Cami Musluğu, Helal Lavobo Musluğu ve Adalet - Cevat Kulaksız

“Gönlünü yıkayıp arıtmamışsan, habire abdest alıp durmaktan fayda bekleme”-Mevlana
2006-2010 tarihleri arasında Gaziantep’te görevli oğlumun yanına sık sık gidip geldiğimden, bazı konularda inceleme ve araştırmalarda bulundum.
Eylül 2008 de Gaziantep’te tarihi Karatarla Camisi havlusunda dolaşıp tarihi camiyi incelerken, cami muslukları çalınmasın diye, abdest alınan bütün muslukların duvara demir kelepçe ile çivilendiğini görünce çok şaşırdım. Şimdiye kadar böylesine muslukların kelepçelendiğini hiç görmemiştim, meğer hırsızlar çalmasın diye muslukları duvara çakarak kelepçelemişler. Çünkü kelepçelenmeden önce, hırsızlar fırsat buldukça, cami falan demiyor, muslukları çalıp götürüyorlarmış.

KALORİFERDEN SICAK SU ÇALAN
Camiden çıkıp bir parka geldiğim zaman, resimde görüldüğü gibi, parktaki muslukların da dibine, demir gövdeye perçinlendiği veya vidalandığını görünce şaşıp kaldım. Aman Tanrım şu Gaziantep’te de ne çok musluk hırsızı varmış diye söylendim; bu olayı misafirliğe gittiğimiz Gaziantep’in yerlisi bir ahbaba anlattığım zaman, “maalesef böyle şeyler oluyor” dedi. Bu vesile ile şu garip hırsızlığı da anlattı:
Bir tarihte filan mahallede adamın biri, kışın oturduğu evin kalorifer radyatörünün yanından boruyu açmış, oradan sıcak su almak için musluk takmış, aklınca sıcak su alırmış. Kaloriferci de kazandan su azaldıkça soğuk su basarmış. “Bu neyin nesi, su neden ikide bir azalıyor” diyerek bütün katların kalorifer radyatörleri kontrol edilince, radyatöre musluk takıp sıcak su alan, daha doğrusu su çalan adamı yakalamışlar, o sivri zekâlıyı rezil etmişlerdi”. Bu garip sıcak su hırsızını da duyunca, hepimiz, “yukarıdakiler kültemiynen çalarken, aşağıdakiler de böylesine musluklu neli küçük hırsızlık yapıyorlar” diyerek söylendik durduk.
Yoksulluktan mıdır, hırsızlığı meslek edinme hastalığından mıdır bazı insanlar günahı es geçerek cami malı, kamu malı, kişinin malı diye düşünmeden başkalarının mallarını her yerde çalabiliyorlar. Başkent Ankara’da bile kanalizasyon kapaklarını hırsızlar çaldıkları için, belediye milyonlarca masraf ederek seyyar binlerce kanalizasyon kapağını menteşeli kapak haline getirmişti.

HELAL LAVABO MUSLUĞU
Camideki çalınan musluklara değinirken ve de konu musluk olunca Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan Adnan Binyazar’ın Lavabo Musluğu adlı yazısı aklıma geliverdi. Konuyla ilgili olmamakla birlikte, birinde musluk suyu çalınırken, diğerinde musluk çalınmakta. Caminin halısını çalanları, camide ayakkabı çalanları görmüştük de, cami musluğunu çalanları duymamıştık. Neyse biz helal lavabo musluğuna devam edelim.
“Doğu Anadolu’ya atanarak bir ilçede ev bakan bir arkadaşa ev sahibi, musluklara ilişkin ilginç açıklama yapar:
“-Mutfak musluğu ile banyo musluğu kaçağa bağlı; lavabo musluğu su saatine”
Arkadaş şaşkınlıkla sorar:
“-Neden ikisi kaçağa da, lavabo saate?”
İşte yanıt!
“Lavabo da abdest alıyorduk; haram karışmasın diye kaçağa bağlamadık!”
Bugün, yönetici sınıf dâhil, büyük bir kesimde böyle bir din telakkisi var. İbadette titiz ol, gerisini boş ver. Çal, çırp, yürüt, götür”.
Bu telakkiye izin veren bir din olabilir mi? Böylesine ikiyüzlü riyakârca davranış ne yazık ki, birçok insan da, özellikle dinsel siyaset güdenlerde sık görülmekte. [i]
Sevgili okurlar, işte burada denk düştüğü için Mevlana’nın bu sözünü nasıl anımsayamazsınız, “Gönlünü yıkayıp arıtmamışsan, habire abdest alıp durmaktan fayda bekleme”.
Nasıl anmazsın böylesine riyakâr insanları taşlayan Ömer Hayyam’ın alaycı dizelerini:
“İçin temiz olmadıktan sonra

Hacı hoca olmuşsun, kaç para!

Hırka, tespih, post, seccade güzel;

Ama Tanrı kanar mı bunlara?
Ömer Hayyam
KELEPÇELİ MUSLUKLAR
Konuyu uzatmadan biz, Karatarla Camisindeki kelepçeli musluklara dönelim.
Gaziantep’te Karatarla Mahallesi, Eski Saray Caddesi Kunduracılar Çarşısı’ndadır. Burada bulunan Karatarla Camisi ilkin mescit olarak inşa edilmiş, fakat ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak yapılışından sonra Gergeri Halil Çavuş adında bir hayırsever tarafından genişletilerek cami durumuna getirilmiştir. Yapılan bu değişiklik Hicri 1063 (M 1647) tarihli belgelerden anlaşılmaktadır. Kitabesinden ve vakıf kayıtlarından öğrenildiğine göre Yürükzade Gelgeli Halil Çavuş tarafından 1775’de genişletilmiş, içerisine bir de minber eklenerek cami konumuna getirilmiştir Gaziantep’teki camilerin minareleri içerisinde ilginç mimarisi, helezoni yivli yapısı ile en zarif olanıdır. İşte bu caminin abdest alınan bütün musluklarının duvara kelepçelenerek sabitlendiğini gördüm.
Sadece camilerde değil, Gaziantep’te (2008 de) parklarda bile musluklar bir çember kelepçe ile sabitlenmişti. Demek ki şehirde hırsızlar, parklarda, camilerde bile muslukları çalıp satıyorlardı. Ankara’da iki yıl önce, şehrin kanalizasyon kapaklarını hırsızlar çalıp sattıkları için, belediye tüm kanalizasyon kapaklarını, menteşeli kapak haline getirmişti.
Yine Ömer Hayyam’ı rahmetle anmak için camiden çalanlarla ilgili şu mısralarını buraya almak geldi içimden, dostlar uysa da uymasa da:
“Camiye gittim, ama Allah bilir niye:

Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.

Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:

O eskidi gittim yenisini yürütmeye”.
Ömer Hayyam

ADALET ZENGİNLERE Mİ İŞLİYOR
Musluklara bakıp resmini çekerken orada abdest alan, tesadüfen tanıştığımız Urfa Birecik’li olduğunu öğrendiğim İsmet Durmaz’a -Allah Allah bu muslukları niye böyle kelepçelemişler- diye sorduğumda, İsmet Durmaz, abdestten sonra beni elimden tutup “gel hele gel” diyerek çağırdı, cami havlusunda serili bir kilimin üstüne varıp birlikte oturduktan sonra, bana şu olayları anlattı:
“Türkiye’de adalet zenginlere işliyor, fakire adalet tanımıyorlar. Bir melmekette adaletin terazisi bozuldu m, o melmeket bir türlü iflah olmaz”.
Bunları bir filozof edası ile anlatan, ilkokul çıkışlı bile olmayan İsmet Durmaz şöylece anlatmaya devam etti.
“Bir akrabama yeşil gart almak içi gaymakamlığa başvurdum. Önce görevli polis, “hemşerim senin işin olmaz”, dedi. Ben de bir saat sonra bir Malboroyla gelip verdim adama, hemen işimi yaptı. Türkiye’de adalet yok, adaletin olmadığı yerde terör de olur, anarşi de olur, hırsızlık da olur”.
İsmet Durmaz, böylece cami musluklarının çalınmasını ima ederek, musluk hırsızlığını haksızlığa, adaletsizliğe karşı bir tepki olduğunu anlatmaya çalışıyordu. “Bir yerde adalet yoksa her türlü bela, terör doğar” dedi ve aşağıdaki olayı anlattı.
İsmet Durmaz, gençten uzun boylu, başında namaz terliği olan kara sakallı esmerce bir insan. Kelimeleri yanlış söylemesi, konuşmakta zorluk çekmesi ve Türkçe’yi zor konuşmasından, Kürt veya Arap kökenli biri olduğunu tahmin ettim. Avuçları ve el parmaklarının nasırlı, parmaklarından bazılarının olmadığını, kesik olduğunu gördüğümde merakımı gidermek için, “motor bıçkısına gapdırdığını” söyledi. Ağır işlerde çalıştığı belli olan, feleğin çemberin geçmiş, sevecen bu Anadolu insanımız, zaman zaman elimden tutarak şunları anlatıyordu:
HIRİSTİYAN’IN BAHÇESİNE CAMİ, ÖMER’İN ADALETİ
“Hz. Ömer zamanında Şam yakınlarında bir Hıristiyan’ın bahçesi çok uygun görüldüğü için, oraya bir cami yapmak isterler. Fakat Hıristiyan vatandaş, “ben Hıristiyan’ım, cami bana gerekmez, üstelik o bahçe benim ekmek kapım, ekiyor, biçiyor, çoluk çocuğumun rızkını oradan temin ediyorum” diyerek, cami yapımına şiddetle karşı çıkar.
Yörenin valisi, duruma el koyarak, Hıristiyan’ın bahçesi çok uygun olduğunu görünce, onun itirazlarına rağmen, o bahçeye camiyi yaptırır.
Bunun üzerine Hıristiyan, devrin Halifesi Hz. Ömer’e giderek şikâyete gider. Durumu arz ederek, “zorla bahçemi elimden aldılar, cami yaptılar, bahçemden çoluğumun çocuğumun rızkını sağlıyordum; ya Ömer adaletine sığınırım,” der.
Halife Hz. Ömer durumu adaletli görmez, valiye mektup yazar, camiyi yıkarak, bahçeyi Hıristiyan’a geri verilmesini emreder ve valiye şöyle der:

“-CAMİYİ YIK FAKAT ADALETİ YIKMA”.
Hz.Ömer’in adaletine hayran kalan Hıristiyan, çok duygulanır, hemen Müslüman olur. Demek ki, adalet mülkün temeli olduğu kadar, insanların gönlünü de yüceltir.
İsmet Durmaz, başka bir öyküde de, şunları anlattı:
“Yine Hazreti Ömer zamanında Halep dolaylarında, iki Hıristiyan adam at, katır, deve alıp satarlarmış, geçimleri ticaretleri bunlardanmış. İşleri için birinin altında at, birinin de katır olduğu halde bindikleri hayvanları ile Halep’e gelmişler.
Fakat Halep Valisinin bir yaramaz oğlu, bir de kafadar arkadaşı varmış. Bunlar bazen gizli gizli zenginlerin, gezginlerin paralarını, mallarını gasp ederlermiş. Halk validen çekindiği için, şikâyet etmez, sineye çekerlermiş.
İşte bu iki Hıristiyan hayvan tüccarı, Halep yakınlarında iki kişi tarafından gasp edilir. Bu iki kafadar yakaladıkları “iki Hıristiyan keferesini” gasp edip, paraları ve hayvanlarını alırlar, üstelik “kimseye söylememeleri” için tehditle bir de fena halde döverler. İki kafadar, “bu iki adam hem Hıristiyan, hem de bunu Müslüman valiye şikâyet edemez” diye düşünürler.
Ömer’in adaleti herhalde böyle olamaz” diyerek, dehşete kapılan, iki mağdur hayvan tüccarı, yara bere içinde Hz. Ömer’e gidip olayı anlatırlar. Hz. Ömer, Halep valisine bir mektup yazarak, bir ulakla hayvan tüccarı mağdurları Halep’e gönderir.
Halep valisi, içinde, “olayın failleri tez yakalanıp en ağır ceza ile cezalandırıla” emri yazılı mektubu alınca, telaşa kapılır. Suçluları araştırmaya başlatır. Dayak yiyen, soyulan mağdurlarla birlikte, pek çok şüpheli kişi ile yüzleştirilir. Sonunda olayı yapan valinin oğlu ile kafadar arkadaşı olduğu soruşturma neticesinde anlaşılır. Vali, oğlu, kötü olayın suçu, Hz. Ömer’in emri karşısında şaşırır, bocalar, çaresizdir. Ama “Hz. Ömer’in adaleti İslam diyarında herhalde uygulanmalıdır”, diye düşünen Halep Valisi, içinde kendi oğlunun da bulunduğu bu iki gaspçıyı sarayın kapısına astırır. İki Hıristiyan’ın hayvanlarını, paralarını iade eder. Durumu da, bir mektupla ve gelen ulakla Hz. Ömer’e rapor eder.
Gasp edilen iki Hıristiyan, kendilerini daha da çok dehşete, hayrete düşüren bu olay karşısında Hz. Ömer’in adaletine hayran kalırlar, hemen Müslüman olurlar.
Okuması yazması olmayan veya çok az olan, yoksul fakat gönlü engin İsmet Durmaz’ın yukarıda anlattıklarından çok etkilendim; bu öyküleri de hiç duymamıştım. Kendisine gösterdiğim ilgiye karşı, bu yoksul Anadolu insanı ile vedalaşırken, iki eli ile ellerime sarıldı, “başım gözüm üstüne” diyerek beni uğurladı. Gözlerim hafifçe nemlenirken, -bazıları yoksulluktan muslukları, bazıları varlıktan Deniz Feneri’nde yoksulun hakkını çaladursun, Anadolu insanımız bozulmamış bir cevher- diye düşünerek, bir araştırma için Gaziantep sokaklarında yürümeye devam ettim.
Acaba, aynı adalet, aynı yerlerde, İslam ülkelerinde var mı dır? Uygulanıyor mudur? durumu, yorumu vicdanlarımıza bırakalım.
Anılarımdan süzüp 2012 Haziran’ında yazdığım bu yazıyı yazarken, kendi kendime dedim ki, günümüz adaletinde iftira, düzmece belgelerle nice masumları Silivri zindanına dolduranlar, İslam’a göre davrandıklarını sananlar, dinsel toplum yaratmaya çalışanlar Hz Ömer’in adaletini, “camiyi yık fakat adaleti yıkma” diyen övüdünü bilmiyorlar mı ki diye düşündüm. Eline geçen adaleti, yargıyı kin ve intikamı için kullananlar, Ömer’in adaletini bilmiyorlar mı diye, kendi kendime söylendim durdum. Sanırım biliyor olmalılar…
-------------------------------
[i] http://godandus.blogcu.com/lavabo-muslugu/8470087

Kaynak : hakimiyetimilliye.org

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget