinde timsah gözyaşları dökersin.
Ama şehitler gelmeye devam eder.
Anaların, babaların, eşlerin, evlatların, sevgililerin gerçek gözyaşları akmaya devam eder…
Ve mayına basıp, 23 kez ameliyat geçiren bir gazi, yazdığı kitapta size sorar:
“Biz kınalı bacaksızlar
kınalı körler
kınalı çolaklarız…
Sizi daha fazla üzmemek için gözlerinizin içine bakmıyoruz…
Peki ya siz…
Neden bizim gözlerimizin içine bakamıyorsunuz?
Sahi siz…
Kolu, bacağı kopmuş, vücudu lime lime olmuş bir gazinin gözlerinin içine utanmadan, sıkılmadan bakabilir misiniz? Bakabilecek misiniz?
Cesaretiniz var mı buna?
Bir zamanlar, Kore’ye asker gönderdiği için Adnan Menderes’e ne demişti Nazım hikmet:
“Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
İki gözünüzle bakarsınız,
İki kurnaz, iki hayın ve zeytini yağlı iki gözünüzle bakarsınız kürsüden…
…Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi de yok.
Benim bacaklarımın ikisi de yok.
… Ve ben al kan içinde ölürken çığlığımı duymamanız için
Kaçırdı bacaklarınız sizi arabaya bindirip.
Ama ben peşinizdeyim Adnan Bey,
Ölüler otomobilden hızlı gider,
Kör gözlerim, kopuk ellerim, kesik bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum Adnan Bey,
Göze göz, ele el, bacağa bacak, diyetimi istiyorum, alacağım da…

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget