Sen onunla uğraşırsan, ötesini berisini karıştırırsan, yeryüzünün topraklarını, dağlarını, nehirlerini, ırmaklarını istediğin biçimlere sokarken yerin en dibine kadar inip incelemeye başlarsan, kısacası dünyamızın güzelliklerini, zenginliklerini dev yapılarla altüst edersen, elbet o da senden öcünü alacaktır.
Doğa affetmez! Etmiyor da...
Yağmur, seller getiriyor, kentler günlerce sular altında kalıyor. Depremler yüzde yedileri aşıp dokuzlara dayanıyor, hortumlar insanları korkutuyor...
Anadolu’nun orta yerinde hortum!.. İnanılır şey mi? Doğa, niye oraları seçmeye başladı. Demek Anadolu’nun kentleri de tehlikeye girdi. Uygarlık diye elli altmış katlı yapıları, yurdun her yanına diktik. İyi mi yaptık!.. Bu doğa tahribatı birçok kişiyi zengin etti. O kadar ki kendi ülkemize yaptıklarımız yetmezmiş gibi, yabancılara, özellikle Arap zenginlerine her türlü kolaylığı gösterdik, “Gel sen de bizden yararlan” diyerek...
Dünyamızın teknik açıdan uygarlaşması, gerçekte yoksullaşmasıdır. Kırk katlı binalar, başta İstanbul’da tanınmaz bir çirkinlik yarattı. Sonra Anadolu’nun kentlerini... Artık en ufak bir kasabada dev yapılar görmeye başladık. Doğa kızıyor. Doğanın büyük gücü var. Sen onu yenemezsin ama o seni yener. İşte Van depremi, daha ne depremler... İşte sel baskınlarıyla altüst olan yaşantılar, işte toprağın derinliğinde kazanç yolları ararken ölüp kalan emekçiler!.. Bütün bu yapıların ne derece sağlam olduğu da belli değildir. Bakıyorsun on katlı bir bina bir gecede yıkılmış, içinde insanlarıyla. Ama yanındaki koca bina sapasağlam! Nasıl büyük bir depreme dayanmış; çünkü o bilimsel yolla yapılmış...
Yalnız Amerika’larda yaşanırdı hortum faciaları. Doğa demek Amerika’ya da kızgın. İkide bir adı değişik fırtınalar, kasırgalar, hortumlarla okşuyor Amerika’nın teknik alandaki başarılarını...
Doğayla oynanmaz! Doğanın binlerce yıldır sürdürdüğü düzen bir bozuldu mu, insanoğlunun yapacağı hiçbir şey yoktur.

Yorum Gönder