Bir süredir Güneydoğu’dan alınan duyumlarda, otuz yıldır sürdürülen çatışmanın PKK tarafından durdurulacağı söyleniyordu.
Verilen şehitler, çatışmaların sakat bıraktığı evlatlar, cenazelerde yakılan Türkçe ya da Kürtçe ağıtlar, şiddet içeren eylemlerin kimseye yarar sağlamadığını onca yıl sonra ortaya koyduğu için, yerini gerçek barışın egemen olacağı bir ortama bırakamaz mıydı?
Bu konuda, iktidarı yalnız bırakarak akacak kanların, yitirilecek evlatların sorumluluğunu “Sen hükümet değil misin, niçin çözemiyorsun?” türünden ilkel tartışmaları sürdürmekten vazgeçilmesini sağlayacak sağduyunun oluşması için ana muhalefet partisi de kendisine düşen görevi yapmaya hazır olduğunu söylemişti.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, bu amaçla Erdoğan’a uzattığı elin alacağı sonuç, gündemi tek maddelik Kürt sorununa çözüm arayışı olacak ve belki de tüm partilerin katılacağı bir yuvarlak masa etrafında toplanmasını sağlamak olacaktı...
O gerçekleşmeyi sağlamak amacıyla MHP’ye yapılacak “Lütfen siz de kapınızı kapatmayın” türünden bir çağrı için, Başbakan’ın Meksika ve Brezilya gezilerinin tamamlayarak ülkeye dönmesi bekleniyor olmalıydı.
Leyla Zana gibi Kürt sorununu savunmak için ağır bedeller ödemek zorunda kalmış bir kadın politikacının daha birkaç gün önce, çözüm konusunda Erdoğan’a yönelen çağrısını da Başbakan olumlu karşılamıştı.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüsü Öcalan hakkındaki infazın bir ev hapsine dönüşmesini önermek için zemin oluşturmak isteyenler bile önerilerini tartışmaya açmıştı.
Sanal bir yuvarlak masanın etrafında oturarak kendi paylarına düşecek görevleri üstlenmek isteyen sivil toplum kuruluşlarının arasında bir diyalog ortamı, bu koşullar altında pekâlâ mümkün olacaktı.
Örneğin üzerinde Basın Konseyi Başkanlığı’nın sorumluluğu da olan deneyimli bir gazeteci olarak ben, bu ayın sonunda başka meslektaşlarımla birlikte Diyarbakır merkezli bir ziyareti programlamıştık.
Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu olan Kürt meslektaşlarımızla da görüşüp, sorunlarını öğrenirken bölge insanlarına da “silah ve şiddete dayanmayan ifade özgürlüğünün” kullanılmasında kendileri ile omuz omuza olduğumuzu söylemek için.
Dün sabahın ilk saatlerinde Hakkâri’den gelen acı haber, sınırın sıfır noktasında görev yapan 8 askerimizin kendilerine “Ölüm Taburu” adı verilen bir terörist grubunun açtığı ateş sonucunda şehit olduklarını bildirinceye kadar.
O çeteyi harekete geçiren ve kod adı Bahoz Erdal olan Suriye uyruklu Fehman Hüseyin imiş!
Komuta ettiği çetenin 10 üyesinin de ölümüne mal olan bu çatışmayı hazırlayan Fehman’ın acımasızca yürüttüğü eylem, sadece Türk ya da Kürt 20’ye yakın evladımızın ölümü ile mi sonuçlanmış oluyor?
Silahın ve şiddetin yerini, diyaloğu sürdürerek kalıcı bir sürece dönüştürmeyi amaçlayanları da hayal kırıklığı içinde bırakıyor.
Ellerini oğuşturarak yeni ölümler sonunda yıkılan evler beklemeleri için onlara umut da veriyor.
Suriyeli cani ise o tüccarlardan alacağı komisyonun hesabı içinde keyif sürüyor.
Alacağı komisyonla eroin pazarlanması için kullanılmak üzere Hakkâri’den İstanbul yolu ile Avrupa’ya ulaştırılacağından kimse kuşku duymasın.

Yorum Gönder