KCK ve dikta meselesi...
Bir dönem, hükümetler için "Türki Cumhuriyetlerle Kurulacak İlişkiler" üzerine raporlar hazırlayan Profesör Büşra Ersanlı ile Yayıncı Ragıp Zarakolu’nun yanı sıra 42 kişinin tutuklandığı KCK operasyonu, üzerinde “ciddiyetle” düşünmemiz gereken bir gerçeği yeniden hatırlattı. Mevcut Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312. Maddesi ve uzantıları ile yürürlükteki Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 5 ve 7. maddeleri, her an herkesi “terörist” kategorisine sokabilir. “Terör örgütü üyesi olmadığı halde, örgütün propagandasını yapmak” gibi “ucu açık ve muğlak” bir madde, “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi” dediğiniz için yargılanmanıza yol açabilir.
Belli ki; Büşra Ersanlı ile Ragıp Zarakolu da bu maddenin ‘kurbanı’ oldular! Yasadışı KCK örgütü yapılanması içinde yer aldıkları iddiasıyla gözaltına alınan Ersanlı ve Zarakolu’na gözaltında yöneltilen sorular, ne demek istediğimizi kanıtlar nitelikte... Ersanlı’ya gözaltındayken, “Neden BDP’nin Siyaset Akademesi’nde ders verdiniz?” diye soruluyor. Zarakolu’na yöneltilen “suçlama” ise daha ilginç... Polis, Zarakolu’na “Akademinin açılışına niye katıldınız?” diyor. Zira; polise göre, bu etkinlikleri, PKK’nın üst örgütlenmesi olan KCK yaptırıyor. Ersanlı ve Zarakolu da bu etkinliklerde yer aldıkları için, dolayısıyla “KCK” adına faaliyet gösteriyor.
Oysa; ortada garip bir durum var. Siyaset Akademisi, “yasal” bir parti olan BDP’nin etkinliklerinden sadece biri...
Parlamentoda 36 milletvekili olan BDP’nin etkinliğine katılmak, ‘’terör örgütüne hizmet etmek” olarak nitelendiriliyor. BDP’nin etkinliğine katılmak “suç” olarak lanse edilirken, MİT yetkilileri ise Başbakan Erdoğan’ın emriyle, terör örgütü PKK’nın yöneticileriyle görüşüyor. Üstelik, deşifre olan bu görüşme, hükümetin tüm yetkililerince canhıraş bir şekilde savunuluyor.
PKK - CEMAAT GERİLİMİ...
Bu çelişki, PKK – BDP çevrelerinde “AKP bizi tasfiye etmek istiyor” kuşkusunu artırıyor. Fethulah Gülen Cemaati’ni de bu bağlamda suçlayan ve Gülen’e yönelik ağır eleştiriler yönelten aynı çevreler, “BDP ve PKK etkisizleştirilerek, bölgede AKP ve cemaatin önünün açılması hedefleniyor” yorumlarını yapıyor.
'KAHROLSUN AMERİKAN EMPERYALİZMİ' DEMEK BİLE SUÇ...
Bu, meselenin bir boyutu... Yazının girişinde dikkat çektiğimiz nokta ise, “gelecek açısından” kaygı verici. TCK 312 ile TMK’nın 5 ve 7. Maddeleri yüzünden yargılanan onlarca kişi var. Geride bıraktığımız günlerde, Önder Aytaç’la katıldığımız TV 8’deki Haber Aktif programında da anlattım. Yasal bir parti olan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üyeleri ile Tutuklu Aileleriyle Yardımlaşma Dayanışma Derneği (TAYAD) mensupları, Amerika ve İsrail’i eleştiren açıklamaları yüzünden yargılanıyor. Yöneltilen suçlama ise; “terör örgütünün propagandasını yapmak.” Savcıya göre, Amarika ve İsrail’e yönelik eleştirilerde dile getirilen ifadeler, yasadışı DHKP-C ile MLKP tarafından kullanılıyor. Açıklamayı yapan kişiler de bu yüzden örgüt propagandası yapıyor. Bu mantığa göre, Başbakan Erdoğan da her an bir savcının hedefi haline gelebilir...
KCK operasyonları da genelde bu minval üzerinden yürüyor.
KCK davasından tutuklu birçok kişi; TCK 312 ile TMK’nın 5 ve 7. Maddesinin yorumları yüzünden kolayca gözaltına alınıp tutuklanabiliyor. Kuşkusuz; bu maddelerin “geniş kapsamda” yorumlanması, beraberinde bazı tartışmaları da getiriyor. “AKP, ulusalcılardan sonra şimdi de bölgedeki muhaliflerini mi etkisizleştiriyor?” sorusu daha çok sorulmaya başlanıyor. Bu sorular da mutlaka sorulacak ve cevapları alınacaktır. Ancak soru sorarken, TCK ve TMK’nın ilgili maddelerinin bir an önce değiştirilmesi gerektiği de gündeme alınmalıdır.
NAGEHAN ALÇI VE MEHMET METİNER NEDEN KONUŞTU?
CNN Türk’te program yapan Akşam Gazetesi Yazarı Nagehan Alçı’nın dile getirdiği “Atatürk diktatördü” sözü, fırtına kopardı. Milyonlarca kişi, Alçı’ya “haklı” bir tepki gösterdi. Atatürk’ü kulaktan dolma bilgilerle değerlendiren ve “döneme uygun” bir yorum yapan Alçı’ya ilişkin görüşlerimi, her Radyo Box’ta, hem de Halk TV’de ifade ettim. Burada sizinle de paylaşmak istiyorum:
Nagehan Alçı eğer bir dikta eleştirisi yapacaksa, aynasını önce desteklediği iktidara tutması yeterli olacaktır. 8 milletvekili ile 66 gazetecinin tutuklu olduğu bir ülkede, demokrasiden bahsetmek, Atatürk’ü ise dönemin koşullarından bağımsız ele alıp yaftalamaya çalışmak, ahlaki bir tutum değildir!
Alçı, Atatürk’e yönelik suçlamaları dile getirmeden önce, AKP’nin oluşturduğu “sivil dikta”ya itiraz etmelidir. İMKB’nin bile KHK yöntemiyle hükümet kontrolüne alındığı bir dönemde susmak, günlük çıkarları için iktidara destek vermek ve iktidarla ilişkilerini sıkı tutabilmek için Atatürk’ü hedef almak bilimsel namusla da bağdaşmaz.
Medya patronlarını karşısına tespih tanesi gibi dizip talimatlar yağdıran Başbakan’a demokrat, çürümüş Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden Cumhuriyet kuran ve “çok partili rejime geçmeye çalışan ” Atatürk’e “diktatör” demek için insanda insaf duygusunun olması gerekir. O Atatürk ki; hiçbir sosyolojik, hukuki ve ekonomik gereklilik yokken, “çok partili rejim”e geçmeye çalışıyordu. Mevcut Erdoğan yönetimi ise rakibi olan partileri tasfiye ederek “tek parti” hakimiyetini sağlamaya çalışıyor.
Söylenecek aslında çok fazla söz var ama şimdilik burada bırakalım.
Nagehan Alçı ile AKP milletvekili Mehmet Metiner’in gündeme getirdiği “dikta – faşizm” örnekleri için tarihe uzanmamıza ve polemiğe girmemize gerek yok. Tarihe değil, günümüze bakmamız yeterli...
Metiner, kendisini Erdoğan’a affettirebilmek için bin takla atarken, İnönü’ye saldırarak puan toplayabileceğini sanıyor. İnönü’ye “tek adam” diyen Metiner, Emine Erdoğan’ın önünde iki büklüm olduğunu unuttuğumuzu sanıyor. Başbakan Erdoğan’ın ayağına giden ve özür üstüne özür dileyen Metiner’i İnönü görse, sanırım o iki ünlü sözünü bir cümlede birleştirir ve şöyle söylerdi: “Hadi canım sen de! Seni ben bile kurtaramam...”
Yorum Gönder