Sevgili,
Geçen gün, değerli dostum Prof. Dr. Engin Ataç ile telefonda konuşuyorduk. Bir ara, Pera Müzesi’ndeki Şimdiki Zamanlar Sergisi’ne geldi söz.
Engin Hoca, evlatlarıyla iftihar eden bir baba edasıyla,
- Git de bizim çocukların sergisini gör! Hayran kalırsın, dedi.
Engin Hoca Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Yılmaz Büyükerşen’den sonra iki dönem (1997 – 2005) rektörlük, daha önce de aynı üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi’nde uzun yıllar dekanlık yapmış bir akademisyen. Ayrıca hem benim, hem de can dostlarımın yakın dostu.
Öğüdüne uydum, hemen ertesi gün Pera Müzesi’nin yolunu tuttum.
Sonda diyeceğimi başta söyleyeyim:
- Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin proje ve eserlerinin sergilendiği Şimdiki Zamanlar Sergisi’ni mutlaka gör! 2 Ekim’e kadar açık.
Eskişehir Anadolu Üniversitesi bir Anadolu mucizesidir. O ve benzeri Anadolu mucizelerini kavrayamayan, onların en büyüğü olan ve savaş alanından öteye taşıp, Türk Rönesansı’nı da yaratan Kurtuluş Savaşı mucizesini de anlayamaz.
Eskişehir ise 1946’da küçük bir çocuk iken, yaşamımın Anadolu’ya açılan ilk kapısıdır ve gönlümde bambaşka bir yer tutar.
O Eskişehir’in yarattığı Anadolu mucizesi Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki Erim Gözen Atölyesi’nin önünde Erim’in bir büstü durur 17 yıldır.
***
İlkokulun son sınıfında tanıdığım Erim müstesna bir sanatçıydı.
Onun sanat alanı yaşamdı; yaptığı resimler, çizdiği karikatürler, kurduğu sofralar, bulduğu kokteyller, en ince ayrıntısını ıskalamadan düzenlediği mavi yolculuklar, attığı kahkahalar, hayatı ve dostluğu dolu dolu kucaklaması, mizah sevgisi ve şakaya hoşgörüsü ile herkesin varlığını, dostluğunu aradığı, sözü dinlenen, kişiliği saygı uyandıran, güvenilen bir insandı.
O masada av etini başka bir müzik, deniz ürününü başka bir müzik ile sunardı. Sofraları damağa, dimağa, kulağa ve göze hitap ederdi.
Sevgili Erim’i tarif için “Erim’di işte”den daha iyi bir ifade bulmak mümkün değil.
Erim çocukluğunda ortaya çıkmış olan resim yeteneğine, mizahını da katıp, daha Galatasaray’da iken karikatürler çizmeye başlamıştı.
Galatasaray’dan sonra, çizgi film dalında uzmanlaşmaya başladı ve kısa bir süre sonra reklamcılar için kısa çizgi filmlerle hayatını kazanmaya koyuldu.
Bu alandaki yetkinliği konusunda bir şey söylemek bana düşmez, yalnızca şunu belirtmekle yetineyim.
Turhan Selçuk onun çizgi filmlerine hayrandı ve Abdülcanbaz’ı çizgi film yapmak istediklerinde şunu söylemişti:
- Eğer animasyonu Erim Gözen yaparsa olur, kabul ederim.
Hemen ekleyeyim, bu kısa reklam filmlerinde kel, çarpık suratlı, şişko, patlak gözlü, pos bıyıklı ve ağzında her daim piposu bulunan bir tip (bendeniz) hiç eksik olmazdı.
***
Prof. Dr. Engin Ataç, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı iken 1990 – 91 ders yılı için, bir çizgi film bölümü kurmayı düşünmüş.
Normaldir, AÜ zaten birçok alanda yeniliklerin öncüsü olmuştur. Unutma ki, ilk sivil havacılık okulu da o bünyede açılmıştır.
Engin Hoca’ya çizgi film konusunda, en iyi olarak, Erim’i tavsiye etmişler, hemen konuşmuş. Erim’in bu öneriyi sevinçle kabul ettiğini ve her hafta trenle Eskişehir’e gidip ders verdiğini çok iyi anımsıyorum.
Öğrencilerini çok seviyordu, öğrencileri de onu, çok memnundu, yaptığı işten büyük keyif alıyordu.
Ne yazık ki, bu mutlu ve verimli beraberlik kısa sürdü.
Erim’i 17 yıl önce bugün, 4 Eylül 1994’te Prof. Dr. Uğur Derman, eşi ressam Gül Derman ile birlikte, Çine dolaylarında bir trafik kazasında yitirdik. Bu üç dostun da yası birbirini pekiştirdi.
Kuşkusuz Erim’i kaybettiğimiz 4 Eylül 1994’ten sonra yaşam daha az renkli oldu.
Erim’in ölümü üzerine okulundaki çizgi film atölyelerinden birine Erim Gözen Atölyesi adı verildi ve kendisini çok seven öğrencileri ve Dekan Engin Ataç Hoca’nın girişimiyle büstü kondu.
“Şimdiki Zamanlar” sergisinde çizgi filmler içinde “Karganın Leşi” adlı yapıtta, Erim’in attığı tohumların yeşerdiğini gördüm.
Bütün emeği geçenler sağ olsunlar, var olsunlar!..
Ali Sirmen/Cumhuriyet
Yorum Gönder