CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Kürt sorununu TBMM çatısı altında çözmek için hazırladıkları” paketi Başbakan Erdoğan’a iletmiş. Öneriler paketinin tümünde “iyi niyetle terör sorununa eğilme çabası” fark ediliyor; TBMM’de bir “toplumsal mutabakat komisyonu” kurulması, her partiden üyelerin konuyu etraflıca tartışarak ve topluma da görüşlerini bu komisyon aracılığıyla iletme fırsatı verilerek çözümün oluşması teması üzerine kurulmuş..
Öneriler paketinin, daha doğrusu önerilen “yol haritası”nın başında “Kürt meselesinin sürekli olarak gündemin üst sıralarında yer aldığı, çözülememesinin sonucu olarak da şiddet ve terörün sürmekte olduğu, her gün can kayıplarının yanında ülkenin beşeri ve ekonomik kaynaklarının heba olduğu” belirtiliyor. Bu doğrudur ve artık terör sorununun çözümü için lider kaprisleri, “ben yaptım, sen yaptın”lar bir tarafa bırakılarak TBMM’de çözüm arama vakti gelmiştir ama..
TERÖR ÖRGÜTÜYLE PAZARLIK
Ama partiler bir araya gelirken KESİNKES bir özeleştiri yapmanın yanı sıra “TBMM’nin terör örgütüyle pazarlık ediyor havasına” sokulmaması için bu dönemde terör örgütü ve Öcalan’dan öneri alınmamalıdır. Unutulmaması gereken özeleştiri şudur; Hükümet’in “Kürt Açılımı” olarak başlattığı açılımda öncelikle “PKK’nın silah bırakması istenmeden” adımların atılmış olması, MİT’in PKK ve Öcalan’la masaya oturtup görüşme yapması baştan çok yanlıştı.
İRA MESELESİ
Gerçi o günlerde tüm eleştirilere sırt çevirip bir de üstüne “kan dökülsün, analar ağlasın istiyorlar” gibi haksız tepkiler verdikleri için dinlemediler ama açılımın ilk gününden itibaren buradaki büyük yanlışın “silah bırakmayan terör örgütünün muhatap alınması” olduğunu, böyle başlayan bir sürecin PKK’ya “ terörü arttırdığı takdirde daha çabuk sonuca gidebileceği” düşüncesini vereceğini yazdık, TV’de söyledik. Biz söyledik, muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşları söyledi dinlemediler, birileri de İRA ile İngiltere anlaşmasını örnek gösterip durdu.. ( İngiltere ile İRA’nın durumu başka nedenlerle de karşılaştırılamayacak kadar farklıydı ama “anlaşma şartları” açısından da farklıydı.)
SİLAH BIRAKMASA OLMAZDI!
Sonra İngiltere eski Başbakanı Tony Blair Türkiye’ye geldi ve yaptığı konuşmada “Eğer İRA baştan silah bırakmış olmasa kesinlikle anlaşma olamazdı” dedi. Şimdi, eğer PKK’nın yürüttüğü ve BDP’nin de açık destek verdiği terör sorunu “Kürt sorunu” adı altında TBMM’de görüşülecekse önce bu hatanın (ki referandum öncesinden seçime kadar PKK’nın durdurduğu saldırılar sonra Öcalan’ın “isteklerimiz derhal gerçekleştirilsin, hükümet kurulmasını bile beklemeyiz” tehdidiyle tekrar başladı ve o günden bu yana kaç saldırı oldu, kaç askerimiz şehit oldu) özeleştirisi yapılmalı, PKK’nın silah bırakması şart koşulmalı, sonra da bugüne kadar Öcalan tarafından verilen yol haritalarıyla BDP’nin yaptığı açıklamalar dikkatle incelenmelidir.
Zira durum açılımın başladığı noktadan farklı değil ve onların bugüne kadarki açıklamaları da “özerk Kürt bölgesinden genel af”a uzanan geniş bir yelpazeyi içeriyor. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş “yakında Türkiye’nin sınırının Kürdistan olacağını ve o zaman çözümün imkansız hale geleceğini, Hükümet’in elini çabuk tutması gerektiğini” söylerken bölgede çıkacak etnik savaşı kastediyordu, unutulmasın. O durum oluştuğunda bugün “Biz birlikte yaşamadan yanayız” diyenlerin “neden yana” olacaklarını ve terör yerine savaşın gündeme gelebileceğini de düşünmek gerekir.
Kısacası, TBMM her ihtimali hesaplayarak karar vermelidir, tabii önce “egoları bir yana bırakıp bir araya gelme”yi başarabilirlerse!
Bence Kılıçdaroğlu “PKK’nın silah bırakmasını istemeden başlatılan hatalı süreci” hatırlatmalı, bu hatanın tekrarlanmaması gereğini vurgulamalı ve terör örgütü ile BDP’nin ortaklaşa yürüttüğü terörü de “Kürt sorunu” olarak göstermemeli, atılacak demokratik adımlarla ve Kürt nüfusunun tamamıyla “terör ve teröristi” ayrı tutmalıydı. Ben böyle hissettim!

Yorum Gönder