Bu Güne Değin Bu Ülke, Böyle Sevgisiz, Böyle Acımasız Bir İktidar Görmedi
Her şey sevgidir.
Her şey sevgiyle başlar.
Her şeyin başı sevgidir.
Sevginin olmadığı yerde korku vardır, güvensizlik vardır. Kuşku vardır. Korku imparatorluğu
vardır. Hepsinden önemlisi düşmanlık ve acımasızlık vardır.
Sevgisiz yaşam olmaz. Sevgisiz toplum olmaz.
Sevgisizliğin egemen olduğu toplumlarda çürüme, yozlaşma, ahlaksızlık sarmıştır dört bir yanı. İnsanın, hayvanın, doğanın değeri yoktur. Tek yol gösterici kişilerin çıkarıdır. Nefret, tiksinti tohumları ekilmiştir. Böyle toplumlarda fuhuşlar, tecavüzler, cinayetler, tacizler günlük olaylardan sayılır.
Böyle toplumlarda kedilere saldırırlar, köpeklere saldırırlar. Taşlarla, sopalarla gözlerini çıkarırlar, kemiklerini kırarlar. Dünyalarını karartırlar…
Geçenlerde böyle bir saldırıya uğramış ve bir gözünü kaybetmiş bir kedi yavrusu gördüm İnternette. Hayvan sever dostlar hemen olaya el koymuşlar. Tedavisini yaptırmışlar.
Dünyaya şimdi tek gözüyle bakıyor o.
Yine de sevgiyle bakıyor. Kimseye kötülük düşünmüyor.
Bakışlarında, tek gözünde, kendisini tekmeleyen kadar nefret yok…
Sevgisiz insan olmaz.
Tüm kötülüklerin temelinde, kaynağında sevgisizlik vardır çünkü.
Yüreğinde ve beyninde sevgi taşımayan insan, insan değildir.
O, dünyaya ve insanlara nefretle bakar.
Menfaat penceresinden bakar.
Başkalarının hakkına, hukukuna saygı göstermez.
Oysa sevgi, sadece insanların birbirine duyduğu aşk değildir. Sevgi sadece çocuklara, eşlere, akrabalara gösterilen bir duygu değildir. Sevgi, sadece iki karşıt cinsin duygularında, ilişkilerinde şekillenmez.
Çünkü sevgi tek değildir. Çoktur. Çeşitlidir. Geniştir.
Yaşam, birçok sevginin birleşmesinden, bütünleşmesinden, iç içe geçmesinden oluşur.
İnsan, doğa, hayvan, vatan, bayrak… Vb. sevgiler gibi…
Bunların tümünü yüreğinde düşüncesinde taşıyanlar ancak “insan olma”, “adam olma” yüceliğine erişirler.
Sevgi emektir. Sevgi üretmektir.
Marks şunları söylemiş bu dünyadan geçip giderken:
“Karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılıklı sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bu bir talihsizliktir.”
Sevmenin ve sevilmenin doruğuna çıkmış bir yüce adamı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü işte bu nedenle dincisi, mandacısı, satılmışı, haini, bu halkın yüreğinden söküp atamıyor.
Yok edemiyor.
Güneşin doğuşu kadar kesindir ki, onu yok etmek isteyenler yok olup gidecek; Atatürk güçlenerek, artarak, çoğalarak yüreklerde, beyinlerde yaşamasını sürdürecektir…
Şimdi soralım:
“Ananı da al git lan…” diyen birisi Marks’ın deyişi ile “Karşılıklı sevgi” yaratabilir mi? Ya da kendisinden yardım isteyen, sorunlarını anlatan köylüye, “Gözünü toprak doyursun” diyen bir Bakan “Kendisini sevilen bir kişi” yapabilir mi? Ülkesine, vatandaşına hizmet götürebilir mi?
Götüremez.
Götürebilmesi için önce Atatürk gibi yurdunun insanını sevmesi gerek.
Acılarını, kederlerini paylaşması gerek.
Sevgi bölüşme, paylaşma üzerine kurulmuştur.
Balzac, “Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır” der.
Çocuğuna askerlik yapmaması için 30 bin TL ödeyenler ya da “çürük raporu” alanlar, şehit analarının hayatını nasıl yaşasın, yürek yangınını nerden bilsin.
Yıllarını, gençliğini eğitime, öğretime vermiş, çeşitli güçlükler altında okumuş, öğretmen olmuş bir gencin “Hayatını yaşayamayan” bir Milli Eğitim Bakanı” elbette, atanma bekleyen öğretmenleri “Cami önünde yem bekleyen güvercinlere” benzetir.
Ya da kendisinden iş isteyen bir öğretmene Gençlik ve Spor Bakanının verdiği yanıtı verir:
“O konuda net söylüyoruz, her mezunu devletin alma gibi bir görevi yok…” Bu sözler üzerine öğrenci, sitemle, “O zaman almasınlar üniversiteye”, deyince, “O zaman gelmesinler, hiç benimle polemiğe girme…”
Ama o, imamları devlet dairelerine doldururken böyle söylemiyor…
O zaman adama sormazlar mı? “Peki, sen, vatandaşının sorunlarını çözmeyecektin, çözemeyecektin de neden hükümet oldun? Bir bakanın bir vatandaşına ‘O zaman üniversiteye gelmesinler’ deme hakkı ve hukuku var mıdır?”
Sen sadece Amerikaya hizmet etmek için, komşularla savaş çıkarmak için mi hükümet oldun? Cumhuriyet, Atatürk yıkıcılığı için mi hükümet oldun?
Şu bir gerçek ki bugüne değin bu ülke sizin gibi sevgisiz, sizin gibi acımasız bir iktidar görmedi.
50 kuruşluk CD’lerle ordunun yarısını zindanlara attınız.
Ama tüm yazılarımda yinelediğim gibi, yeniden vurguluyorum: Tüm sevgisiz, acımasız, faşist iktidarların sonu ne oldu ise AKP’nin de sonu o olacaktır.
Taşıma suyla değirmen dönmez çünkü.
Sadaka ekonomileri ile sahte düşman masalları ile korku imparatorlukları ile devlet yönetilmez. Yönetilemez.
Geldiğiniz gibi gideceksiniz…

Yorum Gönder