Sevgili,
Şimdiki bilgisayar çocuklarının kitap ile İlişkileri nedir, daha ne zamana kadar kitap olacak, kitap Okumak bir gün bitecek mi, kitap bitse bile içinde bilginin kodlandığı başka bir şey yerini almayacak mı? Bunların yanıtları, bu konuda öngörüler vardır. Ama ben bilmiyorum. Sona eren bir dönemin grubunda, dönülmez akşamın ufkunda, tümünü göremeyeceğim yeni bir dönemin şafağındayız.
Ama benim kitap ile ünsiyetim, sanırım senin de öyle olmuştur, resimlerine bakmakla başlar. Onun için de resimli kitapları severim.
Yaşamımda en sevdiğim kitap da yine resimli, hem de yazarı tarafından resimlenmiş bir kitap olan "Küçük Prens "tir.
Sabit Exupery'nin şiirsel duyarlığı yalnızca sözcüklerine değil, şeffaf tenli Küçük Prens'i resmettiği çizgilerine de yansımıştı. Bugün sana, yine yazarı tarafından resimlenmiş, üstelik çok güzel resimlenmiş bir kitaptan, dostum Daniel Colagrossi'nin "Alafranga Türk Sofrası"ndan söz edeceğim.
***
Ama dilersen Daniel'in kitabından önce, kendisinden söz edeyim biraz.
Edeyim de nereden başlayayım?
Şairliğinden mi, ressamlığından mı, fotoğrafçılığından mı, aşçılığından mı?
Bu pek kendine özgü dostum aynı zamanda eski bir rugby oyuncusudur ama bu yanının konumuzla pek ilgisi yok, tıpkı her zaman eleştirecek ve hır çıkaracak bir şey bulmakta üstat olması gibi...
Dilersen bir fikir vermek üzere. Türkçesi özgür Mumcu'nun olan aşağıdaki dizelerine birlikte göz atalım:
"Ben yasak meyvanın İncisi
olmadan cennetin cismi
Kabuklarımın hesabı tuzludur amma,
çiğnemeden zevk yutulur karşılığında...
Ve bahsetmiyorum boğulan Havva'nın
dişine sıkışmış olan
elma çekirdeğinden..."
20. yüzyıl Fransız sanatında seçkin bir yeri olan Roland Topor'un aziz dostu Daniel. 17 yıldır bir ayağı Türkiye'de yaşıyor, İstanbul'u en az âşığı olduğu Paris kadar seviyor. Ama mutfakta hünerin eskiyi en iyi şekilde taklit olarak algılanmasını eleştiriyor ve eski bir profesyonel aşçı olarak, bize dost katkısı olmak üzere "Alafranga Türk Sofrası" kitabını sunmuş bulunuyor.
***
Hem metin hem de resim olarak çok ilginç bulacağına emin olduğum kitabı (Boyut) mutlaka alıp, tarifleri denemeni tavsiye ederim.
Bunlardan tattığım, çok beğendiğim, "anasonlu çiğ sardalye Uletolan'n kısaltarak anlatayım:
"16 sardalye kılçıklan ayıklanıp temizlenir. 15 tane karabiber, 2 yıldız Çin anasonuyla, 5 dakika boyunca hafif ateşte ısıtılmış ve ılıtılmış zeytinyağa yatırılır.
Marine olmaya bırakılmış sardalyeler, 2 saat sonra süzülür.
İkişer sarı, kırmızı biber küçük küpler halinde doğranır.
1.5 demet saplarından ayrılıp, ayıklanmış maydanoza 3 çorba kaşığı zeytinyağı, 1 çorba kaşığı balzamik sirke, tuz ve biber eklenir, bunlar orta boy bir tabağa maydanozlar, biberlerle karıştırılarak, ortada kubbe oluşturacak şekilde koyulur, süzülmüş sardalyeler bu kubbenin üstüne dizilir ve kızarmış ekmekle birlikte servis yapılır.."
Ben tarifi yer darlığından, kısaltarak yazdım.
Yalnız çok önemli bir uyarı var ki ihmale gelmez.
Bu tarif ancak sardalyelerin çok taze olması halinde geçerlidir, yok balık taze değilse, zinhar denemeye kalkma!
Ali Sirmen/Cumhuriyet
Yorum Gönder