CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ziyaret ederek TBMM’de bir Toplumsal Mutabakat Komisyonu, TBMM dışında ise bir “Akil Adamlar Grubu” kurulması önerisini çok büyük bir heyecanla karşılamamamın çeşitli nedenleri vardı.
Evvela, MHP’nin baştan kesin karşı tavrı, mutabakat komisyonunu etkisiz kılıyordu.
Diğer partilerin kendi başlarına, yollarına MHP’siz devam etmeleri pratikte mümkün değildi. Çünkü ne CHP ne de özellikle AKP, MHP’ye rağmen müzakerelerden sonuç alacak bir politika oluşturabilirlerdi.
Kaldı ki, nesnel koşullar, sorunun hepimizin yürekten temenni ettiği gibi, müzakere yoluyla çözülmesi için elverişli bir ortam oluşturmuyordu.
BDP’nin tutumu da çok yüreklendirici değildi ve çatışmasız çözümün önkoşulu olan, tarafların hepsinin şiddet ile sonuç alınamayacağını iyice ikna oldukları bir noktaya varmaktan uzak olduğumuz izlenimi hiç değilse önemli bir kesimde egemendi.
Bu durumda, heyecan duymamamı okurlarımın anlayışla karşıladıklarını sanıyorum.
Önerinin ve sürecin içeriğine girmeye bile gerek kalmıyordu bu durumda.
Ama, hemen belirtmeliyim ki, Kılıçdaroğlu’nun girişimi, özellikle CHP’nin “Yeni CHP’ye” dönüşmesinden memnun olan ve ona çeşitli nedenlerle bel bağlayanlar tarafından genelde olumlu karşılandı.
***
Kılıçdaroğlu’nun önerisinin, Deniz Baykal’ın genel başkanlığı döneminde CHP’nin savunduğu görüşlerden farklı olduğu kesindi.
Aslında ilginç bir gelişme söz konusuydu, CHP ya da “Yeni CHP” Kürt sorunu konusunda Deniz Baykal’ın görüşlerinden uzaklaşırken, siyasi alanda müzakere, terörle mücadele politikasını öne çıkaran Tayyip Bey, eskiye oranla daha fazla yaklaşıyordu Deniz Baykal çizgisine.
Burada Kürt sorunu konusuna nasıl yaklaşılması gerektiğini irdelemekten çok, usul sorunu üzerinde durmak istiyorum ki, doğrusu olayın bu yönüne Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımını eleştirenler gibi, destekleyenler de pek fazla değinmediler.
Oysa politikanın içeriği kadar usul sorunları da, özellikle bu konuda önem taşımaktaydı.
“CHP’nin Kürt sorununa yaklaşımı ne olmalıdır?” konusu her zaman tartışmaya açıktır. Bu tartışmayı sürdürürken, gerçekten yayımlandığı zaman için çok önemli olan, partinin konuya yaklaşımındaki demokratik ve özgürlükçü tavrını iyi yansıtan SHP’nin Kürt raporundan da yola çıkabilirsiniz, Deniz Baykal’ın görüşlerinden de.
Doğrusu, Kürt sorununun çözümü konusunda, yeni formüller önermeden klasik görüşlerin yinelenmesiyle yol alınabileceğine inananlardan olmadığımı söylemeliyim.
***
Ama bugün üzerinde duracağım, konunun usul yönü ki, buna çok değinen olmadı.
Sorunu gündeme getiren, sınıf arkadaşım, kadim dostum, değerli diplomat, altı eserde imzası bulunan seçkin yazar, eski CHP milletvekili Onur Öymen oldu.
Öymen hafta sonu gönderdiği mesajında “CHP’nin son tutumunda, Baykal’ın genel başkanlığı döneminde savunduğu görüşlerden özlü bir sapma göze çarpıyor” dedikten sonra şu çok haklı ve önemli soruyu soruyordu:
- Partinin bu yeni tutumu acaba, kurultay veya PM gibi, yetkili kurullarda görüşülüp onaylandı mı?
Soru ilk bakışta ayrıntı gibi görünüyorsa da aslında çok haklı ve de önemli.
Bu kadar yaşamsal bir konuda CHP örgütün çeşitli organlarında tartışmadan, yalnızca genel başkan ve dar çevresinin mutabakatı ile hareket edebilir mi, etmeli mi?
Kemal Kılıçdaroğlu, her öneriye açık olduklarını, başka önerileri de kabul edebileceklerini söylüyor. Bu konuda başkalarından önce, partisinin üyelerinin geniş katılımını ve önerilerini değerlendirse daha iyi olmaz mı?
Sakın kimse çıkıp kendisini şöyle savunmasın:
-Ne yani, Baykal döneminde de kararlar öyle alınmıyor muydu?
Bu soruya sarılmak “Bu konularda bizim de Baykal’dan farkımız yok” demektir.

Yorum Gönder